,, ,

Hainleri Sevmek Mecburiyetinde Değilim: Müsavat Dervişoğlu’ndan Masaya Oturanlara Net Tepki!

Siyaset 04.07.2026 - 14:36, Güncelleme: 04.07.2026 - 14:36 154 kez okundu.
 

Hainleri Sevmek Mecburiyetinde Değilim: Müsavat Dervişoğlu’ndan Masaya Oturanlara Net Tepki!

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen sürece tepki göstererek “Benim isyanım; bir katilden kravatlı bir siyaset adamı yaratmaya çalışmalarıdır” dedi. Terör örgütü elebaşı Öcalan’ın sürecin her noktasında çözüm aktörü olarak dayatıldığını savunan Dervişoğlu, “Türkiye'de yaşayan hiç kimseyle hiçbir husumetim yok ama hainleri sevmek mecburiyetinde değilim, nokta.” ifadelerini kullandı. Dervişoğlu’nun “Beni tek bir Kürt’le dahi düşman edemezler. Bu topraklarda yaşayan, vatanını seven, bayrağını benimseyen hiç kimseyle bu memleketin hiçbir ferdini düşman edemeyecekler. Ömrüm boyunca o düşmanlığı yaratanlarla mücadele edeceğim” şeklindeki sözleri de dikkat çekti.
Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirdikleri mitingi süreç karşıtı olarak gören iktidar cephesinden “Analar 40 yıldır ağlıyor. Bundan sonra ağlamasın diye mücadele ediyoruz” şeklinde değerlendirmeler geldiği hatırlatılan Dervişoğlu, “Türkiye'de hiçbir annenin gözyaşına dayanamam. Öncelikle ‘analar ağlamasın’ düşüncesinin üzerine inşa edilmiş siyasi projeleri reddediyorum. Türkiye'de insanların sevgiyle kucaklaşmasını benden fazla hiç kimse isteyemez. Benim karşı olduğum şey referans noktalarıdır. Türkiye 50 yıldır bu belayla uğraşıyor. Bu belanın hangi gerekçelerle ve kimler tarafından çıkarıldığını, bunun nasıl bir kardeş kavgasına dönüştürülmek istendiğini yaşayıp görmüş biriyim. Ben, böyle bir sorunun gerçek müsebbiplerinin, suçlularının, faillerinin ve hükümlülerinin böyle bir sorunun çözülebilmesi noktasında referans tayin edilmelerine karşıyım. Türkiye’ye açtıkları savaştan vazgeçmediklerini söylüyorlar “Bu belayı başımıza musallat edenlerle masada oturur ve bunun çözümünü ararsanız, iki şeye dikkat edeceksiniz” diyen Dervişoğlu, “İlk olarak silahlı mücadeleyi terk etmiş olacaklar. İkinci olarak Türkiye ve Türk milletine karşı olan hasmane tutumlarından vazgeçmiş olacaklar. Şimdi bu örgüt silahlarını bırakmıyor. Bunu ben söylemiyorum. Bütün bunlar; Milli Güvenlik Kurulu’nda, devletin istihbarat organlarında, emniyet teşkilatında konuşuluyor. Ayrıca Türkiye’ye açtıkları savaştan da vazgeçmediklerini söylüyorlar.” değerlendirmesini yaptı. “Benim isyanım; bir katilden kravatlı bir siyaset adamı yaratmaya çalışmalarıdır” Dervişoğlu, “Benim isyanım; bir terör hükümlüsünün, bütün bu işlerin müsebbibinin bu işin çözümünde yol gösterici bir müzakereciye dönüştürülmesidir. Benim isyanım; Abdullah Öcalan denen caninin kurucu önder diye tanımlanmasıdır. Benim isyanım; ona statü arayanlaradır. Benim isyanım; bir katilden takım elbiseli ve kravatlı bir siyaset adamı yaratmaya çalışmalarıdır. Dünyanın hiçbir yerinde bunu yapamazsınız. Fransa’da1992 senesinde yakalanan Çakal Carlos diye bir adam var. Fransa hükümetine ya da meclisine ‘Gelin bu meseleyi halledelim, onu da serbest bırakalım’ diyebilir misiniz? Onun serbest bırakılmasını arzulayabilir misiniz? Türkiye elbette ki bu terör belasından kurtulmak mecburiyetindedir. Dolayısıyla Türkiye; birliğine, beraberliğine, kardeşliğine karşı hasmane tutum takınan herkese karşı gerçek bir devlet aklıyla mücadele edebilmeyi becerebilmelidir. Ama Ege adalarının savunma stratejisini Yunan generalleriyle birlikte hazırladığınızı düşünebilir misiniz? Buradan bir sonuç çıkar mı? Olmayacak şeylerin peşinde koşulması; Cumhuriyete, Cumhuriyetin değerlerine yönelik saldırılara kutsiyet atfedilmesi; Türk milletine yöneltilmiş silaha masumiyet atfedilmesi… Benim karşı olduğum bunlardır Türk millet değerlerini kaybetmedi Üniter devlet yapısının bir karşı saldırıya muhatap kılındığını savunan Dervişoğlu, “Devletin yapısı tartışılmaktadır. Üniter devlet, kurduğumuz Cumhuriyet’in en önemli vasıflarından biridir. Tek millet, farklı köklerden gelinmiş olmasına rağmen başkasının pozisyonunu hiçbir şekilde incitmeden millet olma hüviyetini bize kazandırmıştır. Biz zaten Suriye’den, Irak’tan ayıran da odur, milli kimliğimizdir. Milli kimlik tehdit altında, üniter devlet tehdit altındadır. ‘Demokratik cumhuriyet istiyoruz’ da diyorlar. ‘Eşitlik istiyoruz’ diyorlar. Ama biri de çıkıp eşit olmadığımız alanı gösteremiyor. Milletvekili olunabiliyor, hangi kökenden olursanız olun cumhurbaşkanı olunabiliyor. Vali, kaymakam, genel müdür olunabiliyor. Böyle bir eşitlik denizinde yüzüyoruz. İstismar edilmemesi hâlinde istifade edilmesi mümkün hürriyetlere sahibiz. Ama Türkiye’nin üniter yapısını zaafa uğratabilecek federalizme ya da federasyona gitmeye vesile kılabilecek sözlerin meşrulaşmasına vesile olmuştur. En başında bu uyarıyı yaptım: Türkiye'nin değerlerini tartıştıracaksınız. Türkiye'nin değerleri tartışmaya açıldıktan sonra macun tüpten çıkar ve yapacak bir şey kalmaz derseniz ve Türk milleti çaresiz kalır diye düşünürseniz; ben Türk milleti henüz gitmemiştir, Türk milleti değerlerini zannettiğiniz kadar kaybetmemiştir, dolayısıyla Türk milleti dimdik ayaktadır diye karşı çıktım. Hainleri sevmek mecburiyetinde değilim Dervişoğlu, “Önüme bu sorunu çözebilecek makul şeyler getirilsin ve bir ciddi tartışma masası açılsın; elbette ki bunun yanındayım ama Abdullah Öcalan’ın önderliğinde, onun taleplerini karşılayacak bir biçimde -ki bunun ciddi delilleri var. Komisyonu isteyen Abdullah Öcalan’dır. Bu yeni değildir. Önceden istemiştir. Statüyü isteyen Abdullah Öcalan’dır. Yeni değil, önceden istemiştir. Yasal düzenlemeler Abdullah Öcalan tarafından talep edilmiştir. Abdullah Öcalan’ın örgütünün siyasi uzantısı olan partinin de feveranlarından bu bellidir. Sürecin her tarafına Abdullah Öcalan’ı bir çözüm aktörü olarak dayatıyorlar. Ben bir katilin, yarattığı sorunları çözüyor diye alkışlanabileceği bir Türkiye hayali ile yetişmedim. Ben bu büyük milletin çok büyük sıkıntılar gördüğüne şahit oldum ve bu sıkıntıları da kendi azim ve kararıyla açtığını zaten tarih kaydetmiştir. Türkiye'de yaşayan hiç kimseyle benim hiçbir husumetim yok ama ben hainleri sevmek mecburiyetinde değilim, nokta.” diye ekledi. “Türkiye bütün bu belalara stratejik derinlik diyerek girdi” Türkiye’nin jeopolitiğinden kaynaklı dezavantajları olduğu gibi doğru yönetilmesi halinde dezavantajlarını avantaja çevirebilme kabiliyetinin de bulunduğunu söyleyen Dervişoğlu, “Bütün bunların gerçekleştirilebilmesi için Türkiye'nin öncelikle dış politika alanında ihtiyatı elden bırakmayan aktif bir politikaya ihtiyaç duyduğu gerçeğini kabulleneceksiniz. Kendinizi buralarda birtakım maceralara kaptırmayacaksınız. Türkiye bütün bu belalara stratejik derinlik diyerek girdi. Ondan sonra da İsrail’in içinde bulunduğu ve onun hedeflerini gerçekleştirmeye elverişli kılabilecek Büyük Ortadoğu Projesine dahil olarak girdi buraya. Hatta bu ülkeyi yönetenlerin Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanlığının büyüsüne kapıldığı dönemler ve süreçler yaşadık Milli kimliği ve devlet yapısını güçlendirmek gerekir “Türkiye’de olmayan bir belayı varmış gibi gösterip, emperyalist emelleriyle bölge coğrafyasında var olanların değirmenine su taşımaktan da azami ölçüde uzak durmak gerekir” diyen Dervişoğlu, “’Biz bu meseleyi yapıyoruz ama Suriye'de bunlar oluyor, İran'da bunlar oluyor, Irak'ta da bunlar oluyor’ diye bir çıkış yolu bulamazlar. Suriye'de yaşayan Kürtlerin, kimlik kartı yoktur. Irak'ta yaşayan Kürtlerin, seçmen olma hakkı yoktur. İran’da yaşayan Kürtlerin, memur olma hakkı yoktur. Türkiye bunların hangisini vatandaşlarından esirgemiştir. Bölgedeki gelişmelere bağlı olarak yapılması gereken şey; milli kimliği ve devlet yapısını güçlendirmektir. Peki bunun altını neden çiziyorum. Saldırı milli kimliğe, devlet yapısına ve demokrasiyedir. Bunu söyleyen bölge valisi görevi yapan Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisidir. Bize demokrasiyi bile çok gördüğünü, hatta bu bölgenin insanına, demokrasiden ziyade müşfik monarşinin daha uygun olduğunu da ifade etmiştir.” dedi. “Beni tek bir Kürt’le dahi düşman edemezler” Dervişoğlu, “Beni tek bir Kürt’le bile düşman edemezler. Bu topraklarda yaşayan, kimliğine sahip, vatanını seven, bayrağını benimseyen hiç kimseyle bu memleketin hiçbir ferdini düşman edemeyecekler. En azından ben bütün bir ömrüm boyunca o düşmanlığı yaratanlarla mücadele edeceğim” şeklinde konuştu. Siyasi partilere kayyumlar atanıyor İktidar cephesinden gelen “Türkiye’nin muhalefet sorunu var” şeklindeki değerlendirmeler sorulan Dervişoğlu, “Mevcut iktidarın ve Sayın Erdoğan'ın muhalefeti kamulaştırma maharetine sahip olduğunu söyleyebilirim. Cumhurbaşkanı biliyorsunuz her yere kayyum atamaya meraklı. Siyasi partilere de kayyumlar atanıyor. İlk kayyumun nereye atandığını da herkes biliyor. Dolayısıyla o alanın nasıl kamulaştırıldığına da Türkiye şahitlik etmiştir. Şimdi de aynı şey Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik olarak yapılmıştır. ‘Bizim bir alakamız yok’ diyorlar. Sizin bir alakanızın olup olmaması önemli değil. Önemli olan sizin yönettiğiniz ülkede bunların yaşanmasıdır. Ülkenin iktidarının sahibi sıfatıyla bu sorunların çözümünden sorumlusunuz” dedi. “Türkiye’nin muhalefetten kaynaklı sorunları elbette olabilir ama…” Mutlak butlan kararının CHP’nin iç meselesi olarak görülmesine karşı çıkan Dervişoğlu, “Bir asliye hukuk mahkemesi kararıyla üç buçuk sene önceki kongre iptal ediliyor. Siz, ben ya da bir başkası; hükümetin ya da sarayın müdahalede bulunduğu herhangi bir davadan, hak ile hukuk ile adalet ile yüzünüzün akıyla çıkamayacağınız endişesiyle yaşıyorsunuz. Bu ülkede yaşayan insanlar, eğer bu endişeden muzdarip ise o zaman bu ülkeyi yönetenler kendine bakmalıdır. Dolayısıyla Türkiye’nin muhalefetten kaynaklı sorunları elbette olabilir ama asıl sorun iktidardan kaynaklanmaktadır. İnşallah bu millet, samimiyetiyle siyaset yapanların çerçevesini belirlediği doğrular üzerinden hem Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı hem de onun iktidarını uyaracaktır. Bu da demokrasilerde sandıkla olur” ifadelerini kullandı. “Anayasa, Cumhurbaşkanı’nın namusuna emanettir Recep Tayyip Erdoğan’ın olası cumhurbaşkanlığı adaylığına değinen Dervişoğlu, “Anayasa iki kere seçebilirsin diyor. İki kere seçilebilirsin diyen bu Anayasa’ya rağmen mevcut cumhurbaşkanı üç defa seçilmiştir. Bu Anayasa sayın Cumhurbaşkanı’nın namusuna emanettir. İster arkasından dolansın ister gereğini yerine yapsın. Elâzığ’dan verdiğim en büyük mesaj da bu olsun” şeklinde konuştu.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen sürece tepki göstererek “Benim isyanım; bir katilden kravatlı bir siyaset adamı yaratmaya çalışmalarıdır” dedi. Terör örgütü elebaşı Öcalan’ın sürecin her noktasında çözüm aktörü olarak dayatıldığını savunan Dervişoğlu, “Türkiye'de yaşayan hiç kimseyle hiçbir husumetim yok ama hainleri sevmek mecburiyetinde değilim, nokta.” ifadelerini kullandı. Dervişoğlu’nun “Beni tek bir Kürt’le dahi düşman edemezler. Bu topraklarda yaşayan, vatanını seven, bayrağını benimseyen hiç kimseyle bu memleketin hiçbir ferdini düşman edemeyecekler. Ömrüm boyunca o düşmanlığı yaratanlarla mücadele edeceğim” şeklindeki sözleri de dikkat çekti.

Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirdikleri mitingi süreç karşıtı olarak gören iktidar cephesinden
“Analar 40 yıldır ağlıyor. Bundan sonra ağlamasın diye mücadele ediyoruz” şeklinde
değerlendirmeler geldiği hatırlatılan Dervişoğlu, “Türkiye'de hiçbir annenin gözyaşına
dayanamam. Öncelikle ‘analar ağlamasın’ düşüncesinin üzerine inşa edilmiş siyasi projeleri
reddediyorum. Türkiye'de insanların sevgiyle kucaklaşmasını benden fazla hiç kimse isteyemez.
Benim karşı olduğum şey referans noktalarıdır. Türkiye 50 yıldır bu belayla uğraşıyor. Bu
belanın hangi gerekçelerle ve kimler tarafından çıkarıldığını, bunun nasıl bir kardeş kavgasına
dönüştürülmek istendiğini yaşayıp görmüş biriyim. Ben, böyle bir sorunun gerçek
müsebbiplerinin, suçlularının, faillerinin ve hükümlülerinin böyle bir sorunun çözülebilmesi
noktasında referans tayin edilmelerine karşıyım.


Türkiye’ye açtıkları savaştan vazgeçmediklerini söylüyorlar


“Bu belayı başımıza musallat edenlerle masada oturur ve bunun çözümünü ararsanız, iki şeye
dikkat edeceksiniz” diyen Dervişoğlu, “İlk olarak silahlı mücadeleyi terk etmiş olacaklar. İkinci
olarak Türkiye ve Türk milletine karşı olan hasmane tutumlarından vazgeçmiş olacaklar. Şimdi
bu örgüt silahlarını bırakmıyor. Bunu ben söylemiyorum. Bütün bunlar; Milli Güvenlik
Kurulu’nda, devletin istihbarat organlarında, emniyet teşkilatında konuşuluyor. Ayrıca
Türkiye’ye açtıkları savaştan da vazgeçmediklerini söylüyorlar.” değerlendirmesini yaptı.
“Benim isyanım; bir katilden kravatlı bir siyaset adamı yaratmaya çalışmalarıdır”
Dervişoğlu, “Benim isyanım; bir terör hükümlüsünün, bütün bu işlerin müsebbibinin bu işin
çözümünde yol gösterici bir müzakereciye dönüştürülmesidir. Benim isyanım; Abdullah Öcalan
denen caninin kurucu önder diye tanımlanmasıdır. Benim isyanım; ona statü arayanlaradır.
Benim isyanım; bir katilden takım elbiseli ve kravatlı bir siyaset adamı yaratmaya çalışmalarıdır.
Dünyanın hiçbir yerinde bunu yapamazsınız. Fransa’da1992 senesinde yakalanan Çakal Carlos
diye bir adam var. Fransa hükümetine ya da meclisine ‘Gelin bu meseleyi halledelim, onu da
serbest bırakalım’ diyebilir misiniz? Onun serbest bırakılmasını arzulayabilir misiniz? Türkiye
elbette ki bu terör belasından kurtulmak mecburiyetindedir. Dolayısıyla Türkiye; birliğine,
beraberliğine, kardeşliğine karşı hasmane tutum takınan herkese karşı gerçek bir devlet aklıyla
mücadele edebilmeyi becerebilmelidir. Ama Ege adalarının savunma stratejisini Yunan generalleriyle birlikte hazırladığınızı düşünebilir misiniz? Buradan bir sonuç çıkar mı?
Olmayacak şeylerin peşinde koşulması; Cumhuriyete, Cumhuriyetin değerlerine yönelik
saldırılara kutsiyet atfedilmesi; Türk milletine yöneltilmiş silaha masumiyet atfedilmesi… Benim
karşı olduğum bunlardır


Türk millet değerlerini kaybetmedi


Üniter devlet yapısının bir karşı saldırıya muhatap kılındığını savunan Dervişoğlu, “Devletin
yapısı tartışılmaktadır. Üniter devlet, kurduğumuz Cumhuriyet’in en önemli vasıflarından biridir.
Tek millet, farklı köklerden gelinmiş olmasına rağmen başkasının pozisyonunu hiçbir şekilde
incitmeden millet olma hüviyetini bize kazandırmıştır. Biz zaten Suriye’den, Irak’tan ayıran da
odur, milli kimliğimizdir. Milli kimlik tehdit altında, üniter devlet tehdit altındadır. ‘Demokratik
cumhuriyet istiyoruz’ da diyorlar. ‘Eşitlik istiyoruz’ diyorlar. Ama biri de çıkıp eşit olmadığımız
alanı gösteremiyor. Milletvekili olunabiliyor, hangi kökenden olursanız olun cumhurbaşkanı
olunabiliyor. Vali, kaymakam, genel müdür olunabiliyor. Böyle bir eşitlik denizinde yüzüyoruz.
İstismar edilmemesi hâlinde istifade edilmesi mümkün hürriyetlere sahibiz. Ama Türkiye’nin
üniter yapısını zaafa uğratabilecek federalizme ya da federasyona gitmeye vesile kılabilecek
sözlerin meşrulaşmasına vesile olmuştur. En başında bu uyarıyı yaptım: Türkiye'nin değerlerini
tartıştıracaksınız. Türkiye'nin değerleri tartışmaya açıldıktan sonra macun tüpten çıkar ve
yapacak bir şey kalmaz derseniz ve Türk milleti çaresiz kalır diye düşünürseniz; ben Türk milleti
henüz gitmemiştir, Türk milleti değerlerini zannettiğiniz kadar kaybetmemiştir, dolayısıyla Türk
milleti dimdik ayaktadır diye karşı çıktım.


Hainleri sevmek mecburiyetinde değilim


Dervişoğlu, “Önüme bu sorunu çözebilecek makul şeyler getirilsin ve bir ciddi tartışma masası
açılsın; elbette ki bunun yanındayım ama Abdullah Öcalan’ın önderliğinde, onun taleplerini
karşılayacak bir biçimde -ki bunun ciddi delilleri var. Komisyonu isteyen Abdullah Öcalan’dır.
Bu yeni değildir. Önceden istemiştir. Statüyü isteyen Abdullah Öcalan’dır. Yeni değil, önceden
istemiştir. Yasal düzenlemeler Abdullah Öcalan tarafından talep edilmiştir. Abdullah Öcalan’ın
örgütünün siyasi uzantısı olan partinin de feveranlarından bu bellidir. Sürecin her tarafına
Abdullah Öcalan’ı bir çözüm aktörü olarak dayatıyorlar. Ben bir katilin, yarattığı sorunları
çözüyor diye alkışlanabileceği bir Türkiye hayali ile yetişmedim. Ben bu büyük milletin çok
büyük sıkıntılar gördüğüne şahit oldum ve bu sıkıntıları da kendi azim ve kararıyla açtığını zaten
tarih kaydetmiştir. Türkiye'de yaşayan hiç kimseyle benim hiçbir husumetim yok ama ben
hainleri sevmek mecburiyetinde değilim, nokta.” diye ekledi.
“Türkiye bütün bu belalara stratejik derinlik diyerek girdi”
Türkiye’nin jeopolitiğinden kaynaklı dezavantajları olduğu gibi doğru yönetilmesi halinde
dezavantajlarını avantaja çevirebilme kabiliyetinin de bulunduğunu söyleyen Dervişoğlu, “Bütün
bunların gerçekleştirilebilmesi için Türkiye'nin öncelikle dış politika alanında ihtiyatı elden
bırakmayan aktif bir politikaya ihtiyaç duyduğu gerçeğini kabulleneceksiniz. Kendinizi
buralarda birtakım maceralara kaptırmayacaksınız. Türkiye bütün bu belalara stratejik derinlik
diyerek girdi. Ondan sonra da İsrail’in içinde bulunduğu ve onun hedeflerini gerçekleştirmeye
elverişli kılabilecek Büyük Ortadoğu Projesine dahil olarak girdi buraya. Hatta bu ülkeyi
yönetenlerin Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanlığının büyüsüne kapıldığı dönemler ve
süreçler yaşadık

Milli kimliği ve devlet yapısını güçlendirmek gerekir


“Türkiye’de olmayan bir belayı varmış gibi gösterip, emperyalist emelleriyle bölge
coğrafyasında var olanların değirmenine su taşımaktan da azami ölçüde uzak durmak gerekir”
diyen Dervişoğlu, “’Biz bu meseleyi yapıyoruz ama Suriye'de bunlar oluyor, İran'da bunlar
oluyor, Irak'ta da bunlar oluyor’ diye bir çıkış yolu bulamazlar. Suriye'de yaşayan Kürtlerin,
kimlik kartı yoktur. Irak'ta yaşayan Kürtlerin, seçmen olma hakkı yoktur. İran’da yaşayan
Kürtlerin, memur olma hakkı yoktur. Türkiye bunların hangisini vatandaşlarından esirgemiştir.
Bölgedeki gelişmelere bağlı olarak yapılması gereken şey; milli kimliği ve devlet yapısını
güçlendirmektir. Peki bunun altını neden çiziyorum. Saldırı milli kimliğe, devlet yapısına ve
demokrasiyedir. Bunu söyleyen bölge valisi görevi yapan Amerika Birleşik Devletleri
Büyükelçisidir. Bize demokrasiyi bile çok gördüğünü, hatta bu bölgenin insanına, demokrasiden
ziyade müşfik monarşinin daha uygun olduğunu da ifade etmiştir.” dedi.
“Beni tek bir Kürt’le dahi düşman edemezler”
Dervişoğlu, “Beni tek bir Kürt’le bile düşman edemezler. Bu topraklarda yaşayan, kimliğine
sahip, vatanını seven, bayrağını benimseyen hiç kimseyle bu memleketin hiçbir ferdini düşman
edemeyecekler. En azından ben bütün bir ömrüm boyunca o düşmanlığı yaratanlarla mücadele
edeceğim” şeklinde konuştu.


Siyasi partilere kayyumlar atanıyor


İktidar cephesinden gelen “Türkiye’nin muhalefet sorunu var” şeklindeki değerlendirmeler
sorulan Dervişoğlu, “Mevcut iktidarın ve Sayın Erdoğan'ın muhalefeti kamulaştırma maharetine
sahip olduğunu söyleyebilirim. Cumhurbaşkanı biliyorsunuz her yere kayyum atamaya meraklı.
Siyasi partilere de kayyumlar atanıyor. İlk kayyumun nereye atandığını da herkes biliyor.
Dolayısıyla o alanın nasıl kamulaştırıldığına da Türkiye şahitlik etmiştir. Şimdi de aynı şey
Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik olarak yapılmıştır. ‘Bizim bir alakamız yok’ diyorlar. Sizin
bir alakanızın olup olmaması önemli değil. Önemli olan sizin yönettiğiniz ülkede bunların
yaşanmasıdır. Ülkenin iktidarının sahibi sıfatıyla bu sorunların çözümünden sorumlusunuz” dedi.
“Türkiye’nin muhalefetten kaynaklı sorunları elbette olabilir ama…”
Mutlak butlan kararının CHP’nin iç meselesi olarak görülmesine karşı çıkan Dervişoğlu, “Bir
asliye hukuk mahkemesi kararıyla üç buçuk sene önceki kongre iptal ediliyor. Siz, ben ya da bir
başkası; hükümetin ya da sarayın müdahalede bulunduğu herhangi bir davadan, hak ile hukuk ile
adalet ile yüzünüzün akıyla çıkamayacağınız endişesiyle yaşıyorsunuz. Bu ülkede yaşayan
insanlar, eğer bu endişeden muzdarip ise o zaman bu ülkeyi yönetenler kendine bakmalıdır.
Dolayısıyla Türkiye’nin muhalefetten kaynaklı sorunları elbette olabilir ama asıl sorun
iktidardan kaynaklanmaktadır. İnşallah bu millet, samimiyetiyle siyaset yapanların çerçevesini
belirlediği doğrular üzerinden hem Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı hem de onun iktidarını
uyaracaktır. Bu da demokrasilerde sandıkla olur” ifadelerini kullandı.
“Anayasa, Cumhurbaşkanı’nın namusuna emanettir

Recep Tayyip Erdoğan’ın olası cumhurbaşkanlığı adaylığına değinen Dervişoğlu, “Anayasa iki
kere seçebilirsin diyor. İki kere seçilebilirsin diyen bu Anayasa’ya rağmen mevcut
cumhurbaşkanı üç defa seçilmiştir. Bu Anayasa sayın Cumhurbaşkanı’nın namusuna emanettir.
İster arkasından dolansın ister gereğini yerine yapsın. Elâzığ’dan verdiğim en büyük mesaj da bu
olsun” şeklinde konuştu.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve newsfindy.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.