Gökhan Günaydın, AKP’nin Taban Oyu %21’e Geriledi, İktidarın CHP’ye Saldırı Stratejisi Deşifre Edildi
Gökhan Günaydın, AKP’nin Taban Oyu %21’e Geriledi, İktidarın CHP’ye Saldırı Stratejisi Deşifre Edildi
Merkez Bankası bu yıl için öngördüğü faiz oranını yüzde 50 oranında revize etmek zorunda kaldı ve bunu ilk 4 ay içerisinde yaptı. Çünkü ilk 4 ayda yıl boyunca öngördüğü toplam faiz oranına neredeyse ulaşmıştı.
Bugün Merkez Bankası bu yıl için öngördüğü faiz oranını yüzde 50 oranında revize etmek zorunda kaldı ve bunu ilk 4 ay içerisinde yaptı. Çünkü ilk 4 ayda yıl boyunca öngördüğü toplam faiz oranına neredeyse ulaşmıştı.
Diğer taraftan yoksulluk, açlık sorunları, adalet sorunları memleketin yakıcı ve gerçek gündemi olarak kendisini her geçen gün daha fazla hissettiriyor. Pazarda yurttaşlar çürük sebze-meyve peşine düşmüşler, üretici iflas etmiş, emekli açlık sınırının altında yaşıyor.
Peki, bütün bunlara rağmen, bütün bunlara karşın memleketin boyalı basınının manşetleri neler? Memleketin boyalı ve yandaş basınının tek derdi var: Cumhuriyet Halk Partisi. Çünkü biliyorlar ki AKP’nin kararsızlar dağıtılmadan taban oyu yüzde 21’e kadar gerilemiştir ve bu çerçeve içerisinde halkın ve milletin gerçek gündemini tutan Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırmak, AKP’nin, onun araçsallaştırdığı yargının ve yandaşlaştırdığı basının temel görevi haline gelmiştir.
Biz şüphesiz sevgili arkadaşlar, Türkiye’nin gerçek gündeminin peşine düşeceğiz. Ancak buradaki iftiralara da yanıt verme zorunluluğu bulunuyor. Bakın “CHP’de ahlak krizi” diyerek iki tane kadın politikacı arkadaşımızın fotoğrafını basmışlar. Birisi 2018’de parti meclisi üyesi olan arkadaşımız, diğeri o tarihte hamile ve bir ilçede yönetim kurulu üyesi olan, Genel Merkezle hiçbir alakası olmayan şimdiki milletvekilimiz. Dün açıkladık bu tabloyu. Dün yalnızca açıklamakla kalmadık; Türkiye Büyük Millet Meclisinde sırasıyla Yeni Yol Grubu, İYİ Parti Grubu, MHP Grubu, DEM Grubu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, AKP Grubu her biri ayrı ayrı açıklama yaparak bu alçaklığı nefretle kınadı. Yetmedi. Türkiye Büyük Millet Meclisini yöneten Başkan Vekili bu konuyla ilgili Meclis Başkanlığını göreve çağırdı ve tüm milletvekillerine yönelik Meclisin saygınlığını yitirmesine neden olan bu alçak dili kınayan, kadın milletvekillerine yönelik de özellikle bu saldırıları nefretle kınayan bir ortak açıklama yaptılar.
Bu gösteriyor ki -samimi ya da değil- grubu bulunan 6 siyasal parti açıklama yapıyor, gerçeği ortaya koyuyor. Nedir o gerçek? 2018 yılında şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı çıkmak için bir milletvekili grubu Anadolu’yu dolaşıyor. O Anadolu’yu dolaşan milletvekillerinin arasında şu anda milletvekilimiz olan ve burada fotoğrafı olan kadın arkadaşımız yok. Çünkü o tarihte henüz ilçe yönetim kurulu üyesi, hamile ve ona alçak iftirayı atanlar bugün de onu gazeteye sekiz sütuna manşet yapabiliyorlar. Arkadaşlar bugünler geçer, yaptığınız alçaklıkta boğulursunuz. Bu kadar açık söyleyeyim.
Şimdi bir başka konu var. İşte Özel’in gece mesajları; arkadaşların üzerinde durdukları bir başka konu bu. Neymiş konu? Anlattıkları ne? Bir Youtube gazetecisi bir açıklama yapıyor ve arkasından da gazeteler bunun üzerine atlıyorlar. Bizim Ardahan Göle Belediye Başkanımız partisinden istifa etmiş, bağımsız kalmış; tam da bağımsız kaldığı bir dönemde Özgür Özel Genel Başkanımız ile belediye başkanının eşi arasında bir yazışma olduğu iddia ediliyor ve o yazışma da Genel Başkanın, belediye başkanının eşine “senin kocan erkek değil” dediği iddia ediliyor.
Peki, gerçek ne? Bakın elimde yazışma var. Yani KVKK uyarınca bunu gösteremiyorum ama WhatsApp mesajı elimizde. Mesaj atıyor belediye başkanının eşi: “Sayın Genel başkanım iyi akşamlar. Ben Ardahan Göle Belediye Başkanının eşiyim. Bu saatte rahatsız etmek istemezdim. Çok yoğun olduğunuzu biliyorum. Uygun olduğunuzda sizinle özel olarak görüşmek istiyorum. Teşekkür ederim” diyor. Bunun üzerine Genel Başkan kendisini arıyor, son derece nazik bir görüşme yapıyorlar ve görüşmeyi tamamlıyorlar.
Bugün bu iddialar ortaya atılınca CHP’nin Genel Başkanı kendisine bir mesaj atıyor: “… Hanım bu kadar da olmaz artık, Allah’tan korkun. Siz bana yukardaki mesajı attınız, ben de nezaketle sizi aradım, nezaketle de kapattık. Şimdi size eşiniz hakkında çirkin bir mesaj attığım gibi bir yalan okuyorum gazetelerde. Allah için söyleyin, ben bunu hak edecek ne yaptım size?” Bu Genel Başkanın mesajı.
Bu Genel Başkan’ın mesajına karşılık belediye başkanının eşinin mesajını okuyorum size: “Dün eşim Levent Gültekin’i aradı. Gerçekten çok çirkin. Böyle bir şey olmadığı, haberin çok çirkin bir iftira olduğunu söyledi. Levent Bey de özür dilemiş, bugün düzelteceğini söylemiş. İnanın ben de üzgünüm.”
Aldınız mı cevabınızı? Aldınız mı cevabınızı? Bu yalanın, bu alçaklığın bir sonu olmayacak mı? Nerenizden uyduruyorsunuz bu sözleri? Görülüyor ki böyle bir yazışma hiç olmamış. Tam tersine kendisine “beni bir arar mısınız?” diyen belediye başkanının eşine Genel Başkan dönmüş, nezaketle konuşmuşlar ve bugünkü karşılıklı mesajlaşmalardan da anlıyoruz ki, sayın belediye başkanının eşi de diyor ki: “Hiç böyle bir şey olmadı. Gerçekten biz de çok üzüldük ve bunun düzeltilmesini istedik. İlgili Youtube gazetecisi de düzelteceğini söyledi.” Bundan ibaret. Hiç mi utanmıyorsunuz?..
Bir başka konu Özkan Yalım.bb Etinden, sütünden, tırnağından, derisinden yararlanacaklar. İfade-1, ek ifade-2… O ek ifadenin görüntülerini Photoshop yapıp başka yerlere yayınla… Arkadaşlar bugün Sayın Genel Başkanın avukatları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bir başvuru yaptılar. Biliyorsunuz, silinenler de dahil olmak üzere tüm WhatsApp yazışmaları geri çağrılabiliyor. Sayın Özgür Özel ile Özkan Yalım arasında yapılan tüm WhatsApp yazışmalarının içeriğindeki fotoğraf ve görseller de dahil olmak üzere geri çağrılması ve dosyaya kazandırılması talep edilmiştir.
Niye yaptık bunu? Niye Genel Başkan bunu yaptı? Çünkü o mesajlarda söylenilmemiş sözler, o mesajlarda kullanılmamış fotoğraflar, ya başka fotoğraflar kullanılarak ya da mevcut fotoğraflar silinmek suretiyle bir başka algı yaratılmak sureti ile bir çabanın içerisine girilmiş. Söz edilen yazışmada akçalı bir konu kesinlikle yoktur. Bu WhatsApp yazışmaları dosyaya kazandırıldığında bu gerçek görülecektir. Bir kere daha bu manşetleri atanlar, bu haberleri yapanlar alçaklıkları ile baş başa kalacaklardır. Utanırlar mı? Ondan emin değilim ama alçaklıkları ile baş başa kalacaklardır.
Peki, Takvim’i gösteriyorum, Yeni Şafak’ı gösteriyorum… Hepsini gösteremiyorum kusura bakmayın. Çünkü 10 tane burada, 10 tane burada lazım; en az 20 tane bunun gibi yayın var. Biz ne yapacağız? Buralarda yazan, gece televizyonları beşe bölerek iftira kampanyasına katılanları suçlamakla mı yetineceğiz? Bunların sahibinin kim olduğunu biliyoruz, bunları kimlerin yönlendirdiğini biliyoruz ve yönlendirmeye ilişkin de bir kanıt var elimizde.
Bakın tutuklu ifadesi… Soruşturma dosyası gizli mi? Gizli soruşturma dosyasına sanığın avukatı erişemiyor, ceza avukatları erişemiyorlar ve erişememeleri de lazım zaten. Eğer dosya gizliyse ve soruşturmanın gizli olmasını gerektirir hukuki bir gerekçe varsa o gizliliğe uyulur. Peki, bu tutuklu ifadesi nasıl oluyor da Adalet Bakanlığının basın müşavirine atılabiliyor? Sanığın avukatına kapalı olan ifade nasıl oluyor da Adalet Bakanlığı basın müşavirine atılabiliyor? Bir daha soruyorum: Bu Adalet Bakanlığı basın müşavirinin adı ne? Yakup Halit Bulut. Ne yapıyor bu ifadeyi? Bu ifadeyi alıyor, ifadeyi aynen kullanmakla yetinmiyor, bir de ifadeye eklemeler, çıkarmalar yapıyor. Onların da altını böyle kırmızılarla çizmek gibi bir aşırı işlem, bir aşırı kendine güveninde sahip oluyor. Sonra bunu ne yapıyor? Sonra bunu işte buralara servis ediyor, soruşturmanın gizliliği Adalet Bakanlığı eli ile ihlal edilmiş oluyor.
Şimdi bu Yakup Halit Bulut’un kişisel bir eylemi midir? Yoksa Adalet Bakanlığı’na çöreklenmiş bir yapının sistemli bir faaliyeti midir? Doğrunun ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu memleket herkesin bildiği sırlarla yönetildi bugüne kadar. Doğrunun ne olduğunu hepimiz biliyoruz.
Peki, soralım: Bu dün Cumhuriyet Halk Partisi iletişim sayfasında ifşa edildiği anda WhatsApp grubunu kapattınız. Hiç utanmadınız mı? Suçüstü yakalandığınızı böylece bir kere daha teyit etmiş oldunuz. Peki, bu Yakup Halit Bulut’a ne yapıldı? Bu vatandaşın en azından bu faaliyet bakanlığı bağlamıyor ise eğer bu vatandaşın derhal kamu görevine son verilip, hangi statüde çalışıyorsa o statüsüne son verilip hakkında bir soruşturma açılması gerekmez mi? Gerekir. Nerede? Hukuk devletinde. Başka bir şey söylemeye gerek var mı? Biz bunlarla uğraşacağız öyle mi?..
Arkadaşlar milletimden özür diliyorum, basın toplantısına böyle başlamak zorunda kaldım. Ancak iftiralara yanıt vermek zorundayız. Türkiye’nin gerçek gündeminin bu olmadığını hepimiz biliyoruz.
Dönelim Türkiye’nin gerçek gündemine: Bu memlekette bir Merkez Bankası var, bir de dezenflasyon programı uygulanıyor, öyle mi? 34 aydır uygulanan dezenflasyon programı var. Bu dezenflasyon programı 35-36 dan aldığı enflasyon oranını aşağı yukarı sabitte tutabildi. Bugün itibarıyla Türkiye’nin enflasyonu yüzde 33’ün üzerindedir. Demek ki 2,5 yılı aşan bu dezenflasyon programı, gerisinde çalışan emekçi sınıflar açısından tam bir yıkım bırakmıştı, reel sektör açısından tam bir yıkım bırakmıştır ama enflasyonda en ufak bir gerileme yaratamamıştır. Bugün memlekette tekstil sektörü can vermek üzeredir. Bunu aylarca evvel size çok yakın olan iş adamları söylemişlerdi. Fabrikayı taşıyabilen Mısır’a fabrikayı taşıyıp canını kurtarıyor, taşıyamayan fabrikayı kapatıyor. 700-800 bin tekstilde çalışan işçi işini kaybetmiş, geniş tanımlı işsizlik Türkiye’de rekor kırmış. Ama biz işte bu manşetlerle oyalanıyoruz.
2026’da 16 öngörmüşsün Merkez Bankası, ilk 4 ayda 14.5 olmuş, ilk 4 ayda… Sen nasıl bir Merkez Bankasısın ki bütün yıllık öngörünü ilk 4 ayda tüketiyorsun? Şimdi revize yapmış, yapmasaydın bari. Kaça yaptın revizeni? 16’dan 24’e çıkarttın.
Peki, ilk 4 ayda 14,5 olanın yıl sonunda 24 olabilmesi için geride de 8 ay kaldıysa ne olması lazım? İlk 4 ayda yüzde 3,5 olan enflasyon oranının bundan sonra yüzde 1,1 olması lazım aylık. Buna inanan var mı memlekette? Buna inanan var mı?.. O halde 24’ü de tutturmaları mümkün değil. Zaten hem 24 hedef koyuyor hem de “yıl sonu itibarıyla 26 olmasını öngörüyoruz” diyor. 26 olmasını öngörüyorsan hedefin niye 24. Niye?.. Arkadaşlar neresinden tutsan elinde kalıyor. Ya bir devlet ciddiyeti diye bir şey yok mudur bu memlekette? Arkadaşlar inanılır gibi değil ve gerçekten tablo garip.
Bakın ilk 4 ayda 20 bin TL alan en düşük emekli aylığı 3000 TL sini kaybetti, 28 bin TL alan asgari ücretli 4 bin TL sini kaybetti. Bu feryadı duyan var mı? Bu manşetlerde emekliye, asgari ücretliye ilişkin bir tek laf, bir tek fotoğrafı gören var mı? Yalancı ve yandaş medya…
Türkiye enflasyonda dünyanın 4’üncüsü, 5’incisi hem gıda enflasyonunda hem toplam enflasyonda. Ne gam… Dünyada 4’üncü, 5’inci olmuşsunuz. İşgal altındaki ülkeler, savaş altındaki ülkeler sizden daha az enflasyon oranına sahipler. İran sizden iyi. Hiç utanmıyor musunuz? OECD enflasyonunda sizden sonraki ülke 5 kat fark atıyorsunuz be kardeşim ve hâlâ Türkiye’de hiç yüzünüz kızarmadan dolaşabiliyorsunuz. Arkadaşlar bu tablonun sürdürülebilir olmadığı çok açıktır.
Peki, bu tablo ortadayken ne yapıyorlar? Bir varlık barışı getiriyorlar. Varlık barışı… Yani “Türkiye’ye sermaye gelsin de nereden gelirse gelsin; ben ona bir şey sormayacağım, ben ondan vergi de almayacağım, yeter ki gelsin…” Bu varlık barışı Türkiye’de daha evvel 8 kere yapıldı. Yarattığı sonuç nedir? Türkiye ekonomisinde bir iyileşmeye vesile olmuş mudur? Yoksa Azeri mafyasıyla Sırp mafyasının çatışması, bilmem ne baronunun şu ülkede, şu ilde yakalanması haberleriyle mi dolu Türkiye? Bu varlık barışı şu ana kadar inanılmaz ölçüde kara para ve mafyayla doldurdunuz memleketi, daha aşkın bir duruma getirecektir.
Peki, memleketin esnafı için ne düşünüyoruz? Yeniden yapılandırma getiriyorlar ha, söyleyeyim ben size. Ne yapıyorlarmış yeniden yapılanmada? Mehmet Şimşek şürekası ve ona eşlik eden AKP bürokrasisi ve siyaseti diyorlar ki: “Esnaf borçlarını tescil edeceğiz, tecil taksit sayısını da 36’dan 72’ye çıkartacağız.” Baştan güzel gibi görünüyor değil mi arkadaşlar? Sorun muhasebecilere, mali müşavirlere; zaten 3 yıldan fazla taksit reel olarak uygulanmıyor. Ama daha önemli bir şey var. Peki, bu taksitlendirmeyi faizi silip anapara üzerinden mi yapacaksın? Yok… Ne yapıyorsun? Faiz oranı yüzde 39 olacak. Yani borcunu ödeyemeyen adamın borcunu yeniden yapılandırmak için borcunun üzerine yüzde 39 dokuz faiz ekleyeceksin, onu da 36 ya da 72 ayda taksitle alacaksın. Bu adamın bunu ödeyebilme ihtimali var mı? 2 milyonluk borcu 7 milyona çıkartınca sen bunu ödeyebilirsin mi demek istiyorsun? Ya dışarıdan gelen kara paraya ve mafyaya her türlü vergi indirimi ve kolaylık var da memleketin esnafına niye yok be kardeşim? İnsan bu kadar mı memleketine düşman olur? İnsan bu kadar mı esnafına düşman olur?
Ha bir de şunu söyleyelim: Acaba bugüne kadar devri iktidarınızda Türkiye’de sıcak parayı çekme konusundaki çabalarınızın yanında, acaba bu ülkeye yatırım için gelen yabancı sermayeye ne oldu? Yatırım ne için gelir? Yatırım buraya gelir, istihdam sağlar, yatırım burada üretim yapar, ihracata katkı sağlar, yatırım bölge ekonomisine katkı sağlar. Ne olmuş biliyor musunuz arkadaşlar? Son 10 yılda doğrudan yatırım için gelmiş olan yabancı sermayenin 8 milyar 993 milyon dolarlık kısmı Türkiye’deki faaliyetlerini tasfiye ederek arkasına bile bakmadan kaçtı. Kim bunlar? En son örnek Autoliv, dünyanın en büyük otomotiv güvenlik sistemleri üreticisi Türkiye’den çıktı. Honda 1997’de girmişti, 2021’de Honda kaçtı. Mazda 2023 yılında Türkiye’deki satış operasyonlarını süresiz olarak durdurma kararı aldı. Türkiye’de 111 yıldır bulunan British Petroleum, Petrol Ofisi’ne devrederek hisselerinin tamamını gitti. Debenhams İngiliz mağaza devi gitti. C&A, Türkiye’ye 2007 yılında gelen Hollandalı giyim devi gitti. Banana Republic gitti. Saturn, Türkiye pazarına 2007 yılında giren Alman devi gitti. Iglo, 2009 yılında giren uluslararası dondurulmuş gıda devi gitti.
Peki, kapanan fabrikalar bir tarafa yatırımdan vazgeçen büyük sanayi var mı? Evet Volkswagen mesela değil mi? Dünyanın en önemli otomotiv firmalarından bir tanesi Volkswagen, Manisa’da 1 milyar Euro değerinde 300 bin araç kapasiteli bir fabrika kurmak için şirket bile kurmuştu. 2020 Temmuz ayında bütün işlemlerini iptal etti ve vazgeçti. Apple bir üretim merkezi kuracaktı Türkiye’ye de, vazgeçti. Enerji ve altyapı devleri RWE ve EDF; bu her ikisi de Türkiye’ye gelmekten vazgeçti.
Yani senin hukuki öngörülebilirliğin yoksa, adaletin yoksa bu memlekete doğrudan yabancı sermaye çekemiyorsun. Türkiye’de tekstil sanayi canını kurtarabilirse Mısır’a kaçıyor, otomotiv yan sanayi canını kurtarabilirse Fas’a kaçıyor; fabrikalar, işletmeler kapanıyor, insanlar işsiz kalıyor, makro ekonomi çöküyor, pazarda insanlar çürük sebze-meyve peşine düşüyor, sen de yatıp kalkıp CHP diyorsun. Türkiye böyle yönetilemez. Türkiye’nin böyle yönetilmediğini, kararsızlar hariç oyu 21’e düşmüş olan AKP’ye bu memleketin teslim edilemeyeceğini göreceğiz. Bugüne kadarki kumpaslarınız nasıl elinize, yüzünüze bulaştıysa bundan sonrakileri de ayağınıza dolaştırmaya devam edeceğiz.
Soru- Gidenlerden birisi de bu transferler. En son Afyon belediye başkanının AK Parti’ye transfer oldu. Son seçimlerden bugüne kadar 79 belediye başkanı ya da belediyeden transfer gerçekleşmiş oldu ve 14 milletvekilinden bahsediliyor. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir de bu Milli Eğitim Akademileri; yani öğretmen yetiştirmek üzere kurulan 7 ilde 12 Milli Eğitim Akademisi var. Fakat buralara giden öğretmenlerin çok büyük geçim ve barınma sıkıntısı yaşandığına dair iddialar ve haberler var. Bunun size yansıması oldu mu? Şikayetler var mı?
Gökhan GÜNAYDIN (CHP Grup Başkanvekili)- Evet, teşekkür ederim. Türkiye, 2024’ün Mart ayı sonunda yerel seçimlerini gerçekleştirdi. Demek ki, 3 yıldan birazcık daha fazla süre oldu en son yerel seçimlerden bu yana. Marifet vatandaşın rızasını kazanmak ve belediye başkanı, belediye meclis üyesi çıkartabilmek. Sen bunu yapama, sonra seçimlerden sonra belediye başkanlarının peşine düş; onların varsa ahlaki zaaflarından, varsa akçalı konularındaki açıklarından yararlan, tehditle, şantajla o belediye başkanlarını partiye geçir. Yetmez… Belediye meclisinde ne kadar çoğunluk sağlamak için gerekliyse o kadarını istifa ettirip kendi partine geçirmeyi başar, bunun matematiğini kusursuz bir şekilde yap, sonra o belediyeler senin olsun.
Şimdi Aydın Belediyesi AKP’nin kazanılmış belediyesi mi oldu Özlem Çerçioğlu’nun transfer edince, türlü şekilde kendi partisine alınca? Afyon’u yıllar sonra Cumhuriyet Halk Partisi ve ona destek veren seçmenlerin oylarıyla kazanmışken biz, bu memlekette ve bu partide grup başkanvekilliği yapmış, yani benim de oturduğum koltuklarda oturmuş birinin utanmazlığın dibine vurarak rakip partiye geçmesi Afyon’un AKP’ye geçmesi anlamına geliyor mu? Yoksa bu geçmişte de denenmiş ve yapana hiçbir katkı sağlamamış olan ahlaksız siyasi transferlerin bir sonucu mu oluyor? Bunu yaşayacağız, göreceğiz.
Cumhuriyet Halk Partisi’nden milletvekili seçileceksin, Mecliste biz sana söz hakkı verdiğimiz için kürsüye çıkıp AKP’ye laf edeceksin, sonra o partiye geçip bu sefer de onların görevlendirmesiyle kürsüye çıkıp bize laf edeceksin. Bu ne omurgasızlıktır? Böyle bir milletvekili olur mu? Hangi partiden, hangi partiye geçerse insanların, partilerin birbirlerine ideolojik yakınlıkları olur veya bir insanın partisinden kopmasının çok haklı gerekçeleri olur. Bunları okursun, oturursun, konuşursun, gerekirse anlayışla karşılarsınız. Ne var? Geçen milletvekillerinde ve belediye başkanlarında anlaşılabilir ne var? Cumhuriyet Halk Partisi’nde çalışmak onu yoruyormuş… Ne zaman anladın, seni yorduğunu ne zaman anladın? Kocanın marifetleri ortaya çıkınca mı anladın Cumhuriyet Halk Partisi’nin seni yorduğunu? Yoksa tehditleri aldığın zaman mı anladın?
“12 metrekare dar, Silivri soğuk…” Bu laflara aldırmayarak aslan gibi gidip oralarda yatıp çıkanlar var, aslan gibi hâlâ yatanlar var. Senin gibi onursuzlar da kentlerini satıyorlar, kentlerinde onlara oy veren yurttaşların vicdanını ve iradelerini satıyorlar ve transfer oluyorlar.
Gün sayıyoruz arkadaşlar, gün sayıyoruz. Bunların her birine sadece politik değil kişisel ders vermek için gün sayıyoruz. Bu kadar açık söyleyeyim. Sen şimdi gideceksin, Cumhuriyet Halk Partisi’ni bastıramayanlar “mutlak butlan mı yapsak, yoksa kapatma tehdidi mi yapsak?..” Bizi de belediye başkanlarından sayıyorlar. Bunları tehdit edersek yola getiririz, öyle mi? Biz sizi ilk seçimde yola getireceğiz. Biz değil de millet yola getirecek, bu kadar açık söyleyeyim.
Milli Eğitim Akademileri için de söyleyeceğim şudur. Hani adı böyle bayağı fiyakalı: Milli Eğitim Akademisi; eğitmenin, öğretmenin kalitesini artırmaya yönelik bir sistem kurmuşlar. Arkadaşlar PISA skorlarında Türkiye fen, matematik ve Türkçe okuryazarlığında OECD’de ya sonuncu ya sondan bir önceki basamakta. Bu sonucu değiştiremeyenler -ya çok özür dilerim, bu sözcüğü çok sık kullanıyorum ve kullanırken bazen kendime de soruyorum yakışıyor mu diye ama başka bir sözcük yok- PISA gibi dünya skorunu ölçen bir ölçüt varken gidiyorlar bir başka sınav uyduruyorlar, “o sınavda Avrupa’da üçüncü oldu, ikinci oldu, birinci oldu çocuklarımız” diye yalan söylüyorlar. Üstelik de Türkiye’nin genelini ölçen bir skor değil bu. Dolayısıyla Türkiye’de Milli Eğitimin durumu ortada.
Yusuf Tekin’in bu anlayışı varken, o Milli Eğitim Akademisinin müfredatından ve eğitilme biçiminden ne olur? Önce bunu sorgulamak lazım. Türkiye’de herhalde en beğenilmeyen bakan sıralaması yaparsanız, kendisini destekleyen bir-iki özel yapı dışında herhalde Yusuf Tekin rekor kırar.
Şimdi burada öğretmen arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin kendi kentlerinden ve ailelerinden kopartılıp 7 ilde uzun süreli eğitime zorlanmaları, onlarda elbette barınma, iaşe ve iktisadi krizler yaratacaktır, sorunlar yaratacaktır. Bu başvurular sıklıkla bize de geliyor ve hani herkese söylediğimiz gibi onlara da şunu söylüyoruz: Artık parçalı yaklaşımlar, parçalı çözümler yok. Türkiye bir seçim yaşamalıdır ve koca memleket, dünyanın 20’nci büyük ekonomisi 86 milyon nüfusuyla coğrafik ve stratejik olarak dünyanın en önemli ülkelerinden bir tanesi hak ettiği gibi bir yönetime kavuşturulacaktır.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

