Saadet Partisi’nden "AK-MATİK"li Eleştiri: Bir Rozet Değişikliğiyle Siyasi Lekeler Temizlenmez
Saadet Partisi’nden "AK-MATİK"li Eleştiri: Bir Rozet Değişikliğiyle Siyasi Lekeler Temizlenmez
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM’de gerçekleştirilen grup toplantısında iktidarın siyaset ve yönetim anlayışını sert sözlerle eleştirdi. Belediye başkanı transferlerini “AK-MATİK” benzetmesiyle yorumlayan Arıkan, siyasi lekelerin parti değiştirerek temizlenemeyeceğini ifade etti. Arıkan, devlet kurumlarındaki liyakatsizlik, esnafın artan maliye baskısı ve dini değerlerin siyasete kalkan yapılması konusunda iktidara tepki gösterdi.
encimizi toprağa verdiğimiz o kara günün üzerinden tam 12 yıl geçti. Acımız da vicdanımızdaki sızı da hâlâ ilk günkü gibi taze. Bugün, bu elim faciada hayatını kaybeden İsa Sadan kardeşimizin muhterem babası, Samsun İl Yönetim Kurulu Üyemiz Muhittin Sadan ve kıymetli ailesi aramızda. Kendisine bir kez daha başsağlığı diliyor, “bir avuç kömür için, bir ömür veren” tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum.
Değerli arkadaşlar, “Soma”, bizlere yalnızca bir maden faciasını anlatmıyor! Soma; ihmallerin, denetimsizliğin ve insan hayatını maliyet kalemi olarak gören anlayışın sembolü oldu. Ne yazık ki geçen yıllar bize gösterdi ki gerekli dersler çıkarılmadı. Madencilerimiz, bugün hâlâ alın terinin karşılığını alabilmek için meydanlarda hak aramak zorunda kalıyorsa, bu düzen emekçiyi koruyamıyor demektir. Bir yanda işçilerimiz ekmek mücadelesi verirken, diğer yanda ihmaller yeni acılar üretmeye devam ediyor. İliç’te, Kartalkaya’da, Gebze’de yaşanan facialar bunun en acı örnekleridir.
Ve bizler şunu biliyoruz; muhaliflere karşı en sert yöntemleri uygulayanlar, işçinin hayatını hiçe sayanlara aynı kararlılığı göstermedikçe bu ülkede Somalar bitmez. Gazetecileri haber yaptığı için tutuklayıp, yüzlerce insanın canına mal olan ihmallerin sorumlularını koruyan anlayış sürdükçe felaketlerin önüne geçilmez. Kendisine yakın olanı koruyup en alt kademe memurları suçlu ilan eden zihniyet değişmedikçe facialar bitmez.
Hiçbir rant, hiçbir ekonomik hesap, insan hayatından daha değerli değildir. Bu vesileyle bir kez daha Soma’da hayatını kaybeden 301 madencimizi ve tüm emek şehitlerimizi rahmetle anıyorum.”
“BU HAFTA ‘ENGELLİLERİ’ DEĞİL ‘ENGEL OLANLARI’ KONUŞMALIYIZ”

“İçinde bulunduğumuz bu hafta aynı zamanda Engelliler Haftası... Bu vesileyle, hayatın her alanında, büyük bir mücadele veren tüm engelli vatandaşlarımızı saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.
Saadet Partisi olarak Türkiye'nin dört bir yanında, farklı noktalarda 48 ayrı "Şehir Çalıştayı" yaptık. Hala yapmaya devam ediyoruz. Bu 48 çalıştayda da, Türkiye'nin hemen hemen her yerinde engelli vatandaşlarımızla ilgili aynı sorunları tespit ettik.
Gerçek şu ki; iktidar "engelli" konusuna da diğer birçok konuda olduğu gibiyanlış bir yerden bakıyor. Bu mesele; yardım, bakım, maaş, fotoğraf meselesi değildir. Bu mesele; eşit vatandaşlık meselesidir, sürdürülebilirlik meselesidir.
Geçtiğimiz hafta sonu, Genel Merkezimizde, yine bir çalıştay vesilesi ile engelli vatandaşlarımız ve STK'larla bir araya geldik. Orada milli sporcu, pırlanta gibi bir kardeşimiz, bana bu Scooter'ı gösterdi. Dedi ki; "Bu scooter için devlet benden %80 ÖTV alıyor".
Bakınız; burada söz konusu olan araç, engelli kardeşimizin tekerlekli sandalyenin taşınmasında kullanılıyor! Tabii! Bu bir pırlanta olsaydı veya bir yat olsaydı; elbette %80 ÖTV olmayacaktı! Dolayısıyla, bu hafta "engellileri" değil "engel olanları" konuşmalıyız.
Ben tekraren, bu haftanın farkındalığa vesile olmasını diliyor; şu an aramızda bulunan başta Engelliler Koordinasyon Başkanımız İsrafil Bayrakçı ve Anadolu Engelliler Birliği Derneği Başkanımız Burhan Gümrükçü olmak üzere grup toplantımızı teşrif eden tüm engelli kardeşlerimi selamlıyorum.”
“DEVLETİN KRİTİK VE STRATEJİK KURUMLARI, ‘BİRİLERİNİN’ STAJ YERİ DEĞİLDİR”
“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçildikten sonra, ‘Ben yaptım oldu’ anlayışıyla gerçekleştirilen atamalar; sadece kamuoyunda tartışma doğurmuyor, aynı zamanda ülkemizin geleceği adına endişelerimizi artırıyor.
Evet! Bu sistemde; hayvanat bahçesi müdürünün, TÜBİTAK’a, hal müdürünün, Uzay Ajansı'na, güreşçinin banka yönetimine, atandığını gördük. Bu sistemde; en yüksek yargı organlarında, hukukçunun bulunmadığı dönemleri gördük.
Değerli arkadaşlar, öncelikle belirtmek isterim ki; bizim için mesele şahısların kim olduğu değil, ölçünün ne olduğudur. “Daha ne olabilir?” dedikçe, bu hafta; ülkemizin güvenliği açısından, son derece stratejik ve hayati öneme sahip bir göreve hiç askeri tecrübesi bulunmayan genç bir kaymakamın atandığını gördük. Genç kardeşimiz; belki son derece başarılı bir kaymakamdır. Ancaaak! Kendisinin askeri anlamda hiçbir tecrübesi olmadığı da gün gibi aşikardır!
Birileri hemen “efendim her insan her işi öğrenebilir” demeye kalkmasın. Elbette öğrenebilir! Ancak; devletin kritik ve stratejik kurumları, “birilerinin” staj yeri değildir. Mesele şudur: bir görevin gerektirdiği birikim ile o göreve yapılan atama arasında bir uyum var mı, yok mu; yok arkadaşlar! Karşı çıktığımız nokta işte tam da burasıdır.
Bizim düsturumuz belli: ‘İşi ehline veriniz’bu, sadece bir yönetim ilkesi değil; aynı zamanda bir medeniyet emridir.”
AK-MATİK: SİYASİ LEKELERDE KESİN ÇÖZÜM!
“İşler, ehline verilmedikçe ne oluyor? Büyük bir kirlilik ortaya çıkıyor... Bu siyasi kirliliği temizleyecek yeni bir ürün var! Her türlü şaibeyi, her türlü tartışmayı, her türlü siyasi lekeyi tek yıkamada temizleyen AKÜPÂK eden bir ürün.
Nedir bu ürün? İşte! Karşınızda AK-MATİK! Siyasi lekelerde kesin çözüm! 23,5 yıllık iktidarın %100 yerli ve milli bir ürünü! İhaleye fesat mı karıştırdın? Sorun yok! Hakkında yolsuzluk iddiası mı var? Önemi yok! Usulsüzlükle mi suçlanıyorsun? Hiç dert etme! AK-MATİK var! Bir yıkamada, bir rozet değişikliği ile her şey bir anda tertemiz oluveriyor!
Arkadaşlar! Şaka gibi ama maalesef gerçek. Buradan uyarıyoruz: Kirlenmek güzel değildir! böyle aklanılmaz! sandıkta verilmeyen irade transferlerle gelmez!”
“YEREL SEÇİM BİTTİ ZANNEDİYORDUK”
“Biz yerel seçimleri 31 Mart 2024 akşamı bitti zannediyorduk. Fakat öyle görünüyor ki sandıklar o gece kapanmış ama hesap kapanmamış... İşte tablo ortada... 2024 Mahalli Seçimlerinde, AK Parti Türkiye genelinde 549 belediye kazanmış. Peki, bugün AK Parti'nin kaç belediyesi var? 627!
Ha bu arada, bu rakamın içerisinde; kayyumlar yok, meclis çoğunluğuyla el değiştirtilen belediyeler yok! Yok şöyle oldu yok böyle oldu neticede bugün Türkiye'nin %60'ı seçtiği partinin belediye başkanı tarafından yönetilmiyor. Bu demokrasinin de, millet iradesinin de, siyasetin de, yargının da içinde bulunduğu vahameti ortaya koymak için yeterlidir.”
“TAMAM DA KANKA NE ALAKA”
“Konuyu mecrasında tartışalım istiyoruz. Biz; "Bakan, görev yaptığı bakanlığa deterjan satmış" diyoruz, diyorlar ki; "Bayrak inmeyecek!". Biz, "Tarım kredi bu kadar zarar ederken neden tabela için bu kadar para harcanıyor?" diyoruz, diyorlar ki; "Ezan susmayacak!". Biz diyoruz ki; "Tarım cenneti bir ülkede patlıcanı, domatesi neden taneyle alıyoruz?", diyorlar ki; "Gerekirse soğan yeriz ama vatanı böldürtmeyiz!". Gençlerin tabiriyle söylüyorum; tamam da kanka ne alaka?
Öbür tarafa dönüyoruz; "Belediyelerde ne oluyor?" diyoruz, diyorlar ki; "Türkiye laiktir, laik kalacak!". "Nedir bu rüşvet iddiaları, nedir bu şantajlar, kasetler, itirafçılar?" diyoruz; diyorlar ki; "Mustafa Kemal’in askerleriyiz!". Tamam da kanka ne alaka?
Üstüne basa basa söylüyorum ne değerlerimiz ne de tarihi şahsiyetlerimiz sizin kirli işlerinizin kalkanı, ayıplarınızın örtüsü değildir! Oturduğu koltuğu kirleten, temsil ettiği makamı istismar eden, seçmenin güvenini boşa çıkaran, girdiği kirli ilişkiler nedeniyle her türlü tehdit ve şantaja boyun eğmek zorunda kalan; iktidar ya da muhalefet herkese söylüyorum, bu güzel ülkeye bunlar yakışmıyor. Bu aziz millet bunları hak etmiyor.
İnşallah! Siyaseti bu zihniyetten arındıracağız. Ve inşallah daha az kötünün değil, daha çok iyinin yarışını başlatacağız.”
“EMEKLİMİZE SEÇİMDEN ÖNCE DEĞİL, BAYRAMDAN ÖNCE HİZMET EDELİM”
“Önümüzde mübarek Kurban Bayramı var. Ancak bugün milyonlarca emeklimiz için bayram heyecanının yerini -maalesef- geçim kaygısı almış durumda... İktidarın 2018 yılında uygulamaya koyduğu emekli bayram ikramiyesi, artık emeklilerimiz için bayramdan daha önemli hâle geldi.
Arkadaşlar, bu iktidar; emeklilerimize, açlık sınırının yarısına denk gelen ücrete “maaş”, harçlık bile olamayacak rakama “ikramiye” diyor. Böyle sosyal devlet olmaz. Böyle vefa olmaz. Böyle bayram olmaz.
Bayrama sadece 12 gün kaldı. AK Parti grubuna sesleniyorum: Kanun teklifimiz, orada bekliyor. Gelin, bu bayram emeklimize “bir maaş ikramiyeyi” meclisten geçirelim. Bari bu bayram, her zamanki tavrınızdan vazgeçin. Emekli büyüklerimize; seçimden önce değil, bayramdan önce hizmet edelim.”
“ESNAFIN ÇİLESİ: YA CİRO YA CEZA”
Emeklilerimiz gibi, Kurban Bayramı'nın gelişiyle kara kara düşünen bir başka kesim de esnaflarımız. Bayram yaklaşıyor... Normal şartlarda bayram öncesi esnafımız ne bekler? Dükkânı hareketlensin, tezgâhı bereketlensin, raftaki ürünleri satılsın, bir nebze nefes alayım ister.
Ama bugün ne oluyor? Bayram yaklaşıyor; sabah, -daha bismillah- önce "vergi memuruyla" sonra "ya ciro, ya ceza" baskısıyla karşılaşıyor. Hakikaten ya: Ne istiyorsunuz bu esnaftan? Zaten; kira, SGK altında esnaflarımız eziliyorlar... Zaten; zincir marketlerin, AVM düzeninin, online tekellerin baskısı altında eziliyorlar...
Bayram yaklaşırken; "ne yapsak da esnafı rahatlatsak" demesi gereken iktidar "ne yapsak da esnafı sıkıştırsak" diye düşünüyor.
“BANKA ESNAFIN CİR0SUNA ORTAK OLAMAZ!”
“Bakınız, size bu düzenin nasıl bozuk işlediğini bir örnekle açıklamak istiyorum. Biliyorsunuz, bankalar son yıllarda rekor üzerine rekor kırıyor... 2023’te 620, 2024’te 660, 2025’te tam 940 milyar lira kâr elde ettiler.
Bu Kadar Büyük Kazanç Nereden Geliyor?
Bugün 200 liranın üzerinde banknot yok. Vatandaş zaten nakit kullanamaz, parayı cebinde taşıyamaz hale geldi. Her ödeme, her işlem bankadan geçiyor. Vatandaş kartla ödeme yapıyor; banka o parayı “anında” tahsil ediyor. Peki esnaf ne yapıyor? Bekliyor! 1 gün, 7 gün... Bazen 30 gün!
Peki, bu arada ne oluyor? Bir: Banka o parayı geciktirerek; esnafın parasını kullanıyor, kazanç elde ediyor... İki: Lokantacı esnaf 300 liraya kebap satıyor... Konfeksiyoncu esnaf 5000 liraya ceket satıyor... Banka diyor ki: “%3’ü benim.” Karının %3’ü değil, cironun %3’ü benim diyor. Peki: Kebabı banka mı yaptı? Hayır! Ceketi banka mı üretti? Hayır!
Neticede; fiyat arttıkça bankanın kazancı artıyor! Bankalar, enflasyondan beslenen canavarlara dönüşüyor! Vatandaşın elinden, esnaf ile aracısız ticaret yapma özgürlüğü alınıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. Peki çözüm ne? Çözüm çok net. Komisyon olabilir... Ama sınırsız olamaz! Denir ki: “%3 komisyon alınabilir, ama en fazla 10 lira alınır.” Banka hizmetinin karşılığını alabilir... Ama kimsenin kazancına ortak olamaz.”
“BİR ÜLKEYİ AYAKTA TUTAN ŞEY, SICAK PARA DEĞİLDİR”
“Son dönemde hakikaten ilginç gelişmeler yaşıyoruz. Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde dünyanın en büyük küresel fon yöneticisi, Siyonist sermayenin kompradoru Larry Fink; Türkiye'yi ziyaret etmiş ve Sayın Cumhurbaşkanıyla bir görüşme yapmıştı. Ne tesadüftür ki bu görüşmenin hemen ardından, yabancı yatırımcıya 20 yıl vergi muafiyeti ve varlık barışı düzenlemesi meclise getirildi.
Yani dışarıdan gelene deniyor ki: "Getir paranı, getir altınını, getir dövizini, getir servetini... Sana vergi yok! Sana soru yok! Sana 'nereden buldun?' yok!" Ya hu siz bunu en son denediğinizde Türkiye gri listeye girmedi mi? Ülkemizi; "paranın merkezi" yerine "kara paranın merkezi" haline getirmediniz mi?
Dışarıdan gelene bu kadar kolaylık sağlanırken, içerideki üreticiye ne var? Ona vergi var! Ceza var! Denetim var! SGK var! Ona stopaj var! Ona KDV var! Ona her sabah kapısında bekleyen maliye memuru var! Dışarıdan gelene "buyur baş köşeye" diyorsunuz, içeride üretene "dur bakalım defterini aç" diyorsunuz. Bu ülkenin alın teri, sıcak para kadar kıymetli değil mi?
Şunu artık anlayın; bir ülkeyi ayakta tutan şey, sıcak para değildir; Tarlada emek veren çiftçidir, tezgâhının başında duran esnaftır, fabrikasında üretim yapan sanayicidir, alnının teriyle çalışan millettir!”
“DİN, KİMSENİN SİYASİ ZIRHI, İMAN HİÇ KİMSENİN DOKUNULMAZLIK KARTI DEĞİLDİR”
“Malumunuz geçtiğimiz hafta partimiz hakkında birçok açıklama yapıldı. 50 yıllık mazisi boyunca "seccade" ile "sanayiyi" aynı ufukta buluşturmayı başaran bir hareket olarak bizlere; "cami düşmanı" dediler, "dindarlara hakaret ediyor" dediler. Yahu, Saadet Partisi'ne söyleyecek başka laf bulamadınız mı? İftira atıyorsunuz bari yakışanı olsun.
Soruyorum; yolsuzluğu eleştirmek, dindara hakaret midir? Haksızlığı teşhir etmek, camiye saldırı mıdır? Biz; namaz kılanı değil, namazı kalkan yapan ikiyüzlülüğü eleştiriyoruz! Oruç tutanı değil, yetimin hakkını yiyip de sofrada takva satan düzeni sorguluyoruz! Din, kimsenin siyasi zırhı değildir. İman, hiç kimsenin dokunulmazlık kartı değildir.
Aile meselesinde de aynı ölçü geçerli. Aileyi seçim meydanlarında slogan yapıp gençleri evsiz, anneleri çaresiz, babaları borçlu, çocukları umutsuz bırakırsanız; sonra da "aileye biz savunuyoruz" derseniz, millet size sorar: İyi de hangi aile? Kirasını ödeyemeyen aile mi, çocuğuna süt alamayan aile mi, üniversite mezunu evladına iş bulamayan aile mi?
"Sefalet endeksi" deyince kızıyorsunuz! Kızmayın arkadaşlar! Rakamla kavga edilmez; rakam düzeltilir. Milletin mutfağında yangın var! "Saadet Partisi'ne sabah akşam iftira atarak", tencereyi kaynatamazsınız!”
“HADİ BUYURUN HODRİ MEYDAN!”
“Biz, ‘milletin vicdanı’ olma gayretindeyiz. Doğru kimden gelirse destekler, yanlış kimden gelirse karşısında dururuz. Siyaset, mahalle bekçiliği değildir; siyaset, memlekete çare üretmektir. Biz "oh be" dedirtecek aday derken bir şahıstan fazlasını söylüyoruz. Biz adalet diyoruz, liyakat diyoruz, temiz yönetim diyoruz, üreten Türkiye diyoruz. Camiyle fabrikayı, ahlakla kalkınmayı, özgürlükle sorumluluğu aynı cümlede kuran yeni bir siyaset dili diyoruz. Biz bunları dedikçe kıyamet koparıyorlar, çünkü biz onların ezberlerini bozuyoruz.
Haydi, buyurun! Seçimlere kadar düşürün enflasyonu! Ama numaradan değil, sahiden düşürün. Hadi buyurun seçimlere kadar sefaleti kader olmaktan çıkartın. Emekliyi emekli olduğuna pişman etmeyin. Türkiye'yi yeniden güvenli hale getirin; okulları, sokakları, gençlerimizi uyuşturucu bataklığından kurtarın, yeni istihdam alanları üretin! TÜİK günde 530 çift boşanıyor diyor, haydi durdurun ailedeki çözülmeyi!
Siz iktidarı devraldığınızda evlenenlere "Allah bir yastıkta kocatsın" deniyordu. Şimdi? "Evlilik sözleşmesi yaptınız mı" diye soruluyor! Niye? Çünkü borç batağında başlayan evlilik, daha 5 yıl dolmadan finansal iflasla sona eriyor. Sözünüzün arkasındaysanız eğer; hadi temizleyin televizyon ekranlarını, durdurun akan cerahati!
Hadi buyurun seçimlere kadar devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvete karşı gerçek bir mücadele başlatın. Kim olursa olsun, en yakınınız bile olsa gereğini yapın. Görevini yapmayanın gözünün yaşına bakmayın. İhaleleri zenginleşme aracı olmaktan çıkartın, devletin her kademesinde israfı bitirin. Bir holding, CEO seçerken nelere dikkat ediyorsa aynı hassasiyetle bürokrasiyi şekillendirin; eş, dost, akraba ilişkilerinden bürokrasiyi arındırın. Gerekirse bürokrasi için yeni bir KPSS sistemi oluşturun, bu milletin bütün zekâlarından yararlanın!
Hadi buyurun seçimlere kadar adalet sisteminin gözünü yeniden bağlayın; tarifeli yargıya son verin. İnsanlar mahkemeye gittiğine pişman olmasın; haklı ile haksız net biçimde ayrılsın, sapla saman birbirine karışmasın. Hiç kimse adalet arayışını mahkeme-i kübraya ertelemek zorunda kalmasın.”
“SİZ OLMASANIZ BU ÜLKE KAZANIMLARINI KAYBETMEZ!”
“Korkmayın! Siz gidince bu ülke kazanımlarını kaybetmez! Eğer kaygınız buysa; gelin savunma sanayi şirketlerini, projelerini güçlü bir sistemle güvenceye alalım. “Biz olmazsak akamete uğrar” diyorsanız eğer, gelin bunları anayasal teminat altına alalım. Sürekliliği kişilerle değil, devlet aklıyla sağlayalım.
“Biz olmazsak temel haklar konusunda ülke 28 Şubat dönemine geri döner” diyorsanız, gelin kimsenin eğip bükemeyeceği açık ve sağlam bir hukuki güvence oluşturalım. Seçimlere kadar bunların hepsi yetişir. Seçimlere kadar bunları yapın, sizi hep beraber alkışlayalım. Bizim derdimiz koltuk değil, bizim derdimiz millet!
Bizim derdimiz isim değil; bizim derdimiz, temiz, denetlenebilir, liyakate dayalı ve güven veren bir sistem kurmak.”
Şunu herkesin bilmesini isterim; bize mahkeme koridorlarından, masa başı hesaplardan, dar siyasi hesapların içinden yol çizmek isteyenler olabilir. Ancak bizim istikametimiz bellidir!
Ne olursa olsun; bu ülkede adaleti yeniden ayağa kaldıracağız, liyakati hâkim kılacağız, bu toprakların bereketini milletin sofrasına taşıyacağız. Bunun için yılmadan, yorulmadan, tereddüt etmeden, bütün gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

