Dervişoğlu’ndan İhanet Projesi Çıkışı, İmralı Mayınlarına Ortak Olmayın!
Dervişoğlu’ndan İhanet Projesi Çıkışı, İmralı Mayınlarına Ortak Olmayın!
Bugün ben buraya yaptığımız ziyarette bir siyasi partinin Genel Başkanına hayırlısı olsun ziyaretine gitmenin ötesinde, bir abi ve kardeş hukuku içinde olduğumuz ve iyi günümüzde, kötü günümüzde birbirimizin yanında olduğumuz bir büyüğüme, sabahleyin gelip bir kahvesini içme noktasındaki bir sıcaklığı hissederek geldim ve görüşmemiz de o çerçevede gerçekleşti. Son bir yılda Cumhuriyet Halk Partisi çok zor günlerden geçti. Acı günlerimiz oldu, kayıplarımız oldu. En kötü günümüzde hem insani olarak kardeşlerimizi, evlatlarımızı kaybettiğimiz günlerde İYİ Parti’nin tüm kadrolarını ve Genel Başkanını telefonun ucunda ilk arayan, yanımıza ilk koşan, acımızı ilk paylaşanlar arasında gördük
İYİ Parti Genel Merkezi’ndeki görüşmede İYİ Parti Siyasi İşler Başkanın Enver Yılmaz, İYİ Parti Genel Sekreteri Osman Ertürk Özel ve İYİ Parti Sosyal Politikalar Başkanı İpek Özkal Sayan da yer aldı. Dervişoğlu ve Özel görüşme bitiminde ortak basın açıklaması yaptı.
İYİ Parti 4. Olağan Kurultay’ında yeniden genelbaşkanlık görevine seçilmesinden dolayı CHP Genel Başkanı Özel’in tebrik ziyaretinde bulunduğunu söyleyen Dervişoğlu, “Kendisini ve heyetini ağırlamaktan ziyadesiyle mutlu ve memnun olduğumu ifade ediyorum. Görüşmemiz esnasında Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu problemlerle ilgili karşılıklı fikir alışverişinde bulunduk. Ele alınması icap eden bütün problemleri değerlendirdik. Bunların içerisinde CHP’ye yönelik yargılamalar da dahil olmak üzere kapsamlı görüş alışverişinde bulunduk. Emeklilerin meselelerini ve gençlerin sorunlarını ele aldık. Demokrasimizin karşı karşıya bulunduğu problemlerle ilgili olarak da fikirlerimizi paylaştık” dedi.
“Cumhuriyetimizin temel niteliklerini tartışmaya açmak istiyorlar”
Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen sürece dair de görüşlerini paylaştıklarını ekleyen Dervişoğlu, “Daha önce de defalarca belirttiğim gibi; çözüm süreci adı verilen ihanet projesinin amacı Cumhuriyetimizin temel niteliklerini tartışmaya açmaktır. Bunu yeniden ifade ettim. Bunu başarmak için ise önce kelimeleri ve imajları değiştirmeye çalıştıklarını dile getirdim. ‘Bölücübaşı’ yerine ‘kurucu önder’ ifadesinin, ‘PKK’ yerine ‘SDG’nin, ‘federasyon’ yerine ise ‘Türk-Kürt-Arap kardeşliği’ söyleminin kullanılmasının gerekçelerine işaret ettim.” ifadesini kullandı.
“Sürecin bedelini ödememek için anlamsız çıkışlar yapıyorlar”
“Bir hakikatin anlamını kelimeler ile oynayarak gizlemek ve yeni bir tanıma kavuşturmaya çalışmak kabul edilebilecek bir durum değildir” diyen Dervişoğlu, “İYİ Parti, Gazi Meclis’in alet edildiği komisyonculuğu bu yüzden tamamen reddetmiştir. İsminde Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi olan korsan yapıdan bugün geriye; eli kanlı bir katile, demokrasi havarisi gömleği giydirmeye çalışan, dönemini tamamlamış bir terör örgütüne, gereksiz yere kredi açan bir güruh kalmıştır. O güruh da bu işin gaflet dolu lüzumsuzluğunun artık farkında olacak ki, sürecin bedelini ödememek için anlamsız çıkışlar yapmakta ya da şuursuz pozlar vermektedir” şeklinde konuştu.
“Bunları hatırlatmaktan hicap duyuyorum”
Türkiye Cumhuriyeti mensuplarını, kimlik kategorilerine ayırarak teşhis etmenin; ulusu, kimlikler arası bir iş birliği çerçevesinde tanımlamanın; Cumhuriyet felsefesini anlamamak, hatta ona ihanet etmek anlamında geldiğine vurgu yapan Dervişoğlu,“Ulusu alt kimlik kategorilerine bölmek, farklı hukuki uygulamalara, yani federal bir sisteme meşruluk sağlamaktan başka bir işe yaramaz. Cumhuriyet, ulusu oluşturan bireylerin ayrımsız ve eşit olarak devletle sözleşme yapması demektir. Bu yüzden, kimliği ne olursa olsun bir vatandaşın refahının, özgürlüğünün, haklarının ve sorumluluklarının teminatı, Türk milletinin bir parçası olmaktan geçer. Yüz yıllık bir Cumhuriyet’in onurlu bir vatandaşı olarak bunu hatırlatmaktan dahi hicap duyuyorum” dedi.
Dervişoğlu şöyle devam etti:
“Hangi kimlik olursa olsun, kimlik gruplarını incitmemek gibi bir niyetin diyeti, Cumhuriyet kimliğini bertaraf etmek olamaz, olmamalıdır. Siyasetini, ısrarla ve tüm başka ihtimallere inat, bir terör örgütü ve lideriyle eş görmeyi tercih edenlerin seçtiği yol kendilerini bağlar. 40 yıllık terörle mücadele döneminde, Türk milletinin gösterdiği milli kimlik hassasiyetini anlamayanlara verilebilecek başkaca bir tavsiye de yoktur.İmralı partisinin, Türkiye’nin toplumsal hatlarına döşediği mayınlara ortak olmamak gerekmektedir. Bilinmesi gereken, tüm bu yaşananların gerek Atatürk’ün gerek beka söyleminin ve gerekse kardeşlik hikayelerinin arkasına sığınarak örtülebilecek bir günahı çok aştığıdır.O sebeple Cumhuriyet’e dair hassasiyetlerimizin önemsenmesini temenni ederiz.”
öZGÜR öZEL,
Siyaseten Cumhuriyet Halk Partisi darbe dönemlerini aratmayacak şekilde bir saldırı altındadır. Darbe tüm siyaset kurumunu bir bütün olarak hedef almaktadır ve o zor günler tüm siyaset kurumuyla birlikte katlanılan, göğüslenilen ve yeniden demokrasi için çaba sarf edilen dönemlerdir. Oysa 19 Mart darbesi Cumhuriyet Halk Partisi’ni bir başına, tek başına hedefine alan ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayını, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar olma hedefini ortadan kaldırmaya çalışan bir darbeydi. Bu süreçte tüm muhalefet partilerinin hakkını teslim etmem gerekir ki, İYİ Parti de bunun en iyi örneklerinden bir tanesini vermiştir. ‘Ana muhalefet partisi saldırı altında. Ana muhalefet ortadan kalkarsa buradan bize bir şeyler düşer’ kolaycılığı yerine; bu yapılan saldırıyı tüm muhalefet partileri ve İYİ Parti siyaset kurumuna yapılan bir saldırı, demokrasiye yapılan bir saldırı, çok partili rejime yapılan bir saldırı ve Türkiye’nin geleceğine yapılan bir saldırı olarak okumuş, üzerine düşen tutumu, dayanışmayı en iyi şekilde göstermiştir. Bu anlamda Sayın Genel Başkanımıza ve onun şahsında Cumhuriyet Halk Partisi ile 19 Mart darbesinden sonra dayanışma içinde olan tüm muhalefet partilerinin liderlerine ve partilerine bir kez daha teşekkürü borç bilirim.”
“BİZ UTANÇ DUYARKEN, ONLAR UTANMADAN İKTİDARLARINI SÜRDÜRMEYE ÇALIŞIYOR”
“Tabii bu zorlu bir yıllık sürecin içinde bir yandan da Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılan yargı darbesi, arkadaşlarımıza yapılan haysiyet suikastları tartışılırken; bir yandan da toplum, alınan her kararla ya da alınmayan her kararla biraz daha ezilmeye devam etmiştir. Yukarıda da konuştum. 20 bin liralık bir emekli maaşının biz karşısında yer alan, iyileştirilmesi için çaba sarf eden, en azından bir asgari ücret düzeyine çıkarılması için mücadele edenler olarak bile, bu 20 bin liranın utancını yaşıyoruz. Ama birileri utanmadan sıkılmadan bunu savunmaya devam ediyorlar. 28 bin liralık bir asgari ücretle çocuk büyütmenin, çocuk okutmanın, evi geçindirmenin, barınmanın ne kadar zor olduğunu bilirken ve neredeyse dört asgari ücretin bile yoksulluk sınırının üstüne çıkamadığı bugünlerde biz utanç duyarken, birileri utanmadan, sıkılmadan, hiçbir şey yokmuş gibi kendi iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bu konuların üzerinde durduk. Meclis’teki verdiğimiz mücadelenin ve muhalefet partileri olarak iktidardan ne kadar derin bir ayrışma içinde olduğumuzu, bizim hayal ettiğimiz ülkeyle AK Parti’nin dayattığı ülkenin ne kadar birbirinden farklı olduğunu ve hayallerimizin bizi nasıl bir arada, birlikte tuttuğunu hep birlikte konuşma imkanını bulduk.”
“AYRI KULVARLARDA, AYNI İYİ NİYETLE YÜRÜYORUZ”
“Bunun yanında biraz önce Sayın Genel Başkanın kendi görüşlerini ifade ettiği çözüm süreciyle ilgili noktada Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilk günden beri ‘Bizim olduğumuz değil, olmadığımız komisyondan korkmak lazım’ yaklaşımının, başta bu sürece endişe ile yaklaşan tüm kesimler açısından Cumhuriyet Halk Partisi’nin varlığının nasıl bir teminat olduğunun bir kez daha altını çizme imkanı bulduk. Bu süreçle ilgili Amerika’nın, İsrail’in, önümüzdeki süreçte İran’da yaşanabilecekler, Suriye’de ortaya çıkan tablo, Amerika ile İngiltere’nin kazanması için Türkiye’ye kaybettirmeye çalışılan ve Sayın Erdoğan’ın Trump‘la kurmuş olduğu muhtaçlık ilişkisi üzerinden, oralarda meşruiyet araması üzerinden ortaya çıkan tablodaki tüm riskleri değerlendirme, görüş alışverişinde bulunma imkanı da bulduk. Biz bundan sonraki süreçte Cumhuriyet Halk Partisi olarak artık emeklinin, işçinin, çiftçinin, esnafın bu iktidardan bir umudunun kalmadığını, tek umudun artık bir erken seçim sandığı olduğunu ve bu konudaki yaklaşımımızı da bir kez daha ifade ettik. Her zaman olduğu gibi son derece sıcak bir karşılama, son derece örnek bir misafirperverlikle burada karşılandık. Siyasi yürüyüşümüz birbirine benzer yerlerden geçti. Ümit ediyorum ki hep birlikte Türkiye’deki iktidar değişimini sağlayacak, herkesin yüzünü güldürecek yolda ayrı ayrı kulvarlarda ama aynı amaçla, aynı iyi niyetle yürüyoruz. Müsavat Başkanımızın, ekibinin, İYİ Parti’nin de bu yolda yolu açık olsun. Ben bir kez daha kendilerine teşekkür ediyorum. Bugüne kadarki başarılarının bundan sonra da süreceğine olan inancımla görevlerinde muvaffakiyetler diliyorum.”
“YARGILAMALAR BAŞLADI AMA CANLI YAYIN YOK”
Açıklamanın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Genel Başkan Özel, “Aziz İhsan Aktaş” davasının duruşmasında yaşananlar ve erken seçim konusundaki sorular üzerine şunları söyledi:
“Değerli arkadaşlar, dün oradaydım. Salı günü kimlik tespitleri yapıldı, dün ilk yargılamalar başladı. Nihayet belediye başkanlarımız bu kadar iftiranın, suçlamanın karşısında kendi durumlarını ortak koyabilecekleri savunmalarını yapmaya başladılar. Ancak geçen bu kadar zamana rağmen, Sayın Bahçeli’nin desteklemesine, bizim başta talep ettiğimiz TRT’den bir kanaldan ve isteyen tüm kanallardan canlı yayın talebimize Sayın Bahçeli’nin destek vermesine, bunun Sayın Erdoğan’a sorulduğunda onun da olumlu görüş bildirmesine rağmen… Yani ülkenin ana muhalefeti ve iktidardaki partileri böyle söylüyor. Meclisteki hiçbir parti de bunların yayınlanmasına karşı çıkmıyor. Ama burada yargılamalar başladı ve canlı yayın yok. Maalesef TRT’den, devletin televizyonundan, tüm yandaş kanallardan ve bütün imkanlar kullanılarak dokuz ay boyunca iftiralar atıldı. Gerçeklerin yanıtlarının verilmesi noktasında bir canlı yayından mahrumuz. Öncelikle bu konuyu ortaya koymak ve Sayın Bahçeli’ye, Sayın Erdoğan’a bunu bir kez daha hatırlatmak lazım. O günlerde canlı yayın diyordunuz da bugünlerde neden caydınız bu canlı yayından? Siz iddianamelerde ne olacağını sanıyordunuz? Koskoca Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı’nın, belediye başkanlarına bu kadar güvenmesinin altında blöf mü var sandınız? Yoksa yapılan şantaj boşa mı çıktı? İşte iddianame ortada. Sorular soruluyor, cevaplar veriliyor. Kusuru, hatası olan varsa ne onun yargılanmasına ne cezalandırılmasına hiçbirimiz karşı çıkmayız. Ama dokuz ay boyunca koskocaman bir yalanı, Anadolu Ajansı ve TRT’yi de alet ederek, bu iki güzide kurumu, Cumhuriyet kurumunu alet ederek köpürttükleri yalanların hiçbirisinin iddiasının dahi konulmadığı bir iddianame var ortada. Koca bir yaz boyunca televizyonlarda gece gündüz tartıştıkları hiçbir şeyi bırakın ispatlamayı, söyledikleri video kayıtlarını, ses kayıtlarını bırakın ortaya koyup bizi mahcup etmeyi, iddia dahi edemediler. Adeta Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan, iddianameleri gördüklerinden beri savcının ve iddianamenin arkasından da çekildiler. Savunacak hiçbir şey bulamıyorlar.”
“BENİ MAHCUP EDECEK BİR ŞEY OLSA O SALONA GİRER MİYİM?”
“Ben ne durumdayım? İlk gündeki gibi alnım açık, başım dik. Ben o salondayım. O salonda duyup da beni mahcup edecek bir şey olsa ben o salona girebilir miyim? Beni o yolda yürütürler mi? Nerede o A Haber, ATV, TGRT’nin; o muhteşem dört saat boyunca bir iftiranın üzerinde tepinen ve köpürtenlerin nerede mikrofonları? Nerede kameraları? O iddialar doğru olsaydı Ekrem Başkan ve arkadaşlarımızın bulunduğu, boş valizlerle girip dolarlarla çıktıkları toplantıların görüntüleri olsaydı ben sokakta yürüyebilir miydim? Parkeyi kaldırıp da İBB’de parkenin altından 2 milyon Euro, herhalde buradaki parkenin altına sığmaz, çıkan görüntüler olsaydı ben o mahkemeye gidebilir miydim? O iddianameler olsaydı, eklerinde bu videolar olsaydı delillerinin yüklendiği portallara, söyledikleri gibi bin 200 tane cep telefonunun alınıp delegelere dağıtıldığı olsaydı, 560 milyar yolsuzluk olsaydı ben sonuna gidebilir miydim? Hadi o salona bir AK Parti milletvekili gelse ya. O iddiaları dinleyip de ‘Gördünüz mü bakın neler olmuş’ dese ya. Hiçbiri yok arkadaşlar. O yüzden artık bugünden sonra gördüğümüz hiçbir şeye şaşırmayacağız.”
“SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLARAK TANIMLANAN KİŞİYE 15 DEVLET KORUMASI VERİLDİ”
“Dün fiziken netleşti. Milletin kapısından milletin seçtiği belediye başkanları ve milletin son seçimde birinci parti yaptığı CHP’nin Genel Başkanı giriyor. Diğer kapıdan ise Tayyip Bey’in atadıkları giriyor. Bu iftiraları iddianameye bile koyamayanlarla onun itirafçısı, aynı kapıdan girip çıkıyorlar. Kapılar net. Dün İYİ Parti’nin, Gelecek Partisi’nin, DEVA Partisi’nin ve çeşitli siyasi partilerin milletvekilleri ve temsilcileri bizle aynı kapıdan gelip adalet arayışında ve haysiyet suikastına karşı direnişte, aynı yerlerde oturdular. Selamlaştık, genel başkanlarımızın selamını aldık. Aziz İhsan Aktaş da ‘Erdoğanların kapısından’ girdi. Sayın Erdoğan’ın atadıklarının kapısından girdiler. Aynı yerde oturdular, o kapıdan çıktılar gittiler. Benim oraya gittiğim araba partime ait. Aziz İhsan Aktaş’ın oraya geldiği arabanın kime ait olduğunu hepimiz biliyoruz. Ve Aziz İhsan Aktaş’ın etrafında ana muhalefet partisini koruyan, ana muhalefet partisinin genel başkanına devletin verdiği korumalardan çok koruma vermişler, Aziz İhsan Aktaş’ı koruyorlar. Kimi, kimden koruyorsunuz? Kimi, hangi kapıdan sokuyorsunuz? 770 yılla yargılanan ve iddianamede ‘suç örgütü lideri’ olarak tanımlanan kişinin etrafında 15 tane devlet korumasının işi nedir? Bu kişinin hakim - savcı kapısından girmesinin gerekçesi nedir? Gerekçe şu, biz Erdoğan’ın kendine hasım gördüğü tarafız. Onu iktidardan edeceğiz diye bizi düşman bildi, bize saldırıyor. Kendisine dost gördükleri o kapıdan giriyor. Erdoğan’ın kapısı orada, milletin kapısı orada burada.”
“ONLAR DEVLETİN, BİZ MİLLETİN KAPISINDAYIZ”
“Biz milletin kapısını aşındırmaya, onlar da devletin kapısını utandırmaya devam etsinler. 770 yılla yargılanan, en çok da rüşvet verdiği kişi olarak iddia ettiği kişi Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı AK Parti’ye geçti diye o salonda olmayan, Aziz İhsan Aktaş’ı korumaya, kollamaya ve hakim - savcı kapısından sokmaya devam etsinler. Millet kendi kapısını kullananı da ihanet kapısını, iftira kapısını, şantaj kapısını kullananı da görüyor. Biz boyun eğseydik, dedikleri gibi dönseydik Ankara’ya gelseydik, partinin başında otursaydık, onların istediği gibi bir muhalefet çizgisinde olsaydık onlar rahattı. Biz meydanda olmaya, milletin gönlünde olmaya, milletin kapısından gelip gitmeye devam edeceğiz. İftiracıları da bildikleri kapıdan getirsinler.”
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

