,, ,
Suna Korkut
Köşe Yazarı
Suna Korkut
 

Ramazan Geldi… Peki Biz Neredeyiz?

Bin aydan hayırlı olduğu müjdelenen mübarek ge ihvanıcenin de içinde bulunduğu Ramazan-ı Şerif’e bir kez daha kavuşmanın hamdini ve şükrünü yaşıyoruz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da minarelerden yükselen mahyalar, evlerimizde kurulan bereket sofraları, iftar davetleri ve teravih namazlarıyla kalplerimizde bir diriliş ümidi taşıyoruz. Fakat aynı gökyüzünün altında, aynı hilalin doğuşunu seyreden milyonlarca Müslüman için Ramazan; sevinçten ziyade sabrın, gözyaşının ve hayatta kalma mücadelesinin adıdır. Bugün, Müslüman Türk Sultanı Babürşah’ın torunları olarak anılan Arakanlı kardeşlerimiz, Myanmar’da sistematik baskı, katliam ve sürgünlere maruz bırakıldıktan sonra Bangladeş sınırındaki kamplarda, derme çatma barakalarda yaşam mücadelesi veriyor. Bir lokma ekmek, bir yudum temiz su, bir ilaç… Ramazan onların hayatında iftar davetleriyle değil, yoklukla anılıyor. Arakanlı Müslümanlar yıllardır vatandaşlık haklarından mahrum, kimliksiz ve sahipsiz bırakılmış bir halk olarak insanlığın ortak vicdanını sınamaya devam ediyor. Öte yanda Gazze… Yurdu yuvası yerle yeksan edilmiş, altyapısı çökmüş, hastaneleri bombalanmış bir şehir. Ramazan’ın rahmet ayı olduğu söylenirken, Gazze’de insanlar bir tabak yemek alabilmek için saatlerce sırada bekliyor. Çocuklar enkazların gölgesinde büyüyor. Bir annenin duası artık sadece iftar sofrasına bereket değil; evladının hayatta kalması için. Doğu’da ise Doğu Türkistan’da yıllardır süregelen baskılar, toplama kampları iddiaları, kültürel ve dini kimliğin silinmesine yönelik uygulamalar, ailelerin parçalanması, zorla çalıştırma ve asimilasyon politikaları…  Dünyanın dört bir yanına dağılmış Doğu Türkistanlı muhacirler, bir yandan maişet derdiyle uğraşırken diğer yandan kimliklerini ve inançlarını koruma mücadelesi veriyor. Dul kalan kadınlar, yetim büyüyen çocuklar, vatan hasretiyle yaşayan nesiller… Ramazan onlar için bir kavuşma değil, ayrılığın daha derinden hissedildiği bir zaman dilimi. Ancak mesele yalnızca Arakan, Gazze ya da Doğu Türkistan’dan ibaret değil. İslam coğrafyasının birçok köşesinde savaş, yoksulluk, iç çatışma ve siyasi istikrarsızlık hüküm sürüyor. Afrika’nın kurak topraklarında açlıkla boğuşan Müslüman topluluklar, iç savaşların parçaladığı Orta Doğu şehirleri, mezhep çatışmalarının yorduğu beldeler, darbelerle sarsılan ülkeler… Ramazan ayı kimileri için manevî bir huzur mevsimi olurken, kimileri için hayatta kalma mücadelesinin bir başka durağı oluyor. Bir yanda iftar sofralarında çatal kaşık koymaya yer bulamayanlar, diğer yanda günlerdir doğru düzgün yemek yiyemeyenler… Bir yanda tokluktan sağlığını kaybedenler, diğer yanda açlıktan güçsüz düşen bedenler… Bu tezat, sadece ekonomik bir uçurum değil; vicdanlarımız arasındaki mesafenin de göstergesi değil midir? Ramazan, sadece aç kalmak değildir. Ramazan, açın halini anlamaktır. Ramazan, sofradaki nimeti paylaşmaktır. Ramazan, ümmet bilincini yeniden kuşanmaktır. Eğer bu ay, bizi yalnızca bireysel ibadetlere yöneltiyor fakat mazlumun derdiyle dertlenmeye sevk etmiyorsa; orada eksik bir muhasebe var demektir. Bugün kendimize sormamız gereken soru şudur: Biz, Ramazan’ı gerçekten yaşıyor muyuz; yoksa sadece takvim yapraklarını mı değiştiriyoruz? Dualarımız mazlum coğrafyalar için yükseliyor mu? İnfaklarımız gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor mu? Gündemimizde kaç dakika Arakan var, Gazze var, Doğu Türkistan var? Yoksa yalnızca kendi konforumuzun sınırları içinde mi dolaşıyoruz? Elbette her birimizin gücü sınırlı. Fakat bilinç sınırsızdır. Duyarlılık sınırsızdır. Dua sınırsızdır. Bir çocuğun yetim başını okşamak, bir aileye erzak ulaştırmak, bir mazlumun sesini duyurmak… Bunların her biri, Ramazan’ın ruhuna uygun bir diriliş adımıdır. “Bize merhamet et Allah’ım…” diyoruz. Peki biz, birbirimize merhamet ediyor muyuz? Eğer Allah bizlere, bizlerin birbirimize muamelesiyle muamele ederse hâlimiz nice olur? Bu soru, Ramazan gecelerinde seccadelerimizde uzun uzun düşünmemiz gereken bir sorudur. Rabbimizden niyazımız odur ki; bizlere şuur versin, hakiki iman ihsan eylesin.  Dualarımızı, oruçlarımızı, namazlarımızı kabul buyursun. Bizleri altından kalkamayacağımız imtihanlarla sınamasın. Mazlum coğrafyalara selamet, zulüm altındaki kardeşlerimize kurtuluş nasip etsin. Kalplerimizi birbirine yaklaştırsın, sofralarımızı paylaşmayı öğretsin. Ramazan, sadece bireysel bir arınma değil; toplumsal bir uyanıştır. Eğer bu ay sonunda daha merhametli, daha adil, daha paylaşımcı ve daha şuurlu bireyler olabiliyorsak, işte o zaman Ramazan’a gerçekten kavuşmuşuz demektir. Bu duygu ve düşüncelerle Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik eder; bu mübarek ayın başta mazlum beldeler olmak üzere tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim. Selam ve muhabbetlerimle. 
Ekleme Tarihi: 28 Şubat 2026 -Cumartesi

Ramazan Geldi… Peki Biz Neredeyiz?

Bin aydan hayırlı olduğu müjdelenen mübarek ge ihvanıcenin de içinde bulunduğu Ramazan-ı Şerif’e bir kez daha kavuşmanın hamdini ve şükrünü yaşıyoruz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da minarelerden yükselen mahyalar, evlerimizde kurulan bereket sofraları, iftar davetleri ve teravih namazlarıyla kalplerimizde bir diriliş ümidi taşıyoruz. Fakat aynı gökyüzünün altında, aynı hilalin doğuşunu seyreden milyonlarca Müslüman için Ramazan; sevinçten ziyade sabrın, gözyaşının ve hayatta kalma mücadelesinin adıdır.

Bugün, Müslüman Türk Sultanı Babürşah’ın torunları olarak anılan Arakanlı kardeşlerimiz, Myanmar’da sistematik baskı, katliam ve sürgünlere maruz bırakıldıktan sonra Bangladeş sınırındaki kamplarda, derme çatma barakalarda yaşam mücadelesi veriyor. Bir lokma ekmek, bir yudum temiz su, bir ilaç… Ramazan onların hayatında iftar davetleriyle değil, yoklukla anılıyor. Arakanlı Müslümanlar yıllardır vatandaşlık haklarından mahrum, kimliksiz ve sahipsiz bırakılmış bir halk olarak insanlığın ortak vicdanını sınamaya devam ediyor.

Öte yanda Gazze… Yurdu yuvası yerle yeksan edilmiş, altyapısı çökmüş, hastaneleri bombalanmış bir şehir. Ramazan’ın rahmet ayı olduğu söylenirken, Gazze’de insanlar bir tabak yemek alabilmek için saatlerce sırada bekliyor. Çocuklar enkazların gölgesinde büyüyor. Bir annenin duası artık sadece iftar sofrasına bereket değil; evladının hayatta kalması için.

Doğu’da ise Doğu Türkistan’da yıllardır süregelen baskılar, toplama kampları iddiaları, kültürel ve dini kimliğin silinmesine yönelik uygulamalar, ailelerin parçalanması, zorla çalıştırma ve asimilasyon politikaları…

 Dünyanın dört bir yanına dağılmış Doğu Türkistanlı muhacirler, bir yandan maişet derdiyle uğraşırken diğer yandan kimliklerini ve inançlarını koruma mücadelesi veriyor. Dul kalan kadınlar, yetim büyüyen çocuklar, vatan hasretiyle yaşayan nesiller… Ramazan onlar için bir kavuşma değil, ayrılığın daha derinden hissedildiği bir zaman dilimi.

Ancak mesele yalnızca Arakan, Gazze ya da Doğu Türkistan’dan ibaret değil. İslam coğrafyasının birçok köşesinde savaş, yoksulluk, iç çatışma ve siyasi istikrarsızlık hüküm sürüyor. Afrika’nın kurak topraklarında açlıkla boğuşan Müslüman topluluklar, iç savaşların parçaladığı Orta Doğu şehirleri, mezhep çatışmalarının yorduğu beldeler, darbelerle sarsılan ülkeler… Ramazan ayı kimileri için manevî bir huzur mevsimi olurken, kimileri için hayatta kalma mücadelesinin bir başka durağı oluyor.
Bir yanda iftar sofralarında çatal kaşık koymaya yer bulamayanlar, diğer yanda günlerdir doğru düzgün yemek yiyemeyenler… Bir yanda tokluktan sağlığını kaybedenler, diğer yanda açlıktan güçsüz düşen bedenler… Bu tezat, sadece ekonomik bir uçurum değil; vicdanlarımız arasındaki mesafenin de göstergesi değil midir?

Ramazan, sadece aç kalmak değildir. Ramazan, açın halini anlamaktır. Ramazan, sofradaki nimeti paylaşmaktır. Ramazan, ümmet bilincini yeniden kuşanmaktır. Eğer bu ay, bizi yalnızca bireysel ibadetlere yöneltiyor fakat mazlumun derdiyle dertlenmeye sevk etmiyorsa; orada eksik bir muhasebe var demektir.
Bugün kendimize sormamız gereken soru şudur: Biz, Ramazan’ı gerçekten yaşıyor muyuz; yoksa sadece takvim yapraklarını mı değiştiriyoruz? Dualarımız mazlum coğrafyalar için yükseliyor mu? İnfaklarımız gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor mu? Gündemimizde kaç dakika Arakan var, Gazze var, Doğu Türkistan var? Yoksa yalnızca kendi konforumuzun sınırları içinde mi dolaşıyoruz?
Elbette her birimizin gücü sınırlı. Fakat bilinç sınırsızdır. Duyarlılık sınırsızdır. Dua sınırsızdır. Bir çocuğun yetim başını okşamak, bir aileye erzak ulaştırmak, bir mazlumun sesini duyurmak… Bunların her biri, Ramazan’ın ruhuna uygun bir diriliş adımıdır.
“Bize merhamet et Allah’ım…” diyoruz. Peki biz, birbirimize merhamet ediyor muyuz? Eğer Allah bizlere, bizlerin birbirimize muamelesiyle muamele ederse hâlimiz nice olur? Bu soru, Ramazan gecelerinde seccadelerimizde uzun uzun düşünmemiz gereken bir sorudur.
Rabbimizden niyazımız odur ki; bizlere şuur versin, hakiki iman ihsan eylesin.

 Dualarımızı, oruçlarımızı, namazlarımızı kabul buyursun. Bizleri altından kalkamayacağımız imtihanlarla sınamasın. Mazlum coğrafyalara selamet, zulüm altındaki kardeşlerimize kurtuluş nasip etsin. Kalplerimizi birbirine yaklaştırsın, sofralarımızı paylaşmayı öğretsin.
Ramazan, sadece bireysel bir arınma değil; toplumsal bir uyanıştır. Eğer bu ay sonunda daha merhametli, daha adil, daha paylaşımcı ve daha şuurlu bireyler olabiliyorsak, işte o zaman Ramazan’a gerçekten kavuşmuşuz demektir.
Bu duygu ve düşüncelerle Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik eder; bu mübarek ayın başta mazlum beldeler olmak üzere tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.
Selam ve muhabbetlerimle. 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve newsfindy.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.