Bir zamanlar Kapadokya’nın masalsı vadilerinde periler yaşarmış. Gökyüzünden inen bu zarif varlıklar, insanların dünyasına merhamet, barış ve güzellik getirmiş. Ancak efsaneye göre insanlar perilerin kıymetini bilememiş; açgözlülük, kıskançlık ve savaş hırsıyla bu kutsal varlıkları incitmişler. Periler de bir gün sessizce çekip gitmiş. Ardında yalnızca peri bacalarını, o sıra dışı taşları ve kulaktan kulağa anlatılan efsaneyi bırakmışlar.
Bugün Kapadokya’ya gelen turistler o taşların güzelliğini, göğe doğru uzanan yapıları hayranlıkla izliyor. Ama çoğu, o taşların ardında gizli kalan uyarıyı fark etmiyor: “Kıymet bilmediğinde güzellik susar.”
Bu efsane bana günümüzün en can yakıcı gerçeklerinden birini hatırlatıyor: iklim krizi.
Tıpkı perilerin efsanesinde olduğu gibi, doğa da bize binlerce yıl boyunca cömertçe sunduğu nimetleri, güzellikleri, düzeni artık geri çekmeye başlıyor. Mevsimler değişiyor, kuraklık artıyor, yangınlar daha sık görülüyor. Tıpkı perilerin sessizce gitmesi gibi, doğa da bizden usulca uzaklaşıyor. Ve geriye yalnızca beton kuleler, boğuk hava ve sessizleşen kuş cıvıltıları kalıyor.
Kapadokya’daki periler, yalnızca bir mit değil; aynı zamanda bir metafor. Korumadığımız, değer vermediğimiz her güzellik – ister efsanevi olsun ister gerçek – sonunda bizden uzaklaşıyor. Belki periler hâlâ bir yerlerde yaşıyor, ama artık bize görünmüyorlar. Belki de doğa hâlâ bizi affetmeyi bekliyor. Ama bunun için önce biz, insan olmayı yeniden öğrenmeliyiz: kıymet bilmeyi, paylaşmayı ve durmayı.
Perilerin sessizliği bugün bize çok şey söylüyor. Yeter ki kulak verelim
