,, ,
Ceren Kanpalta
Köşe Yazarı
Ceren Kanpalta
 

Ah Tamar! Bir Aşkın ve Özgürlüğün Sessiz Çığlığı

Günümüzde, bireyin kendi hayatına dair kararlar alması hâlâ birçok coğrafyada sorgulanıyor. Kiminle evleneceğini, nasıl yaşayacağını, neye inanacağını ya da inanmayacağını seçmek; kimi zaman aile, kimi zaman gelenek, kimi zamansa inanç adına engelleniyor. Kadınların üzerindeki baskılar, gençlerin aşkları için verdiği mücadeleler ve "toplum ne der" korkusuyla bastırılan hayaller... Aslında bu çatışmaların kökeni bin yıllık bir masalda gizli. Van Gölü'nün ortasında yükselen tarihi Akdamar Kilisesi, yalnızca taş duvarlardan ibaret değildir; o duvarlar, içinde zamana direnen bir çığlığı saklar: “Ah Tamar!” Rivayete göre, Akdamar Adası'nda yaşayan bir keşişin güzeller güzeli kızı Tamar, gölün karşı kıyısındaki bir çobana âşık olur. Her gece gizlice buluşurlar; çoban karanlık sularda yüzer, Tamar ise elindeki fenerle ona yol gösterir. Bu masum aşk, bir gün keşiş babanın kulağına gider. Kızının eline yine bir fener verir ama bu kez niyeti bambaşkadır: Genç adamı yanıltmak, yönünü şaşırtmak. Çoban, karanlıkta yolunu kaybeder ve gölde boğulurken son nefesiyle "Ah Tamar!" diye haykırır. Bu çığlık, zamanla adaya ve kiliseye adını verir: Akdamar. Bu hikâye, yüzeyde bir aşk trajedisi gibi görünse de özünde çok daha derin bir meseleyi anlatır: Sevgiye, seçme hakkına, bireyin iradesine karşı çıkmanın trajik sonuçlarını... Tamar ve sevgilisinin hikâyesi ne yazık ki sadece geçmişte kalmadı. Bugün hâlâ birçok genç, kendi kararlarını vermeye çalışırken benzer duvarlara çarpıyor. Bazen bir kadın istediği kişiyle evlenemiyor, bazen bir genç kendi inancından uzaklaştığı için dışlanıyor, bazen bir kız çocuğu okula gitmek isterken bir gelenek tarafından geri çekiliyor. Aşk, yaşam tarzı, düşünce, inanç — bunların hepsi bir insanın kimliğini oluşturur. Ve bu kimlik üzerinde başkasının karar veriyor olması, bireysel özgürlüğün boğulduğu bir karanlığa dönüşür. Tıpkı Van Gölü’nün karanlık sularında yolunu kaybeden o çoban gibi. Bin yıl önce bir fener yanlış yöne tutuldu ve bir hayat karardı. Bugün biz, o feneri kimin tuttuğuna bakmalıyız. Gençlerin yolunu karartan her yasa, her baskı, her "el âlem ne der" anlayışı, modern çağın Akdamar efsanelerini yazıyor.   Tarihten ders almak, yalnızca taş kiliseleri korumakla değil, o taşların içindeki sesleri duymakla mümkün olur. Tamar’ların ışığını karartmak yerine, o ışığı yaşatmak zorundayız. Çünkü bir insanın hayat yolunu karartmak, sadece bir aşkı değil, bir özgürlüğü boğmaktır.
Ekleme Tarihi: 03 Mayıs 2025 -Cumartesi

Ah Tamar! Bir Aşkın ve Özgürlüğün Sessiz Çığlığı

Günümüzde, bireyin kendi hayatına dair kararlar alması hâlâ birçok coğrafyada sorgulanıyor. Kiminle evleneceğini, nasıl yaşayacağını, neye inanacağını ya da inanmayacağını seçmek; kimi zaman aile, kimi zaman gelenek, kimi zamansa inanç adına engelleniyor. Kadınların üzerindeki baskılar, gençlerin aşkları için verdiği mücadeleler ve "toplum ne der" korkusuyla bastırılan hayaller... Aslında bu çatışmaların kökeni bin yıllık bir masalda gizli. Van Gölü'nün ortasında yükselen tarihi Akdamar Kilisesi, yalnızca taş duvarlardan ibaret değildir; o duvarlar, içinde zamana direnen bir çığlığı saklar: “Ah Tamar!”

Rivayete göre, Akdamar Adası'nda yaşayan bir keşişin güzeller güzeli kızı Tamar, gölün karşı kıyısındaki bir çobana âşık olur. Her gece gizlice buluşurlar; çoban karanlık sularda yüzer, Tamar ise elindeki fenerle ona yol gösterir. Bu masum aşk, bir gün keşiş babanın kulağına gider. Kızının eline yine bir fener verir ama bu kez niyeti bambaşkadır: Genç adamı yanıltmak, yönünü şaşırtmak. Çoban, karanlıkta yolunu kaybeder ve gölde boğulurken son nefesiyle "Ah Tamar!" diye haykırır. Bu çığlık, zamanla adaya ve kiliseye adını verir: Akdamar.

Bu hikâye, yüzeyde bir aşk trajedisi gibi görünse de özünde çok daha derin bir meseleyi anlatır: Sevgiye, seçme hakkına, bireyin iradesine karşı çıkmanın trajik sonuçlarını...

Tamar ve sevgilisinin hikâyesi ne yazık ki sadece geçmişte kalmadı. Bugün hâlâ birçok genç, kendi kararlarını vermeye çalışırken benzer duvarlara çarpıyor. Bazen bir kadın istediği kişiyle evlenemiyor, bazen bir genç kendi inancından uzaklaştığı için dışlanıyor, bazen bir kız çocuğu okula gitmek isterken bir gelenek tarafından geri çekiliyor.

Aşk, yaşam tarzı, düşünce, inanç — bunların hepsi bir insanın kimliğini oluşturur. Ve bu kimlik üzerinde başkasının karar veriyor olması, bireysel özgürlüğün boğulduğu bir karanlığa dönüşür. Tıpkı Van Gölü’nün karanlık sularında yolunu kaybeden o çoban gibi.

Bin yıl önce bir fener yanlış yöne tutuldu ve bir hayat karardı. Bugün biz, o feneri kimin tuttuğuna bakmalıyız. Gençlerin yolunu karartan her yasa, her baskı, her "el âlem ne der" anlayışı, modern çağın Akdamar efsanelerini yazıyor.

 

Tarihten ders almak, yalnızca taş kiliseleri korumakla değil, o taşların içindeki sesleri duymakla mümkün olur. Tamar’ların ışığını karartmak yerine, o ışığı yaşatmak zorundayız. Çünkü bir insanın hayat yolunu karartmak, sadece bir aşkı değil, bir özgürlüğü boğmaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve newsfindy.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.