,, ,
Orhan Çağatay
Köşe Yazarı
Orhan Çağatay
 

Paramparça Hayatlar

Hayatlar parça parça, siyasiler bir tarafta, okumuş kesim bir tarafta. Türk toplumu nereye gidiyor? Fiziksel ve ruhsal olarak bölünmüş bir toplum. Okumuş kesim, örneğin öğretmenler, kendi dünyalarında, toplumla diyalogdan uzak bir dünyada yaşıyor. Bu kopuş, başarı beklemeyi zorlaştırıyor. Öğretmen-veli ilişkisi kopmuş, daha doğrusu toplum birbirinden kopmuş. Öğretmen, toplumda en önemli rol modeldir, bunu göz ardı edemeyiz. Eski köy okullarında öğretmenler her akşam bir eve çat kapı yapardı, koyu muhabbet, kaynaşma, çok güzel günlerdi. Saygı, sevgi, yardımlaşma ve asayiş olaylarında mahkemeler son çare idi. Ancak bu etik değil. Yavaş yavaş toplum kutuplaştı. Eğitimli insanlar sadece kendi dünyalarında yaşıyor, ilginçtir ki çocuklarından bile habersiz, kopuk bir hayat yaşıyorlar. İlk önce siyasiler insanları kutuplaştırdı, işçileri savunduğunu söyleyen siyasiler. Hukukçuları savunan ayrı bir grup, memurları savunan başka bir grup, kadınları savunan ayrı bir grup. Bir grubu savunurken aslında toplum ayrışıyor, bunun farkında değiliz. Okuyan kesim kendini toplumdan uzak tuttukça aslında kendinden uzaklaşıp başka bir ruh alemine giriyor ve yaşlılar bakım evinde hayatı sonlandırıyor, bu çok acı bir son. Alt grup olmasa üst grup olmaz, üst grup olmasa alt grup olmaz tezi tamamen yanlıştır. Örneğin bir doktorun mesaisi bitince topluma karışması lazım. Kendini geliştirmezse, bu insan ne kendine ne topluma bir kazanım sağlayabilir. Son yıllarda artan adli vakalar, suç işleme, cinayetler, toplumun ayrışma nedeninden kaynaklandığı aşikar. Toprak görmemiş bir doktorun, tarlasından gelen eli topraklı bir hastayı anlaması beklenemez, empati yapamaz, teknik olarak mümkün değil. Köyünde kısıtlı imkanlarla tarlasını eken çiftçiyi hiç tarlada çalışmamış bir kadastro hakimi anlayamaz ve o dava yıllarca sürer. Eğitim sistemi bu toplumun değil. Eğer biz gerçek anlamda eğitim verirsek ve verilen eğitim sadece sıra başında değil, hayatın içine adapte edersek, bilgiyi paylaşırsak o zaman huzurlu bir toplum oluruz. Yoksa her okul döneminde öğretmenleri ve çocukları maraton koşusu gibi koşturursak, yani sürekli müfredat değiştirerek bir yere varamayız. Sonuç ortada. Avukat, çiftçi, öğretmen, doktor, hakim, kaymakam, vali, yani her meslek erbabı toplumun her kesimi ile kaynaşmazsa ayrışma hızla devam eder. Ordu evi dedik, ayırdık. Öğretmen evi dedik, ayırdık. Velhasıl toplumu batı standartlarında, dememeliyim, Batı’nın istediği gibi böldük. Batı’da bir profesörü tarlada görebilirsiniz ya da bir bakan bir çiftçiyle aynı ortamda kahve içer, bu gayet normal ama bizde anormal karşılanıyor. Avrupa’da bir başbakana yaş pastası fırlatıp protesto edebilirsiniz, bu gayet doğal bir eylem. Ama Türkiye’de bırakın pasta fırlatmayı, bir eleştiri yazsanız sonuç hapis. Sürü bağışıklığı. Evet, sürü bağışıklığı tıpta asırlardır uygulanan bir metot. Özellikle uygulanır. Bazı virüsler sürü bağışıklığı yöntemiyle tedavi edilir, örneğin grip virüsü. Bir tıp insanının makalesinde şöyle özetliyor: İnsan ne kadar asosyal olursa o kadar hasta olur, ne kadar sosyal olursa o kadar az hasta olur. Hatta kanser hastalarında normal hayatına devam eden hastalar daha çabuk iyileşiyor. Aynı taştan çorba içelim demiyorum ama neden farklı meslek grupları kaynaşmasın, yoksa biz birbirimizi nasıl anlayacağız? Milyonlarca zincir halkanız olsa ne işe yarar, birbirimize bağlanmadıktan sonra bir demir yığınından farksızdır. Hadi yarından başlayalım, bir doktor bir esnaf arkadaşın çayını içsin, bir köyü ziyaret etsin. Bir hakim bir gün bir saatini ayırıp oto sanayiye gitsin, bir bardak çay içsin. İnanın, kaynaştıkça kazanacağız. İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyalleştikçe daha mutlu olacağız. İnsanları tanımaya çalışmayın, anlamaya çalışın. O zaman anlarsınız.
Ekleme Tarihi: 20 Mart 2024 - Çarşamba

Paramparça Hayatlar

Hayatlar parça parça, siyasiler bir tarafta, okumuş kesim bir tarafta. Türk toplumu nereye gidiyor? Fiziksel ve ruhsal olarak bölünmüş bir toplum. Okumuş kesim, örneğin öğretmenler, kendi dünyalarında, toplumla diyalogdan uzak bir dünyada yaşıyor. Bu kopuş, başarı beklemeyi zorlaştırıyor. Öğretmen-veli ilişkisi kopmuş, daha doğrusu toplum birbirinden kopmuş. Öğretmen, toplumda en önemli rol modeldir, bunu göz ardı edemeyiz.

Eski köy okullarında öğretmenler her akşam bir eve çat kapı yapardı, koyu muhabbet, kaynaşma, çok güzel günlerdi. Saygı, sevgi, yardımlaşma ve asayiş olaylarında mahkemeler son çare idi. Ancak bu etik değil. Yavaş yavaş toplum kutuplaştı.

Eğitimli insanlar sadece kendi dünyalarında yaşıyor, ilginçtir ki çocuklarından bile habersiz, kopuk bir hayat yaşıyorlar. İlk önce siyasiler insanları kutuplaştırdı, işçileri savunduğunu söyleyen siyasiler. Hukukçuları savunan ayrı bir grup, memurları savunan başka bir grup, kadınları savunan ayrı bir grup. Bir grubu savunurken aslında toplum ayrışıyor, bunun farkında değiliz.

Okuyan kesim kendini toplumdan uzak tuttukça aslında kendinden uzaklaşıp başka bir ruh alemine giriyor ve yaşlılar bakım evinde hayatı sonlandırıyor, bu çok acı bir son. Alt grup olmasa üst grup olmaz, üst grup olmasa alt grup olmaz tezi tamamen yanlıştır.

Örneğin bir doktorun mesaisi bitince topluma karışması lazım. Kendini geliştirmezse, bu insan ne kendine ne topluma bir kazanım sağlayabilir. Son yıllarda artan adli vakalar, suç işleme, cinayetler, toplumun ayrışma nedeninden kaynaklandığı aşikar.

Toprak görmemiş bir doktorun, tarlasından gelen eli topraklı bir hastayı anlaması beklenemez, empati yapamaz, teknik olarak mümkün değil. Köyünde kısıtlı imkanlarla tarlasını eken çiftçiyi hiç tarlada çalışmamış bir kadastro hakimi anlayamaz ve o dava yıllarca sürer.

Eğitim sistemi bu toplumun değil. Eğer biz gerçek anlamda eğitim verirsek ve verilen eğitim sadece sıra başında değil, hayatın içine adapte edersek, bilgiyi paylaşırsak o zaman huzurlu bir toplum oluruz. Yoksa her okul döneminde öğretmenleri ve çocukları maraton koşusu gibi koşturursak, yani sürekli müfredat değiştirerek bir yere varamayız. Sonuç ortada.

Avukat, çiftçi, öğretmen, doktor, hakim, kaymakam, vali, yani her meslek erbabı toplumun her kesimi ile kaynaşmazsa ayrışma hızla devam eder. Ordu evi dedik, ayırdık. Öğretmen evi dedik, ayırdık. Velhasıl toplumu batı standartlarında, dememeliyim, Batı’nın istediği gibi böldük. Batı’da bir profesörü tarlada görebilirsiniz ya da bir bakan bir çiftçiyle aynı ortamda kahve içer, bu gayet normal ama bizde anormal karşılanıyor.

Avrupa’da bir başbakana yaş pastası fırlatıp protesto edebilirsiniz, bu gayet doğal bir eylem. Ama Türkiye’de bırakın pasta fırlatmayı, bir eleştiri yazsanız sonuç hapis.

Sürü bağışıklığı. Evet, sürü bağışıklığı tıpta asırlardır uygulanan bir metot. Özellikle uygulanır. Bazı virüsler sürü bağışıklığı yöntemiyle tedavi edilir, örneğin grip virüsü. Bir tıp insanının makalesinde şöyle özetliyor: İnsan ne kadar asosyal olursa o kadar hasta olur, ne kadar sosyal olursa o kadar az hasta olur. Hatta kanser hastalarında normal hayatına devam eden hastalar daha çabuk iyileşiyor.

Aynı taştan çorba içelim demiyorum ama neden farklı meslek grupları kaynaşmasın, yoksa biz birbirimizi nasıl anlayacağız? Milyonlarca zincir halkanız olsa ne işe yarar, birbirimize bağlanmadıktan sonra bir demir yığınından farksızdır.

Hadi yarından başlayalım, bir doktor bir esnaf arkadaşın çayını içsin, bir köyü ziyaret etsin. Bir hakim bir gün bir saatini ayırıp oto sanayiye gitsin, bir bardak çay içsin. İnanın, kaynaştıkça kazanacağız. İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyalleştikçe daha mutlu olacağız. İnsanları tanımaya çalışmayın, anlamaya çalışın. O zaman anlarsınız.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (4)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve newsfindy.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
İshak balcı
(22.03.2024 22:11 - #258)
Katılıyorum orhan başkan, yureğine ağzına sağlık, kalemine başarılar dilerim . Teşekkürler
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve newsfindy.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
İshak balcı
(22.03.2024 22:11 - #259)
Katılıyorum orhan başkan, yureğine ağzına sağlık, kalemine başarılar dilerim . Teşekkürler
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve newsfindy.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Yılmaz Delibaş
(28.03.2024 14:52 - #260)
Yaşar Kemalin Filler Sultanı ve kırmızı bacaklı topal karınca adlı eserini hatırladım. Günümz siyasal durumunu anlamak için okunmasını tavsiye eder başarılar dilerim
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve newsfindy.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Yılmaz Delibaş
(28.03.2024 14:52 - #261)
Yaşar Kemalin Filler Sultanı ve kırmızı bacaklı topal karınca adlı eserini hatırladım. Günümz siyasal durumunu anlamak için okunmasını tavsiye eder başarılar dilerim
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve newsfindy.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.