Hayatımın bir döneminde, bir gün Kahkaha Yogası eğitmeni olacağımı söyleselerdi muhtemelen gülerdim.
Gerçi şimdi düşününce, konuya oldukça uygun bir tepki olurmuş.
2009 yılında ülkemizin köklü kamu kurumlarından birinde içmimar olarak çalışmaya başladım. Mesleğimi çok seviyordum. İçmimarlık zaten yıllardır hayalini kurduğum, eğitimini aldığım ve severek yaptığım bir işti.
Projeler, çizimler, detaylar, toplantılar…
Yıllar birbirini takip etti.
Bu süreçte evlendim, iki güzel kızım oldu. Hayatın bildiğimiz düzeni içinde hem anne hem eş hem de çalışan bir kadın olarak koşturmaya devam ettim.
Derken 5 yıl, 10 yıl, 15 yıl…
Bir noktada hayatımın birbirine çok benzeyen günlerden oluşmaya başladığını fark ettim.
Sabah kalk, hazırlan, işe git, çalış, eve dön…
Ertesi gün tekrar.
İşimi hâlâ seviyordum ama artık kendime şu soruyu sormaya başlamıştım:
“Hayatım bundan sonra da böyle mi devam edecek?”
Bir şeylerin değişmesi gerekiyordu
Uzun yıllar masa başında çalışmanın getirdiği fiziksel sorunlar yaşamaya başlayınca hayatıma ilk olarak yoga girdi. Başlangıçtaki amacım oldukça basitti: Bedenime biraz daha iyi bakmak.
Fakat yoga ile başlayan merakım zamanla başka alanlara doğru ilerledi.
Nefes…
Çocuk Yogası…
Yaratıcı Drama…
Yeni şeyler öğrendikçe kendimde daha önce çok fazla alan açmadığım başka bir tarafı keşfetmeye başladım.
Ve bir gün Çocuk Yogası öğretmenim sayesinde karşıma daha önce hiç duymadığım bir şey çıktı:
Kahkaha Yogası.
İlk tepkim mi?
Pek romantik değildi.
Bana oldukça garip geldi.
Ekranın karşısında sebepsiz yere kahkaha atan, oyunlar oynayan insanlar vardı. Ben ise yıllarca kurumsal hayatın disiplini içerisinde çalışmış, her şeyi planlamaya ve mantıklı bir yere oturtmaya alışmış bir içmimardım.
İçimdeki ses sürekli konuşuyordu:
“Ben ne yapıyorum?”
Sebepsiz yere gülmek…
Çocuksu oyunlar oynamak…
Alıştığım dünyanın o kadar dışındaydı ki zihnim başlangıçta buna ciddi şekilde direniyordu.
Ama garip bir şey oldu.
Ben uzaklaşmak yerine daha çok merak etmeye başladım.
Eğitimlere devam ettikçe Kahkaha Yogası'nın yalnızca kahkaha atmaktan ibaret olmadığını gördüm. Nefes, hareket, oyun, meditasyon ve kahkaha aynı yerde buluşuyordu.
Ve tam da burada benim için asıl dönüm noktası başladı.
Kahkaha Yogası'yla birlikte içimdeki çocuğu yeniden buldum.
Yıllardır sorumlulukların, iş hayatının, yetişmesi gerekenlerin ve “yetişkin olmanın” ciddiyeti arasında sesini biraz kıstığım o tarafımı…
Oyun oynamayı seven, saçmalayabilen, merak eden, çok düşünmeden hareket eden ve kahkaha atmak için mutlaka bir sebep aramayan tarafımı.
Meğer o hiçbir yere gitmemiş.
Sadece hayatın telaşı içinde ona ayırdığım alan giderek küçülmüş.
Kahkaha Yogası bana sürekli mutlu olmayı öğretmedi. Hayat zaten böyle bir yer değil. Üzüldüğümüz, yorulduğumuz, öfkelendiğimiz, zorlandığımız zamanlar elbette olacak.
Ama bana neşeye de yer açabileceğimi hatırlattı.
Sanırım benim asıl dönüşümüm de buydu.
Kahkaha Yogası hayatıma yeni bir meslek girmeden önce, bana uzun zamandır unuttuğum bir yanımı geri getirmişti.
Peki ya şimdi?
Bir tarafta 15 yıldır çalıştığım kurum, mesleğim, alıştığım düzen ve güvenli alanım…
Diğer tarafta ise beni nereye götüreceğini henüz bilmediğim yepyeni bir yol.
İnsan hayatında bazı kararları verirken önünde iki seçenek oluyor:
Bildiğin yerde kalmak ya da bilmediğin bir yere doğru yürümek.
Ben ikincisini seçtim.
Kolay olmadı.
Çevremde beni destekleyenler kadar, “Düzenini neden bozuyorsun?” diyenler de oldu. Çünkü emekliliğimi beklemeden, yıllardır içinde olduğum güvenceli bir düzeni geride bırakıyordum.
Ama artık denemeden hayatıma devam edersem, yıllar sonra kendime “Acaba?” diye soracağımı biliyordum.
İstifa dilekçemi verdim.
Ve hayatımda yepyeni bir sayfa açıldı.
Kahkaha Yogası alanında ilerlemeye karar verdim. Şirketimi kurdum, sosyal medya hesaplarımı açtım, kamera karşısına geçtim, atölyeler düzenlemeye başladım.
Bir zamanlar proje çizimleri hazırlarken şimdi kahkaha egzersizleri hazırlıyordum.
Bir zamanlar mekânları tasarlarken şimdi insanların hayatında biraz daha fazla neşeye nasıl alan açabileceğimi düşünüyordum.
İçmimarlığı hayatımdan silmedim.
Aksine, bugün geriye baktığımda 15 yıl boyunca öğrendiğim disiplinin, üretmenin, planlamanın ve yaratmanın hâlâ benimle olduğunu görüyorum.
Sadece tasarladığım şey değişti.
Ve belki de hayatımın bu döneminde öğrendiğim en önemli şey şu oldu:
Yeni bir başlangıç yapmak için eski hayatınızdan nefret etmeniz gerekmiyor.
Bazen sahip olduklarınızı seversiniz.
Ama yine de içinizde bir ses size başka bir yol olduğunu söyler.
Ben o sesi 40 yaşımda duydum.
Aslında çok yabancı bir ses de değildi.
Yıllardır içimde bir yerlerde bekleyen o neşeli çocuğun sesiydi.
Ve kahkaha atıyordu.
