Bayram denince çoğumuzun zihninde aynı fotoğraf belirir:
Kalabalık sofralar, kahkahalar, çocuk sesleri, kolonya kokusu, şeker tabakları…
Televizyonlarda mutlu aile görüntüleri döner durur.
Herkes birbirine “Bayram birliktir, huzurdur” der.
Ama gerçek hayat her evde aynı yaşanmaz.
Çünkü bazı insanlar için bayram; sevinç değil, geçmişin yeniden hatırlanmasıdır.
Bazı çocuklar bayram sabahlarını korkuyla hatırlar mesela…
Yeni ayakkabısının sevincini bile yaşayamadan, evde çıkacak kavganın sesini bekleyen çocuklar vardır.
Öfkeli bir babanın yüz ifadesine göre hareket eden…
Annesinin gözlerine bakıp bugün evde huzur olup olmayacağını anlamaya çalışan çocuklar…
Bazı kadınlar için bayram, biraz daha yük demektir.
Günlerce temizlik yapmak, herkesi memnun etmeye çalışmak, sofralar kurmak…
Ama aynı sofrada bir kez bile gerçekten değer görmemek…
Ve yoksulluk…
Bayram, bazen yoksulluğun en görünür olduğu zamandır.
Bir çocuğun arkadaşlarının bayramlıklarını izleyip kendi eski kıyafetini düzeltmeye çalışmasıdır.
Bir annenin “Seneye alırız” derken gözlerini kaçırmasıdır.
Çocuk aklıyla bile eksikliği hissedip hiç belli etmemeye çalışmaktır.
Bir de eksilenler vardır…
Eskiden sofrada oturan ama artık olmayan insanlar…
Boş kalan sandalye…
Sessizleşen ev…
Bayram ziyaretinden önce uğranılan mezarlıklar…
İnsan bazen en kalabalık sofrada bile eksik hisseder kendini.
Toplum olarak bayramı hep tek bir duyguyla anlattık: mutluluk.
Oysa herkesin bayram hikâyesi aynı değil.
Bazıları için bayram, çocukluk travmalarını hatırlatan bir takvim yaprağıdır.
Çünkü insan büyüse de, çocukken hissettiği korkular bir yerlerde yaşamaya devam eder.
Belki de artık şunu kabul etmemiz gerekiyor:
Her “aile” güvenli değildir.
Her ev huzurlu değildir.
Ve her çocuk bayramı heyecanla beklemez.
Ama yine de bir çocuğun hayatında küçük bir iyiliğin yeri çok büyüktür.
Belki bu bayram bir çocuğa bayramlık alabilirsiniz…
Belki bir oyuncak…
Belki harçlık verirken sadece para değil, değer verdiğinizi de hissettirebilirsiniz.
Belki sessiz bir evde büyüyen bir çocuğa ilk kez gerçekten:
“Nasılsın?” diye sorabilirsiniz.
Çünkü bazı çocuklar hediyeleri değil, hatırlandıklarını unutmaz.
Bir çocuğun yüzündeki küçücük bir tebessüm, bazen yıllarca taşıdığı karanlığı hafifletebilir.
Bir kadının yalnız olmadığını hissettirmek ise, belki onun yeniden ayağa kalkmasına sebep olabilir.
Gerçek bayram; gösterişli sofralar değil, bir çocuğun korkmadan uyuyabildiği evdir.
Bir kadının sesini kısmadan konuşabildiği ortamdır.
Bir insanın kendini değersiz hissetmediği yerdir.
Belki bu bayram birbirimize sadece “İyi bayramlar” demek yerine biraz da şunu sormalıyız:
“Gerçekten iyi misin?”
Ve eğer iyiysek…
Belki bir başkasının bayramına umut olabiliriz.
Anasayfa
Yazarlar
Ayla Özalp
Yazı Detayı
Bu yazı 299 kez okundu.
Herkes Bayramı Sevmez
Bayram denince çoğumuzun zihninde aynı fotoğraf belirir:
Kalabalık sofralar, kahkahalar, çocuk sesleri, kolonya kokusu, şeker tabakları…
Televizyonlarda mutlu aile görüntüleri döner durur.
Herkes birbirine “Bayram birliktir, huzurdur” der.
Ama gerçek hayat her evde aynı yaşanmaz.
Çünkü bazı insanlar için bayram; sevinç değil, geçmişin yeniden hatırlanmasıdır.
Bazı çocuklar bayram sabahlarını korkuyla hatırlar mesela…
Yeni ayakkabısının sevincini bile yaşayamadan, evde çıkacak kavganın sesini bekleyen çocuklar vardır.
Öfkeli bir babanın yüz ifadesine göre hareket eden…
Annesinin gözlerine bakıp bugün evde huzur olup olmayacağını anlamaya çalışan çocuklar…
Bazı kadınlar için bayram, biraz daha yük demektir.
Günlerce temizlik yapmak, herkesi memnun etmeye çalışmak, sofralar kurmak…
Ama aynı sofrada bir kez bile gerçekten değer görmemek…
Ve yoksulluk…
Bayram, bazen yoksulluğun en görünür olduğu zamandır.
Bir çocuğun arkadaşlarının bayramlıklarını izleyip kendi eski kıyafetini düzeltmeye çalışmasıdır.
Bir annenin “Seneye alırız” derken gözlerini kaçırmasıdır.
Çocuk aklıyla bile eksikliği hissedip hiç belli etmemeye çalışmaktır.
Bir de eksilenler vardır…
Eskiden sofrada oturan ama artık olmayan insanlar…
Boş kalan sandalye…
Sessizleşen ev…
Bayram ziyaretinden önce uğranılan mezarlıklar…
İnsan bazen en kalabalık sofrada bile eksik hisseder kendini.
Toplum olarak bayramı hep tek bir duyguyla anlattık: mutluluk.
Oysa herkesin bayram hikâyesi aynı değil.
Bazıları için bayram, çocukluk travmalarını hatırlatan bir takvim yaprağıdır.
Çünkü insan büyüse de, çocukken hissettiği korkular bir yerlerde yaşamaya devam eder.
Belki de artık şunu kabul etmemiz gerekiyor:
Her “aile” güvenli değildir.
Her ev huzurlu değildir.
Ve her çocuk bayramı heyecanla beklemez.
Ama yine de bir çocuğun hayatında küçük bir iyiliğin yeri çok büyüktür.
Belki bu bayram bir çocuğa bayramlık alabilirsiniz…
Belki bir oyuncak…
Belki harçlık verirken sadece para değil, değer verdiğinizi de hissettirebilirsiniz.
Belki sessiz bir evde büyüyen bir çocuğa ilk kez gerçekten:
“Nasılsın?” diye sorabilirsiniz.
Çünkü bazı çocuklar hediyeleri değil, hatırlandıklarını unutmaz.
Bir çocuğun yüzündeki küçücük bir tebessüm, bazen yıllarca taşıdığı karanlığı hafifletebilir.
Bir kadının yalnız olmadığını hissettirmek ise, belki onun yeniden ayağa kalkmasına sebep olabilir.
Gerçek bayram; gösterişli sofralar değil, bir çocuğun korkmadan uyuyabildiği evdir.
Bir kadının sesini kısmadan konuşabildiği ortamdır.
Bir insanın kendini değersiz hissetmediği yerdir.
Belki bu bayram birbirimize sadece “İyi bayramlar” demek yerine biraz da şunu sormalıyız:
“Gerçekten iyi misin?”
Ve eğer iyiysek…
Belki bir başkasının bayramına umut olabiliriz.
Ekleme
Tarihi: 23 Mayıs 2026 -Cumartesi
Herkes Bayramı Sevmez
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
