,, ,
Murat Sancak
Köşe Yazarı
Murat Sancak
 

Siyasetin Finansmanı

Siyasi parti ve siyasilerin, varlıklarını ve faaliyetlerini sürdürebilmeleri için , gerekli miktarda mali kaynak temin etmesi hayati önem taşır. Siyasi rekabette adalet,özgürlük ve hesap verilebilirliğin tesisi, finansmanın legalitesiyle (meşruiyetiyle)çok yakından ilgilidir. Siyasetin finansmanına ilişkin en sorunlu ve üzerinde en çok konuşulması gereken alan ise paranın siyasetle olan illegal (gayri meşru) ilişkisidir. Mali kaynağın temini , oluşan bütçenin harcanması ve denetimiyle ilgili konularda bilgi sahibi olmak ,her vatandaşın demokratik hakkı ve şeffaflığın bir gereğidir. Siyasi ,sosyal, eğitim ve kültürel faaliyetler ile tanıtım,ilan ve reklam gibi propaganda çalışmalarının sağlıklı ve etkili yapılabilmesi için ,her siyasi partinin hedefleri doğrultusunda az veya çok finansmana ihtiyacı vardır. Parti binasının kirası, elektrik , su , doğalgazı ,telefonu ,interneti ve çay kahve gibi ziyaretçilere ikram edilen herşey para demektir... Toplantılar, konferanslar, festivaller parayla yapılır. Partilere verilen hazine yardımı bu masrafların karşılanması içindir. Ancak genel kural olarak, bu önemli kaynak parti genel merkezleri tarafından taşra teşkilatlarına dağıtılmaz. Hazine yardımı alamayan siyasi partiler ise,üye aidatları,bağışlar ve farklı finans kaynakları ile ayakta kalmaya çalışır. Seçimlerde dananın kuyruğu kopar.  Parası olan parti yarışa birkaç adım önde başlar. Bedava dağıtılan parti rozetleri, asılan bayraklar-afişler, pankartlar paradır. Kullanılan vasıtalar, onların mazotu-benzini de öyle...Mitingler için ekstradan kiralanan araçlar, dağıtılan kumanyalar, kürsüden atılan hediyeler, hepsi parayla temin edilir... Televizyonlarda yayımlanan reklâm filmleri, gazetelerde tam sayfa propaganda metinleri büyük paralardır. Ne kadar çok paranız varsa, kesenin ağzı ne kadar çok açılmışsa ,o kadar iddialı durumdasınız demektir. "Parayı veren düdüğü çalar." Seçimde partileri kim finanse edecek? “Paran kadar konuş." sözü en çok siyaset için doğrudur. Çünkü siyasetin çarkları parayla döner. Seçim süreçlerinde,devletin ekonomik değerleri,finansal kaynakları ve hazinesi, genellikle seçmenleri ikna etmek ve oy satın almak için kullanılıyor. Sosyal yardım bütçelerinden muhtaç durumda olanlara yapılan yardımlara , parti teşkilatları oy tabanını genişletecek veya kontrol altında tutacak şekilde eşlik ediyor... Bu tür transfer harcamaları , sosyal adalet ilkesinden ziyade  oy kaygılarına göre belirleniyor. İşin doğrusu,seçim yarışında adalet prensibi değişmez bir ilke olmalıdır. Seçime girme yeterliliğine haiz tüm partileri kapsayan adil bir seçim yarışı için şartlar mümkün mertebe elverişli hale getirilmelidir. Parlementer sistemde,seçim süreci başladığında İçişleri,Adalet ve Ulaştırma bakanları görevden çekilerek yerlerini tarafsız kişilere devrederdi. Devletin seçimlerde tarafsız kalması ve adil bir seçim yarışının yapılması mümkün mertebe önemsenirdi. Mevcut sistemde ise,çok geniş yetkilerle donatılan Cumhurbaşkanı, devlet imkanlarını kullanarak kendi partisi lehine propaganda yapma imkanına sahiptir. Bu durum, adil seçim rekabetini olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla seçime giren partiler,birbirleriyle yarışmaktan ziyade,kamunun gücü ve imkanlarını alabildiğine kullanan,kendini devletin yerine koyan partilere karşı da ayrı bir mücadele vermektedir. Her parası olan seçim kazanamaz, ama seçim kazananlar parası olanlardır. Genç Parti'nin , 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimlerde aldığı başarılı sonuç ,hafızalarda hala tazeliğini koruyor. Bu parti seçim kampanyasını,pahalı ve görkemli müzikal şölenler,bedava döner ekmek ve profesyonel  reklamlar üzerinden kurgulamıştı... Yüksek miktarda paralar harcayarak seçim propagandasını yürüten Genç parti, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimlerde  %7,25 oranında oy alarak, hiç kimsenin beklemediği bu sonuçla da tüm siyasi çevreleri şaşırtmıştı. Bu örnek,finans gücünün siyasi çalışmalara etkisini ve önemini  çok belirgin şekilde ortaya koyması bakımından önemlidir. Bütün bunların hepsi ,normal işleyen bir demokrasiye ulaşmayı engelleyen birer bataklık olarak, temiz siyasetin yolunu keser. Parayı verenin düdüğü çaldığı,sorunlu parti rekabeti anlayışı ,günümüzde bir realitedir. Bu çarpık felsefeye teslim olmak; suistimallere, yolsuzluğa, hukuksuzluğa mahkûm olmak demektir. Çünkü siyasetin finansman sorunu aynı zamanda devlet yönetiminde yozlaşmanın aslî kaynağıdır. Maalesef para kazanmanın en kestirme ve en kolay yolu siyasetten geçiyor. Kazanacak partiye veya adaya verilen destek seçimden sonra ihale, lisans, tahsis, vergi indirimi, teşvik olarak sahibine hızla birkaç katıyla geri dönecektir. Kent rantı deniz-derya tükenmez bir kaynak olarak her zaman ilk sıradaki yerini korumaktadır. İktidar partileri ,kendisine yakın olan sermayenin önüne seçim faturasını peşinen koyacak güce her zaman sahiptir. Yazılı ve görsel medya kuruluşları, özellikle televizyon haber kanalları ve  gazetelerin tamamına yakını  sürekli şekilde zarar ediyor. İktidarı destekleyen  medya kuruluşlarının bazıları verilen kamu ihaleleriyle, bir kısmı da kamu kurum ve şirketlerinden gelen devasa reklâm bütçeleriyle desteklenmekte ve  finansal olarak ayakta tutulmaktadır. Mali destek avantajı verilen ,yandaş yazılı ve görsel medyanın bir görevide ,iktidarın halkla ilişkiler birimi gibi çalışmaktır... Muhalif,tarafsız veya özgür bir yayın politikasını benimseyip,bu doğrultuda faaliyet gösteren medya kuruluşları ,iktidar karşıtlığı ,eleştirel  görüş veya özgün fikirleri yansıtan yayınları sebebiyle,kamusal reklamlardan pay alma gibi  mali gelirleri kısıtlı olup, çoğu zaman da bunlardan mahrum kalırlar.. Halbuki kamu ilan ,reklam ve teşviklerin, mevzuata göre yeterlilik ve uygunluğa sahip olan tüm medya kuruluşlarına taraf gözetmeksizin, yasaların öngördüğü şekilde ve oranlarında adilane paylaştırılması yasal bir zorunluluktur. Finansın ,terbiye edici dizayn sopası gibi kullanılması demokratik teamüllere aykırıdır. İktidar cephesinde alışılmış ve kanıksanmış bir durum olarak görülen siyasetin finansmanı,özellikle önümüzdeki seçimlerde muhalefet partilerinin önemli bir sorunu olarak gündeme geleceği aşikardır. Kazanmak için seçimin finansmanını şeffaf hale getirmek tek başına bir propaganda paketi olarak devreye girebilir ve arkaik yani eskimiş düzenin çarkına böylelikle bir çomak sokulabilir. Gök kubbe altında yeni bir şey yok. Seçim harcamalarının ve bir bütün olarak siyasetin finansmanının şeffaf ve denetlenebilir hale gelmesi için gerekli düzenlemeler defalarca hazırlandı ve sonra geri çekildi. Sayın Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde 14 Ocak 2015 tarihinde açıklanan "Şeffaflık Yasası Paketiyle " ilgili olarak, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan , 18 Ocak 2015 tarihinde özetle ; "Açıklanan pakette yer alan düzenlemelerin büyük bir kısmının Başbakanlığı döneminde çıkartıldığı ve bir genelgeyle zaten hayata geçirildiğini ..." vurgulayarak, "Davutoğlu’nun açıkladığı şeffaflık paketi kapsamında TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin grup başkanvekilleri, genel merkez yöneticileri, il ve ilçe başkanlarına mal bildiriminde bulunma zorunluluğu getirilmesine de sıcak bakmadığını, böyle giderse görev alacak il ve ilçe başkanı bulamazsınız.” şeklinde konuyu değerlendirmişti. Bu açıklamalar sonrasında, Sayın Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde hazırlanan Şeffaflık Yasası Paketi geri çekilmişti. Şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu'nun yol arkadaşlarının öncülüğünde yeni kurulan, Milli Yol Partisi,Siyasetin finansmanı ve mali kaynakların temini,harcaması ve denetimini bir muhasebe programı marifetiyle üyelerin erişimine açık hale getirdi. Siyasetin finansmanında şeffaflığın sağlanması için,bu ve benzer uygulamaların hayata geçirilebilmesi  ve yasa tasarılarını yeniden gündeme getirmek dahi Türkiye için ileri bir adım sayılmalıdır. Sayın Kılıçdaroğlu'nun  23 Eylül 2022 tarihinde twitterda yaptığı ; "Türkiye tarihinin en büyük borsa manipülasyonlarına şahit oluyoruz. Küçük yatırımcıyı göz göre göre soyuyorlar. Piyasada küçük yatırımcılardan toplamda 5-5,5 milyar dolar çaldılar. SPK yetkilisi Bloomberg'e "sistemik risk" yok diyor. Yalan söylüyorlar, sistematik risk var." paylaşımı illegalite açısından son derece dikkat çekici bir açıklamadır. Devasa ihaleleri sessiz sedasız almalarıyla dikkat çeken Cengiz , Limak , Kalyon , Kolin  ve Makyol isimli Holding patronlarından bazılarının,bir iktidar değişikliğinde risklerini gidermek ve kazanımlarını korumak  gayesiyle, muhalefet partileriyle de diyalog kurmak istediği ve bu iddiaların basına sızması, sermaye siyaset ilişkisini anlama bağlamında son derece manidar ve düşündürücü bir olaydır. Ayrıca Kamu İhale Kanununun(KİK),  yaklaşık 200 kez değiştirilmesinin gerekçelerini makuliyet dairesinde anlamak hakikaten zordur. Keyfiyete ve anlık şartlara göre sürekli  değişen,bu yap-boz durumu kamu vicdanını ziyadesiyle rahatsız etmiştir. Yolsuzlukların önünü peşinen kesmek , dürüst ve hukuka bağlı bir iktidar yönetiminin önünü açmak, siyasetin finansmanında şeffaflık ve meşruiyeti temel alacak yasal düzenlemelerin yapılmasını sağlamak için,önümüzdeki seçimler bizlere tarihi bir fırsat sunmaktadır. Siyasetin illegal finansmanı ve göstermelik denetimi ,sağlıklı bir yapıya ve  çözüme kavuşuncaya dek ,hepimizin birinci sorunu olarak gündemde ki yerini korumalıdır ...
Ekleme Tarihi: 26 Eylül 2022 - Pazartesi

Siyasetin Finansmanı

Siyasi parti ve siyasilerin, varlıklarını ve faaliyetlerini sürdürebilmeleri için , gerekli miktarda mali kaynak temin etmesi hayati önem taşır.

Siyasi rekabette adalet,özgürlük ve hesap verilebilirliğin tesisi, finansmanın legalitesiyle (meşruiyetiyle)çok yakından ilgilidir.

Siyasetin finansmanına ilişkin en sorunlu ve üzerinde en çok konuşulması gereken alan ise paranın siyasetle olan illegal
(gayri meşru) ilişkisidir.

Mali kaynağın temini , oluşan bütçenin harcanması ve denetimiyle ilgili konularda bilgi sahibi olmak ,her vatandaşın demokratik hakkı ve şeffaflığın bir gereğidir.

Siyasi ,sosyal, eğitim ve kültürel faaliyetler ile tanıtım,ilan ve reklam gibi propaganda çalışmalarının sağlıklı ve etkili yapılabilmesi için ,her siyasi partinin hedefleri doğrultusunda az veya çok finansmana ihtiyacı vardır.
Parti binasının kirası, elektrik , su , doğalgazı ,telefonu ,interneti ve çay kahve gibi ziyaretçilere ikram edilen herşey para demektir...
Toplantılar, konferanslar, festivaller parayla yapılır.

Partilere verilen hazine yardımı bu masrafların karşılanması içindir.
Ancak genel kural olarak, bu önemli kaynak parti genel merkezleri tarafından taşra teşkilatlarına dağıtılmaz.

Hazine yardımı alamayan siyasi partiler ise,üye aidatları,bağışlar ve farklı finans kaynakları ile ayakta kalmaya çalışır.

Seçimlerde dananın kuyruğu kopar. 
Parası olan parti yarışa birkaç adım önde başlar. Bedava dağıtılan parti rozetleri, asılan bayraklar-afişler, pankartlar paradır. Kullanılan vasıtalar, onların mazotu-benzini de öyle...Mitingler için ekstradan kiralanan araçlar, dağıtılan kumanyalar, kürsüden atılan hediyeler, hepsi parayla temin edilir...

Televizyonlarda yayımlanan reklâm filmleri, gazetelerde tam sayfa propaganda metinleri büyük paralardır.
Ne kadar çok paranız varsa, kesenin ağzı ne kadar çok açılmışsa ,o kadar iddialı durumdasınız demektir.

"Parayı veren düdüğü çalar."
Seçimde partileri kim finanse edecek?
“Paran kadar konuş."
sözü en çok siyaset için doğrudur.
Çünkü siyasetin çarkları parayla döner.

Seçim süreçlerinde,devletin ekonomik değerleri,finansal kaynakları ve hazinesi, genellikle seçmenleri ikna etmek ve oy satın almak için kullanılıyor.
Sosyal yardım bütçelerinden muhtaç durumda olanlara yapılan yardımlara ,
parti teşkilatları oy tabanını genişletecek veya kontrol altında tutacak şekilde eşlik ediyor...
Bu tür transfer harcamaları , sosyal adalet ilkesinden ziyade  oy kaygılarına göre belirleniyor.

İşin doğrusu,seçim yarışında adalet prensibi değişmez bir ilke olmalıdır.
Seçime girme yeterliliğine haiz tüm partileri kapsayan adil bir seçim yarışı için şartlar mümkün mertebe elverişli hale getirilmelidir.

Parlementer sistemde,seçim süreci başladığında İçişleri,Adalet ve Ulaştırma bakanları görevden çekilerek yerlerini tarafsız kişilere devrederdi.
Devletin seçimlerde tarafsız kalması ve adil bir seçim yarışının yapılması mümkün mertebe önemsenirdi.

Mevcut sistemde ise,çok geniş yetkilerle donatılan Cumhurbaşkanı, devlet imkanlarını kullanarak kendi partisi lehine propaganda yapma imkanına sahiptir.
Bu durum, adil seçim rekabetini olumsuz etkilemektedir.

Dolayısıyla seçime giren partiler,birbirleriyle yarışmaktan ziyade,kamunun gücü ve imkanlarını alabildiğine kullanan,kendini devletin yerine koyan partilere karşı da ayrı bir mücadele vermektedir.

Her parası olan seçim kazanamaz, ama seçim kazananlar parası olanlardır.

Genç Parti'nin , 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimlerde aldığı başarılı sonuç ,hafızalarda hala tazeliğini koruyor.

Bu parti seçim kampanyasını,pahalı ve görkemli müzikal şölenler,bedava döner ekmek ve profesyonel  reklamlar üzerinden kurgulamıştı...

Yüksek miktarda paralar harcayarak seçim propagandasını yürüten Genç parti,
3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimlerde  %7,25 oranında oy alarak,
hiç kimsenin beklemediği bu sonuçla da
tüm siyasi çevreleri şaşırtmıştı.

Bu örnek,finans gücünün siyasi çalışmalara etkisini ve önemini  çok belirgin şekilde ortaya koyması bakımından önemlidir.

Bütün bunların hepsi ,normal işleyen bir demokrasiye ulaşmayı engelleyen birer bataklık olarak, temiz siyasetin yolunu keser.

Parayı verenin düdüğü çaldığı,sorunlu parti rekabeti anlayışı ,günümüzde bir realitedir.
Bu çarpık felsefeye teslim olmak; suistimallere, yolsuzluğa, hukuksuzluğa mahkûm olmak demektir.
Çünkü siyasetin finansman sorunu aynı zamanda devlet yönetiminde yozlaşmanın aslî kaynağıdır.

Maalesef para kazanmanın en kestirme ve en kolay yolu siyasetten geçiyor.
Kazanacak partiye veya adaya verilen destek seçimden sonra ihale, lisans, tahsis, vergi indirimi, teşvik olarak sahibine hızla birkaç katıyla geri dönecektir.
Kent rantı deniz-derya tükenmez bir kaynak olarak her zaman ilk sıradaki yerini korumaktadır.

İktidar partileri ,kendisine yakın olan sermayenin önüne seçim faturasını peşinen koyacak güce her zaman sahiptir.

Yazılı ve görsel medya kuruluşları,
özellikle televizyon haber kanalları ve  gazetelerin tamamına yakını  sürekli şekilde zarar ediyor.

İktidarı destekleyen  medya kuruluşlarının bazıları verilen kamu ihaleleriyle, bir kısmı da kamu kurum ve şirketlerinden gelen devasa reklâm bütçeleriyle desteklenmekte ve  finansal olarak ayakta tutulmaktadır.

Mali destek avantajı verilen ,yandaş yazılı ve görsel medyanın bir görevide ,iktidarın halkla ilişkiler birimi gibi çalışmaktır...

Muhalif,tarafsız veya özgür bir yayın politikasını benimseyip,bu doğrultuda faaliyet gösteren medya kuruluşları ,iktidar
karşıtlığı ,eleştirel  görüş veya özgün fikirleri yansıtan yayınları sebebiyle,kamusal reklamlardan pay alma gibi  mali gelirleri kısıtlı olup, çoğu zaman da bunlardan mahrum kalırlar..

Halbuki kamu ilan ,reklam ve teşviklerin, mevzuata göre yeterlilik ve uygunluğa sahip olan tüm medya kuruluşlarına taraf gözetmeksizin, yasaların öngördüğü şekilde ve oranlarında adilane paylaştırılması yasal bir zorunluluktur.

Finansın ,terbiye edici dizayn sopası gibi kullanılması demokratik teamüllere aykırıdır.

İktidar cephesinde alışılmış ve kanıksanmış bir durum olarak görülen siyasetin finansmanı,özellikle önümüzdeki seçimlerde muhalefet partilerinin önemli bir sorunu olarak gündeme geleceği aşikardır.

Kazanmak için seçimin finansmanını şeffaf hale getirmek tek başına bir propaganda paketi olarak devreye girebilir ve arkaik yani eskimiş düzenin çarkına böylelikle bir çomak sokulabilir.

Gök kubbe altında yeni bir şey yok. Seçim harcamalarının ve bir bütün olarak siyasetin finansmanının şeffaf ve denetlenebilir hale gelmesi için gerekli düzenlemeler defalarca hazırlandı ve sonra geri çekildi.

Sayın Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde 14 Ocak 2015 tarihinde açıklanan "Şeffaflık Yasası Paketiyle "
ilgili olarak,
Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ,
18 Ocak 2015 tarihinde özetle ;
"Açıklanan pakette yer alan düzenlemelerin büyük bir kısmının Başbakanlığı döneminde çıkartıldığı ve bir genelgeyle zaten hayata geçirildiğini ..."
vurgulayarak,
"Davutoğlu’nun açıkladığı şeffaflık paketi kapsamında TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin grup başkanvekilleri, genel merkez yöneticileri, il ve ilçe başkanlarına mal bildiriminde bulunma zorunluluğu getirilmesine de sıcak bakmadığını,
böyle giderse görev alacak il ve ilçe başkanı bulamazsınız.”
şeklinde konuyu değerlendirmişti.

Bu açıklamalar sonrasında,
Sayın Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde hazırlanan Şeffaflık Yasası Paketi geri çekilmişti.

Şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu'nun yol arkadaşlarının öncülüğünde yeni kurulan,
Milli Yol Partisi,Siyasetin finansmanı ve mali kaynakların temini,harcaması ve denetimini bir muhasebe programı marifetiyle üyelerin erişimine açık hale getirdi.

Siyasetin finansmanında şeffaflığın sağlanması için,bu ve benzer uygulamaların hayata geçirilebilmesi  ve yasa tasarılarını yeniden gündeme getirmek dahi Türkiye için ileri bir adım sayılmalıdır.

Sayın Kılıçdaroğlu'nun  23 Eylül 2022 tarihinde twitterda yaptığı ;
"Türkiye tarihinin en büyük borsa manipülasyonlarına şahit oluyoruz.
Küçük yatırımcıyı göz göre göre soyuyorlar. Piyasada küçük yatırımcılardan toplamda 5-5,5 milyar dolar çaldılar. SPK yetkilisi Bloomberg'e "sistemik risk" yok diyor. Yalan söylüyorlar, sistematik risk var."
paylaşımı illegalite açısından son derece dikkat çekici bir açıklamadır.

Devasa ihaleleri sessiz sedasız almalarıyla dikkat çeken Cengiz , Limak , Kalyon , Kolin  ve Makyol isimli Holding patronlarından bazılarının,bir iktidar değişikliğinde risklerini gidermek ve kazanımlarını korumak  gayesiyle, muhalefet partileriyle de diyalog kurmak istediği ve bu iddiaların basına sızması, sermaye siyaset ilişkisini anlama bağlamında son derece manidar ve düşündürücü bir olaydır.

Ayrıca Kamu İhale Kanununun(KİK),  yaklaşık 200 kez değiştirilmesinin gerekçelerini makuliyet dairesinde anlamak hakikaten zordur.
Keyfiyete ve anlık şartlara göre sürekli  değişen,bu yap-boz durumu kamu vicdanını ziyadesiyle rahatsız etmiştir.

Yolsuzlukların önünü peşinen kesmek , dürüst ve hukuka bağlı bir iktidar yönetiminin önünü açmak, siyasetin finansmanında şeffaflık ve meşruiyeti temel alacak yasal düzenlemelerin yapılmasını sağlamak için,önümüzdeki seçimler bizlere tarihi bir fırsat sunmaktadır.

Siyasetin illegal finansmanı ve göstermelik denetimi ,sağlıklı bir yapıya ve  çözüme kavuşuncaya dek ,hepimizin birinci sorunu olarak gündemde ki yerini korumalıdır ...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve newsfindy.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Güneş
(26.09.2022 12:05 - #166)
Para ve zenginlik mantığı ile siyaset adami yetisir mi? Nitelikli insanlar aday olabilir mi? En üst düzey maas alan bir memurun aday olmasi bile koca bir hayal. Ya da ruhunu zaten bastan teslim edecek ki aday olsun.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve newsfindy.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.