,, ,

TBMM Bütçe Görüşmelerinde Sert Eleştiriler: Fon Krizi Büyük Bir Güven Yıkımına Dönüştü!

Siyaset 28.10.2026 - 09:41, Güncelleme: 28.10.2026 - 09:57 224 kez okundu.
 

TBMM Bütçe Görüşmelerinde Sert Eleştiriler: Fon Krizi Büyük Bir Güven Yıkımına Dönüştü!

YENİ Parti Manisa Milletvekili ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, 2027 yılı bütçe görüşmelerinde fon krizinden Merkez Bankası yöneticilerine yönelik tutuklamalara, faiz harcamalarından vergi adaletsizliğine, çiftçinin borçlarından emeklinin geçim sıkıntısına kadar ekonomide yaşanan sorunları gündeme taşıdı. Fon krizinin ekonomik kayıplardan çok daha büyük bir güven krizine dönüştüğünü belirten Bakırlıoğlu, “Bu ülkede güven kaybedildi, kurumlarımız erozyona uğradı, kurallar ortadan kalktı. Bu, ekonomik kayıplardan çok daha büyük bir yıkımdır
2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi görüşmelerinde konuşan YENİ Parti Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, bütçenin hazırlandığı ekonomik koşulların fon kriziyle tamamen değiştiğini belirterek hükümetin ekonomik hedeflerini eleştirdi. 6 Eylül 2026 tarihinde açıklanan Orta Vadeli Program'ın ardından 455 bin kişiyi mağdur eden fon krizinin yaşandığını hatırlatan Bakırlıoğlu, şunları söyledi: “Bu bütçe, fon krizi yaşanmadan önceki ekonomik öngörülerle hazırlandı. Fonlardaki kaybın 20 milyar dolar, borsadaki kayıplarla birlikte toplam ekonomik enkazın 120 milyar dolara ulaştığı bir tablodan söz ediyoruz. 11 ilimizi etkileyen deprem felaketinin ekonomimize maliyetinin 100 milyar dolar olduğu açıklanmış ve ek bütçe yapmak zorunda kalmıştık. Şimdi önümüzde 120 milyar dolarlık bir enkaz var ama sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi bütçe görüşüyoruz. Bu ekonomik yıkımın bütçeye etkisi nerede?” “ASRIN VURGUNUNDA PARADAN DAHA DEĞERLİ BİR ŞEYİ KAYBETTİK: GÜVENİ!” Fon krizinin yalnızca yatırımcıların parasını kaybetmesiyle açıklanamayacağını vurgulayan Bakırlıoğlu, asıl yıkımın devlet kurumlarına ve hukuk düzenine duyulan güvenin sarsılması olduğunu söyledi. “Benim gördüğüm, vatandaşın da gördüğü şu: Bu ülkede güven kaybedildi, kurumlarımız kaybedildi, kurallar ortadan kalktı. SPK'nin gözetim ve denetiminde yaşananları gördük. Fon yasası görüşmelerinde kuralların nasıl değiştirildiğine şahit olduk. Ekonomik kayıplardan daha büyük bir yıkımla karşı karşıyayız. Çünkü para bir şekilde kazanılır ama kaybedilen güveni yeniden kazanmak kolay değildir.” Bakırlıoğlu, fonlardaki manipülasyon iddialarının aylar öncesinden Meclis gündemine getirildiğini, Hazine ve Maliye Bakanı'nın da on bir ay önce fonlarda manipülasyon olduğunu ve düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu söylediğini hatırlattı. “Burada defalarca uyardık. Bir balon şişiyor, patladığında yüz binlerce insan mağdur olacak dedik. Bakan manipülasyon olduğunu bildiklerini söyledi. Peki, neden zamanında müdahale edilmedi? MSCI'nin uyarısına kadar neden beklendi? Balon şişti, patladı, yüz binlerce insanın birikimi yok oldu. Şimdi bu felaketin hesabını kim verecek?” “BÜTÜN ATAMALARDA TEK İMZA VARSA SORUMLULUK DA CUMHURBAŞKANINDADIR!” Fon skandalının ardından hiçbir üst düzey yöneticinin siyasi sorumluluk üstlenmediğini belirten Bakırlıoğlu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni eleştirdi. “Bu sistem bize nasıl anlatıldı? Bir kişi seçeceksiniz, o herkesi seçecek. Bütün atamaların altında bir kişinin imzası varsa bu işin siyasi sorumlusu da Cumhurbaşkanıdır. Kurumlar görevini yapmamış, denetim mekanizmaları işlememiş, bütün bunlar yaşanmış ama herkes koltuğunda oturmaya devam ediyor. Meclis araştırma komisyonu kurulması gerekirken bu da yapılmadı. Ciddi bir kurumsal çürümeyle karşı karşıyayız.” 200 LİRAYI GÖSTERDİ: “BU İMZALAR DEVLETİN TEMİNATIYDI, O GÜVENİ YERLE YEKSAN ETTİNİZ!” Konuşmasının en dikkat çekici bölümünde kürsüde 200 liralık banknot gösteren Bakırlıoğlu, Merkez Bankası yöneticileri hakkındaki tutuklama ve yolsuzluk iddialarını gündeme taşıdı. “Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, elimde 200 liralık bir banknot var. Vatandaş bu parayı eline aldığında üzerindeki rakamın ekonomik hayatta bir karşılığı olduğuna inanır. Üzerindeki imzalar sadece teknik bir ayrıntı değildir. O imzalar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının teminatıdır, güvencesidir. Şimdi bu banknotların üzerinde imzası bulunan üç eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı tutuklu. İkisi de fon krizi nedeniyle. Siz bu güveni yerle yeksan ettiniz!” Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci'nin Tera Holding'de yöneticilik yaptığını, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve nitelikli dolandırıcılık suçlamalarıyla karşı karşıya olduğunu belirten Bakırlıoğlu, eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı ve Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak hakkındaki iddialara da dikkat çekti. “Türkiye Varlık Fonu'na ait Türkiye Sigorta'nın yüksek tutarlı mevduatlarının Tera fonlarına aktarıldığı, bunun karşılığında 1 milyon dolar rüşvet alındığı iddia ediliyor. Grainturk hisselerine yatırım yaptırılarak fiyatlarının şişirildiği iddiaları var. Üstelik söz konusu şirketin yönetim kurulunda eski BDDK Başkanının oğlu bulunuyor. Bu iddiaların her biri son derece ağır. Merkez Bankasının güvencesini temsil eden imzalarla ilgili böyle bir tablo ortaya çıkmışsa vatandaş hangi kuruma güvenecek?” “ÖNCE DİPLOMAYA, SONRA TELEVİZYONLARA, ŞİMDİ VATANDAŞIN PARASINA ÇÖKTÜNÜZ!” Fon düzenlemesinin Meclis görüşmeleri sırasında verilen gece yarısı önergesini de eleştiren Bakırlıoğlu, satış talimatı vermesine rağmen parasını alamayan yaklaşık 200 bin yatırımcının haklarının zedelendiğini savundu. “SPK'nin kendi bültenine göre bu vatandaşlar öncelikli alacaklı olacaktı. Ama gece yarısı verdiğiniz önergeyle bu insanları alacaklı hissedar hâline getirdiniz. Üstelik SPK Kanunu'nun açık hükümlerine rağmen bunu yaptınız.” Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun diploma tartışmaları sırasında yaptığı açıklamayı hatırlatan Bakırlıoğlu şöyle devam etti: “Ekrem İmamoğlu, ‘Bugün benim diplomamı gasbedenler yarın sizin tapunuza, paranıza çöker’ demişti. Haksız çıkmadı. Önce diplomaya çöktünüz, sonra televizyon kanallarına, Tele1'e, Halk TV'ye çöküldü. Acele kamulaştırma kararlarıyla vatandaşın tarlasına, malına çöküyorsunuz. Şimdi de insanların parasına çöküyorsunuz. Bu durumda size kim güvenir?” “100 BİN KİŞİ BORSA HESABINI KAPATMIŞ, VESTEL'DE 6 BİN KİŞİ İŞSİZ KALMIŞ!” Fon krizinin sermaye piyasalarına duyulan güveni sarstığını söyleyen Bakırlıoğlu, 100 bin tasarruf sahibinin borsa hesabını kapattığını, özel sektör borçlanma araçlarına güvenin de azaldığını belirtti. Dört şirketin borçlarının anapara veya kupon ödemelerini gerçekleştiremeyeceklerini açıkladığını ifade eden Bakırlıoğlu, Manisa'daki Vestel örneğini verdi: “Vestel 500 milyon dolarlık borcunun vadesini uzatmaya çalışıyor. Manisa'da Vestel'de 6 bin kişi işten çıkarılmış, işsiz kalmış. Bir tarafta fon krizi, diğer tarafta şirketlerin borçlarını ödeyemediği, işçilerin işsiz kaldığı bir ekonomi var. Biz işte bu koşullarda 2027 bütçesini görüşüyoruz.” “ARTIK YATIRIM YAPMAK İÇİN DEĞİL, FAİZ ÖDEMEK İÇİN BORÇLANIYORUZ!” 2027 bütçesinde faiz harcamalarının kalıcı bir yük hâline geldiğini belirten Bakırlıoğlu, bütçe kaynaklarının giderek daha büyük bölümünün faiz ödemelerine ayrıldığını söyledi. “2018 yılında bütçe harcamalarının yüzde 8,9'u faize gidiyordu. 2027 yılında bu oran yüzde 17,6'ya çıkmış. Bu dönemde toplam harcamalar 1,7 kat artarken faiz harcamaları 2,7 kat artmış.” 2027 bütçesinde 3,9 trilyon lira açık ve 4 trilyon lira faiz harcaması öngörüldüğünü hatırlatan Bakırlıoğlu, geçen yıl da bütçe açığı ve faiz giderlerinin yaklaşık 2,7 trilyon lira olduğunu söyledi. “Artık yatırım için borçlanmıyoruz, faiz ödemek için borçlanıyoruz. Borçlanmanın tamamına yakını faiz giderlerini karşılıyor. Bunun adı faiz bütçesidir.” Kamu yatırımlarındaki gerilemeye de dikkat çeken Bakırlıoğlu, sermaye giderlerinin millî gelire oranının 2026'da yüzde 2,1'den 2027'de yüzde 1,7'ye düşürüldüğünü, bunun yaklaşık yüzde 16'lık bir gerilemeye karşılık geldiğini belirtti. “İŞÇİDEN 2,6 TRİLYON, HOLDİNGLERDEN 2,3 TRİLYON VERGİ ALACAKSINIZ!” Bütçenin vergi dağılımını da eleştiren Bakırlıoğlu, doğrudan vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı artarken kurumlar vergisinin payının gerilediğini belirtti. 2002-2024 döneminde doğrudan vergilerin ortalama payının yüzde 34 olduğunu, 2027'de yüzde 39,9'a ulaşmasının öngörüldüğünü ifade eden Bakırlıoğlu, bu artışın çalışanlar üzerindeki vergi yükünü gizlediğini savundu. “2023 yılında kurumlar vergisinin toplam gelirler içindeki payı yüzde 17,5'ti. 2026'da yüzde 11,3'e, 2027'de yüzde 10,7'ye düşüyor. 2018 yılında 100 lira kurumlar vergisine karşılık 177 lira gelir vergisi alınıyordu. 2027'de 100 lira kurumlar vergisine karşılık 249 lira gelir vergisi toplamayı hedefliyorsunuz.” 2027 bütçesinde kaynağından kesilerek tahsil edilecek gelir vergisinin 5,1 trilyon lira olduğunu, bunun yaklaşık yüzde 55'inin ücretlilerden, yüzde 25'inin ise mevduat gelirlerinden alınan stopajdan oluştuğunu belirten Bakırlıoğlu, şu karşılaştırmayı yaptı: “2027 yılında ücretlilerden yaklaşık 2,6 trilyon lira gelir vergisi alacaksınız. Kurumlar vergisi ne kadar? 2,3 trilyon lira. Yani işçiler, memurlar, çalışanlar 2,6 trilyon lira vergi ödeyecek; şirketler, holdingler, patronlar 2,3 trilyon lira ödeyecek. Böyle vergi adaleti olur mu?” Ücretlilerin yüzde 15 ile yüzde 40 arasında değişen gelir vergisi dilimlerine tabi olduğunu hatırlatan Bakırlıoğlu, bazı sermaye ve mevduat gelirlerinin daha düşük sabit oranlarla vergilendirildiğini, servet üzerinden alınan vergilerin payının ise yüzde 1'ler seviyesinde kaldığını söyledi. Dolaylı vergilere de değinen Bakırlıoğlu, 2027'de dâhilde alınan KDV'nin 4,7 trilyon lirayla gelirlerin yüzde 21'ini, ÖTV'nin ise 3,3 trilyon lirayla yüzde 15'ini oluşturacağını belirtti. “Bu ülkede vergi yükünü çalışanların, emekçilerin, sabit gelirlilerin sırtına yıkmışsınız. Kazanırken vergi, harcarken vergi. Ama büyük sermayenin toplam gelirler içindeki vergi payı giderek azalıyor.” “387 MİLYAR LİRA BORÇ ÖDENEMEMİŞ: YÜZ BİNLERCE VATANDAŞ İFLASIN EŞİĞİNDE!” Hane halkı borçlarının millî gelire oranının yüzde 10,1 olmasının ekonomik tablonun sağlıklı olduğu anlamına gelmediğini belirten Bakırlıoğlu, asıl sorunun vatandaşların borçlarını ödeyememesi olduğunu vurguladı. “9 Ekim itibarıyla tüketicilerin ödeyemediği kredi ve bireysel kredi kartı borçları 387 milyar liraya ulaşmış. Kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerdeki artış yüzde 67. Takipteki borçların toplam içindeki oranı yılbaşında yüzde 4,1'ken yüzde 5,3'e çıkmış.” Yüksek faiz oranlarının vatandaşları borç sarmalına sürüklediğini ifade eden Bakırlıoğlu şöyle konuştu: “İnsanlar yüzde 70, yüzde 80 faizlerle borçlarını çevirmeye çalışıyor. Yüz binlerce yurttaşımız bireysel iflasın eşiğine gelmiş durumda. Ama bu bütçede borçların ötelenmesine, hafifletilmesine ilişkin tek bir somut önlem göremiyoruz. Hane halkının millî gelire göre az borçlu olması önemli değil, önemli olan artık o borcu ödeyemiyor olmasıdır.” “ÇİFTÇİ BORCUNU ÖDEYEMEZ! TARIM SEKTÖRÜ ÖDEME KABİLİYETİNİ YİTİRDİ!” Tarım sektörünün borçlarındaki artışa da dikkat çeken Bakırlıoğlu, sektörün toplam kredi borcunun bir yılda yüzde 40 arttığını, takipteki borçların ise üç katına çıktığını söyledi. “Ağustos 2025'te tarım sektörünün takipteki borcu 9 milyar liraydı. Ağustos 2026'da 27 milyar liraya çıkmış. Üç katına çıkmış Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım! Bu rakamlar size küçük gelebilir ama artışın büyüklüğüne bakın.” Yaz boyunca Manisa'da üreticilerle bir araya geldiklerini anlatan Bakırlıoğlu, tarım sektöründeki tabloyu somut örneklerle aktardı. “Biz koca yaz boyunca tarlaların, bağların içerisindeydik. Domatesi gördük, pamuğu, üzümü, zeytini gördük. Manisa'ya gelin, üzüm üreticileri bağlarını yere kesiyor. Yere, toprağa atıyorlar! Alan yok, fiyat yok. Üzüm 10 lira, 5 lira. Zeytin dalda kaldı. Geçen yıl 75 liraya sattığımız zeytini bu yıl 25 liraya, 20 liraya satıyoruz. Sadece toplama maliyeti 20 lira!” Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin kredi taleplerini yeterince karşılamadığını savunan Bakırlıoğlu, üreticilerin mevcut borçlarını ödeme gücünün kalmadığını belirtti. “Bu borçlar ödenmez! Çiftçi bu borçları ödeyemez. Tarım sektörü ödeme kabiliyetini yitirdi. 2026 bütçesinde tarımsal kredi faiz ve sübvansiyon desteği 270 milyar liraydı, 2027'de yüzde 20 artışla 325 milyar liraya çıkarıyorsunuz. Ama üreticinin yaşadığı bu büyük krize karşı bütçede gerçek bir çözüm yok.” “KAMU ÇALIŞANLARINA 2027'DE DE REFAH YOK!” 2027 bütçesinde toplam harcamaların nominal olarak yüzde 38,7 arttığını, yüzde 25'lik deflatör dikkate alındığında reel artışın yaklaşık yüzde 11 olduğunu belirten Bakırlıoğlu, personel giderlerinin ise reel olarak yüzde 0,7 gerilediğini söyledi. 2018 yılında 3 milyon 321 bin olan kamu personeli sayısının 4 milyon 118 bine yükseldiğini ifade eden Bakırlıoğlu, çalışan sayısı artarken personel harcamalarının millî gelirden aldığı payın gerilediğine dikkat çekti. “Kamuda personel sayısı artıyor ama çalışanların millî gelirden aldığı pay azalıyor. Bütçeden aldıkları pay da değişmiyor. Memurlarımız, kamu personelimiz bize ‘2027 yılında ne olacak?’ diye sorarsa vereceğimiz cevap şu: 2026'da ne yaşadıysanız 2027'de de aynı şeyleri yaşayacaksınız.” “BORCUMUZ AZ DİYE ÖVÜNÜYORSUNUZ AMA FAİZİMİZ ÇOK YÜKSEK!” Hükümetin Türkiye'nin OECD ülkeleri arasında kamu borcu en düşük ülkelerden biri olduğu yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Bakırlıoğlu, borcun büyüklüğünden çok finansman maliyetine bakılması gerektiğini söyledi. “Türkiye'nin kamu borcunun millî gelire oranı yüzde 22,3. Fransa'da yüzde 116, İtalya'da yüzde 137. Ama Fransa'nın faiz ödemelerinin millî gelire oranı yüzde 2 civarında. Türkiye'de ise yüzde 3,7. Yani borcumuz az ama faiz yükümüz çok daha ağır. Problem borcun büyüklüğünden ziyade maliyetidir.” “DÜNYA YAVAŞLARKEN TÜRKİYE NASIL YÜZDE 5 BÜYÜYECEK?” Orta Vadeli Program'daki büyüme hedeflerini de sorgulayan Bakırlıoğlu, 2027 için yüzde 4,2, 2028 için yüzde 4,6 ve 2029 için yüzde 5 büyüme öngörüldüğünü hatırlattı. Dünya ekonomisinin aynı dönemde yüzde 3,4, yüzde 3,3 ve yüzde 3,2 büyümesinin beklendiğini belirten Bakırlıoğlu, geçmiş yıllardaki performansla gelecek hedefleri arasındaki farklılığa dikkat çekti. “2025 yılında dünya yüzde 3,5 büyümüş, Türkiye yüzde 3,7 büyümüş. 2026'da dünya yüzde 3,1, Türkiye yüzde 3,3 büyümüş. Yani dünya ne kadar büyüdüyse biz de kabaca o kadar büyümüşüz. Şimdi dünya yavaşlarken Türkiye'nin yüzde 5 büyüyeceğini söylüyorsunuz. Bu ayrışmayı hangi ekonomik gelişmeye dayandırıyorsunuz?” “AB'YE YAKINLAŞTIK DİYORSUNUZ AMA KARŞILAŞTIRDIĞINIZ ÜLKELER DEĞİŞTİ!” Kişi başına millî gelirin Avrupa Birliği ortalamasına yakınsadığı yönündeki açıklamaları da eleştiren Bakırlıoğlu, 2002 yılında AB'nin yaklaşık 15 üyeden oluştuğunu, daha sonra birliğe daha düşük gelirli ülkelerin katıldığını hatırlattı. “2002'de AB ortalamasının yüzde 38'indeydik, şimdi yüzde 70'ine çıktığımızı söylüyorsunuz. Ama 2002'deki 15 AB ülkesinin bugünkü kişi başına millî gelirine baktığınızda yaklaşık 65 bin dolar, bizimki 18 bin dolar. Sonradan Bulgaristan, Romanya, Polonya gibi ülkeler birliğe katıldı. Onlar da bizi neredeyse yakalamış durumda. Dolayısıyla bu karşılaştırmanın nasıl yapıldığına bakmak gerekiyor.” “2027 BÜTÇESİ EMEKLİYE DE ASGARİ ÜCRETLİYE DE REFAH VAAT ETMİYOR!” Konuşmasının son bölümünde asgari ücretlilerin ve emeklilerin 2027 yılında da gelir kaybıyla karşı karşıya kalabileceğini belirten Bakırlıoğlu, SGK prim tahsilatları ve sigorta ödemelerine ilişkin bütçe öngörülerini değerlendirdi. 2026 yılında SGK prim tahsilatlarının yüzde 40 arttığını, bunda asgari ücrete yapılan yüzde 27'lik artışın ve tahsilat performansının etkili olduğunu belirten Bakırlıoğlu, 2027 için prim tahsilatında yüzde 24 artış öngörülmesine dikkat çekti. “2026 yılında prim tahsilatı yüzde 40 artmış. 2027 yılında bu artışı yüzde 24 olarak öngörüyorsunuz. Bu da asgari ücretlerde çok fazla bir değişiklik beklenmediği anlamına geliyor.”SGK sigorta ödemelerinde 2026 yılında yüzde 36 artış yaşandığını, 2027'de ise yüzde 38 artış öngörüldüğünü belirten Bakırlıoğlu, bu verilerin emekliler açısından da önemli bir iyileşmeye işaret etmediğini savundu.“Hem asgari ücretlilerin ücretlerinde hem de emeklilerin cephesinde çok fazla bir değişiklik olmayacağını görüyoruz.” “BU BÜTÇENİN EN BÜYÜK AÇIĞI GÜVEN AÇIĞIDIR!” 2027 bütçesine ilişkin değerlendirmesinde fon krizini, kurumların denetim sorumluluğunu, yüksek faiz giderlerini, çalışanların vergi yükünü, ödenemeyen bireysel ve tarımsal borçları bir arada ele alan Bakırlıoğlu, ekonomik istikrar için yalnızca bütçe hedeflerinin değil, hukuk ve kurumlara duyulan güvenin de belirleyici olduğunu vurguladı. Bakırlıoğlu'nun konuşmasında öne çıkan mesaj, 2027 bütçesinin yalnızca gelir ve gider rakamları üzerinden değerlendirilemeyeceği, fon krizinin ardından devletin denetim kurumlarına ve finansal sisteme duyulan güvenin de sorgulanması gerektiği oldu.
YENİ Parti Manisa Milletvekili ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, 2027 yılı bütçe görüşmelerinde fon krizinden Merkez Bankası yöneticilerine yönelik tutuklamalara, faiz harcamalarından vergi adaletsizliğine, çiftçinin borçlarından emeklinin geçim sıkıntısına kadar ekonomide yaşanan sorunları gündeme taşıdı. Fon krizinin ekonomik kayıplardan çok daha büyük bir güven krizine dönüştüğünü belirten Bakırlıoğlu, “Bu ülkede güven kaybedildi, kurumlarımız erozyona uğradı, kurallar ortadan kalktı. Bu, ekonomik kayıplardan çok daha büyük bir yıkımdır

2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi görüşmelerinde konuşan YENİ Parti Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, bütçenin hazırlandığı ekonomik koşulların fon kriziyle tamamen değiştiğini belirterek hükümetin ekonomik hedeflerini eleştirdi.

6 Eylül 2026 tarihinde açıklanan Orta Vadeli Program'ın ardından 455 bin kişiyi mağdur eden fon krizinin yaşandığını hatırlatan Bakırlıoğlu, şunları söyledi:

“Bu bütçe, fon krizi yaşanmadan önceki ekonomik öngörülerle hazırlandı. Fonlardaki kaybın 20 milyar dolar, borsadaki kayıplarla birlikte toplam ekonomik enkazın 120 milyar dolara ulaştığı bir tablodan söz ediyoruz. 11 ilimizi etkileyen deprem felaketinin ekonomimize maliyetinin 100 milyar dolar olduğu açıklanmış ve ek bütçe yapmak zorunda kalmıştık. Şimdi önümüzde 120 milyar dolarlık bir enkaz var ama sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi bütçe görüşüyoruz. Bu ekonomik yıkımın bütçeye etkisi nerede?”

“ASRIN VURGUNUNDA PARADAN DAHA DEĞERLİ BİR ŞEYİ KAYBETTİK: GÜVENİ!”

Fon krizinin yalnızca yatırımcıların parasını kaybetmesiyle açıklanamayacağını vurgulayan Bakırlıoğlu, asıl yıkımın devlet kurumlarına ve hukuk düzenine duyulan güvenin sarsılması olduğunu söyledi.

“Benim gördüğüm, vatandaşın da gördüğü şu: Bu ülkede güven kaybedildi, kurumlarımız kaybedildi, kurallar ortadan kalktı. SPK'nin gözetim ve denetiminde yaşananları gördük. Fon yasası görüşmelerinde kuralların nasıl değiştirildiğine şahit olduk. Ekonomik kayıplardan daha büyük bir yıkımla karşı karşıyayız. Çünkü para bir şekilde kazanılır ama kaybedilen güveni yeniden kazanmak kolay değildir.”

Bakırlıoğlu, fonlardaki manipülasyon iddialarının aylar öncesinden Meclis gündemine getirildiğini, Hazine ve Maliye Bakanı'nın da on bir ay önce fonlarda manipülasyon olduğunu ve düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu söylediğini hatırlattı.

“Burada defalarca uyardık. Bir balon şişiyor, patladığında yüz binlerce insan mağdur olacak dedik. Bakan manipülasyon olduğunu bildiklerini söyledi. Peki, neden zamanında müdahale edilmedi? MSCI'nin uyarısına kadar neden beklendi? Balon şişti, patladı, yüz binlerce insanın birikimi yok oldu. Şimdi bu felaketin hesabını kim verecek?”

“BÜTÜN ATAMALARDA TEK İMZA VARSA SORUMLULUK DA CUMHURBAŞKANINDADIR!”

Fon skandalının ardından hiçbir üst düzey yöneticinin siyasi sorumluluk üstlenmediğini belirten Bakırlıoğlu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni eleştirdi.

“Bu sistem bize nasıl anlatıldı? Bir kişi seçeceksiniz, o herkesi seçecek. Bütün atamaların altında bir kişinin imzası varsa bu işin siyasi sorumlusu da Cumhurbaşkanıdır. Kurumlar görevini yapmamış, denetim mekanizmaları işlememiş, bütün bunlar yaşanmış ama herkes koltuğunda oturmaya devam ediyor. Meclis araştırma komisyonu kurulması gerekirken bu da yapılmadı. Ciddi bir kurumsal çürümeyle karşı karşıyayız.”

200 LİRAYI GÖSTERDİ: “BU İMZALAR DEVLETİN TEMİNATIYDI, O GÜVENİ YERLE YEKSAN ETTİNİZ!”

Konuşmasının en dikkat çekici bölümünde kürsüde 200 liralık banknot gösteren Bakırlıoğlu, Merkez Bankası yöneticileri hakkındaki tutuklama ve yolsuzluk iddialarını gündeme taşıdı.

“Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, elimde 200 liralık bir banknot var. Vatandaş bu parayı eline aldığında üzerindeki rakamın ekonomik hayatta bir karşılığı olduğuna inanır. Üzerindeki imzalar sadece teknik bir ayrıntı değildir. O imzalar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının teminatıdır, güvencesidir. Şimdi bu banknotların üzerinde imzası bulunan üç eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı tutuklu. İkisi de fon krizi nedeniyle. Siz bu güveni yerle yeksan ettiniz!”

Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci'nin Tera Holding'de yöneticilik yaptığını, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve nitelikli dolandırıcılık suçlamalarıyla karşı karşıya olduğunu belirten Bakırlıoğlu, eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı ve Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak hakkındaki iddialara da dikkat çekti.

“Türkiye Varlık Fonu'na ait Türkiye Sigorta'nın yüksek tutarlı mevduatlarının Tera fonlarına aktarıldığı, bunun karşılığında 1 milyon dolar rüşvet alındığı iddia ediliyor. Grainturk hisselerine yatırım yaptırılarak fiyatlarının şişirildiği iddiaları var. Üstelik söz konusu şirketin yönetim kurulunda eski BDDK Başkanının oğlu bulunuyor. Bu iddiaların her biri son derece ağır. Merkez Bankasının güvencesini temsil eden imzalarla ilgili böyle bir tablo ortaya çıkmışsa vatandaş hangi kuruma güvenecek?”

“ÖNCE DİPLOMAYA, SONRA TELEVİZYONLARA, ŞİMDİ VATANDAŞIN PARASINA ÇÖKTÜNÜZ!”

Fon düzenlemesinin Meclis görüşmeleri sırasında verilen gece yarısı önergesini de eleştiren Bakırlıoğlu, satış talimatı vermesine rağmen parasını alamayan yaklaşık 200 bin yatırımcının haklarının zedelendiğini savundu.

“SPK'nin kendi bültenine göre bu vatandaşlar öncelikli alacaklı olacaktı. Ama gece yarısı verdiğiniz önergeyle bu insanları alacaklı hissedar hâline getirdiniz. Üstelik SPK Kanunu'nun açık hükümlerine rağmen bunu yaptınız.”

Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun diploma tartışmaları sırasında yaptığı açıklamayı hatırlatan Bakırlıoğlu şöyle devam etti:

“Ekrem İmamoğlu, ‘Bugün benim diplomamı gasbedenler yarın sizin tapunuza, paranıza çöker’ demişti. Haksız çıkmadı. Önce diplomaya çöktünüz, sonra televizyon kanallarına, Tele1'e, Halk TV'ye çöküldü. Acele kamulaştırma kararlarıyla vatandaşın tarlasına, malına çöküyorsunuz. Şimdi de insanların parasına çöküyorsunuz. Bu durumda size kim güvenir?”

“100 BİN KİŞİ BORSA HESABINI KAPATMIŞ, VESTEL'DE 6 BİN KİŞİ İŞSİZ KALMIŞ!”

Fon krizinin sermaye piyasalarına duyulan güveni sarstığını söyleyen Bakırlıoğlu, 100 bin tasarruf sahibinin borsa hesabını kapattığını, özel sektör borçlanma araçlarına güvenin de azaldığını belirtti.

Dört şirketin borçlarının anapara veya kupon ödemelerini gerçekleştiremeyeceklerini açıkladığını ifade eden Bakırlıoğlu, Manisa'daki Vestel örneğini verdi:

“Vestel 500 milyon dolarlık borcunun vadesini uzatmaya çalışıyor. Manisa'da Vestel'de 6 bin kişi işten çıkarılmış, işsiz kalmış. Bir tarafta fon krizi, diğer tarafta şirketlerin borçlarını ödeyemediği, işçilerin işsiz kaldığı bir ekonomi var. Biz işte bu koşullarda 2027 bütçesini görüşüyoruz.”

“ARTIK YATIRIM YAPMAK İÇİN DEĞİL, FAİZ ÖDEMEK İÇİN BORÇLANIYORUZ!”

2027 bütçesinde faiz harcamalarının kalıcı bir yük hâline geldiğini belirten Bakırlıoğlu, bütçe kaynaklarının giderek daha büyük bölümünün faiz ödemelerine ayrıldığını söyledi.

“2018 yılında bütçe harcamalarının yüzde 8,9'u faize gidiyordu. 2027 yılında bu oran yüzde 17,6'ya çıkmış. Bu dönemde toplam harcamalar 1,7 kat artarken faiz harcamaları 2,7 kat artmış.”

2027 bütçesinde 3,9 trilyon lira açık ve 4 trilyon lira faiz harcaması öngörüldüğünü hatırlatan Bakırlıoğlu, geçen yıl da bütçe açığı ve faiz giderlerinin yaklaşık 2,7 trilyon lira olduğunu söyledi.

“Artık yatırım için borçlanmıyoruz, faiz ödemek için borçlanıyoruz. Borçlanmanın tamamına yakını faiz giderlerini karşılıyor. Bunun adı faiz bütçesidir.”

Kamu yatırımlarındaki gerilemeye de dikkat çeken Bakırlıoğlu, sermaye giderlerinin millî gelire oranının 2026'da yüzde 2,1'den 2027'de yüzde 1,7'ye düşürüldüğünü, bunun yaklaşık yüzde 16'lık bir gerilemeye karşılık geldiğini belirtti.

“İŞÇİDEN 2,6 TRİLYON, HOLDİNGLERDEN 2,3 TRİLYON VERGİ ALACAKSINIZ!”

Bütçenin vergi dağılımını da eleştiren Bakırlıoğlu, doğrudan vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı artarken kurumlar vergisinin payının gerilediğini belirtti.

2002-2024 döneminde doğrudan vergilerin ortalama payının yüzde 34 olduğunu, 2027'de yüzde 39,9'a ulaşmasının öngörüldüğünü ifade eden Bakırlıoğlu, bu artışın çalışanlar üzerindeki vergi yükünü gizlediğini savundu.

“2023 yılında kurumlar vergisinin toplam gelirler içindeki payı yüzde 17,5'ti. 2026'da yüzde 11,3'e, 2027'de yüzde 10,7'ye düşüyor. 2018 yılında 100 lira kurumlar vergisine karşılık 177 lira gelir vergisi alınıyordu. 2027'de 100 lira kurumlar vergisine karşılık 249 lira gelir vergisi toplamayı hedefliyorsunuz.”

2027 bütçesinde kaynağından kesilerek tahsil edilecek gelir vergisinin 5,1 trilyon lira olduğunu, bunun yaklaşık yüzde 55'inin ücretlilerden, yüzde 25'inin ise mevduat gelirlerinden alınan stopajdan oluştuğunu belirten Bakırlıoğlu, şu karşılaştırmayı yaptı:

“2027 yılında ücretlilerden yaklaşık 2,6 trilyon lira gelir vergisi alacaksınız. Kurumlar vergisi ne kadar? 2,3 trilyon lira. Yani işçiler, memurlar, çalışanlar 2,6 trilyon lira vergi ödeyecek; şirketler, holdingler, patronlar 2,3 trilyon lira ödeyecek. Böyle vergi adaleti olur mu?”

Ücretlilerin yüzde 15 ile yüzde 40 arasında değişen gelir vergisi dilimlerine tabi olduğunu hatırlatan Bakırlıoğlu, bazı sermaye ve mevduat gelirlerinin daha düşük sabit oranlarla vergilendirildiğini, servet üzerinden alınan vergilerin payının ise yüzde 1'ler seviyesinde kaldığını söyledi.

Dolaylı vergilere de değinen Bakırlıoğlu, 2027'de dâhilde alınan KDV'nin 4,7 trilyon lirayla gelirlerin yüzde 21'ini, ÖTV'nin ise 3,3 trilyon lirayla yüzde 15'ini oluşturacağını belirtti.

“Bu ülkede vergi yükünü çalışanların, emekçilerin, sabit gelirlilerin sırtına yıkmışsınız. Kazanırken vergi, harcarken vergi. Ama büyük sermayenin toplam gelirler içindeki vergi payı giderek azalıyor.”

“387 MİLYAR LİRA BORÇ ÖDENEMEMİŞ: YÜZ BİNLERCE VATANDAŞ İFLASIN EŞİĞİNDE!”

Hane halkı borçlarının millî gelire oranının yüzde 10,1 olmasının ekonomik tablonun sağlıklı olduğu anlamına gelmediğini belirten Bakırlıoğlu, asıl sorunun vatandaşların borçlarını ödeyememesi olduğunu vurguladı.

“9 Ekim itibarıyla tüketicilerin ödeyemediği kredi ve bireysel kredi kartı borçları 387 milyar liraya ulaşmış. Kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerdeki artış yüzde 67. Takipteki borçların toplam içindeki oranı yılbaşında yüzde 4,1'ken yüzde 5,3'e çıkmış.”

Yüksek faiz oranlarının vatandaşları borç sarmalına sürüklediğini ifade eden Bakırlıoğlu şöyle konuştu:

“İnsanlar yüzde 70, yüzde 80 faizlerle borçlarını çevirmeye çalışıyor. Yüz binlerce yurttaşımız bireysel iflasın eşiğine gelmiş durumda. Ama bu bütçede borçların ötelenmesine, hafifletilmesine ilişkin tek bir somut önlem göremiyoruz. Hane halkının millî gelire göre az borçlu olması önemli değil, önemli olan artık o borcu ödeyemiyor olmasıdır.”

“ÇİFTÇİ BORCUNU ÖDEYEMEZ! TARIM SEKTÖRÜ ÖDEME KABİLİYETİNİ YİTİRDİ!”

Tarım sektörünün borçlarındaki artışa da dikkat çeken Bakırlıoğlu, sektörün toplam kredi borcunun bir yılda yüzde 40 arttığını, takipteki borçların ise üç katına çıktığını söyledi.

“Ağustos 2025'te tarım sektörünün takipteki borcu 9 milyar liraydı. Ağustos 2026'da 27 milyar liraya çıkmış. Üç katına çıkmış Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım! Bu rakamlar size küçük gelebilir ama artışın büyüklüğüne bakın.”

Yaz boyunca Manisa'da üreticilerle bir araya geldiklerini anlatan Bakırlıoğlu, tarım sektöründeki tabloyu somut örneklerle aktardı.

“Biz koca yaz boyunca tarlaların, bağların içerisindeydik. Domatesi gördük, pamuğu, üzümü, zeytini gördük. Manisa'ya gelin, üzüm üreticileri bağlarını yere kesiyor. Yere, toprağa atıyorlar! Alan yok, fiyat yok. Üzüm 10 lira, 5 lira. Zeytin dalda kaldı. Geçen yıl 75 liraya sattığımız zeytini bu yıl 25 liraya, 20 liraya satıyoruz. Sadece toplama maliyeti 20 lira!”

Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin kredi taleplerini yeterince karşılamadığını savunan Bakırlıoğlu, üreticilerin mevcut borçlarını ödeme gücünün kalmadığını belirtti.

“Bu borçlar ödenmez! Çiftçi bu borçları ödeyemez. Tarım sektörü ödeme kabiliyetini yitirdi. 2026 bütçesinde tarımsal kredi faiz ve sübvansiyon desteği 270 milyar liraydı, 2027'de yüzde 20 artışla 325 milyar liraya çıkarıyorsunuz. Ama üreticinin yaşadığı bu büyük krize karşı bütçede gerçek bir çözüm yok.”

“KAMU ÇALIŞANLARINA 2027'DE DE REFAH YOK!”

2027 bütçesinde toplam harcamaların nominal olarak yüzde 38,7 arttığını, yüzde 25'lik deflatör dikkate alındığında reel artışın yaklaşık yüzde 11 olduğunu belirten Bakırlıoğlu, personel giderlerinin ise reel olarak yüzde 0,7 gerilediğini söyledi.

2018 yılında 3 milyon 321 bin olan kamu personeli sayısının 4 milyon 118 bine yükseldiğini ifade eden Bakırlıoğlu, çalışan sayısı artarken personel harcamalarının millî gelirden aldığı payın gerilediğine dikkat çekti.

“Kamuda personel sayısı artıyor ama çalışanların millî gelirden aldığı pay azalıyor. Bütçeden aldıkları pay da değişmiyor. Memurlarımız, kamu personelimiz bize ‘2027 yılında ne olacak?’ diye sorarsa vereceğimiz cevap şu: 2026'da ne yaşadıysanız 2027'de de aynı şeyleri yaşayacaksınız.”

“BORCUMUZ AZ DİYE ÖVÜNÜYORSUNUZ AMA FAİZİMİZ ÇOK YÜKSEK!”

Hükümetin Türkiye'nin OECD ülkeleri arasında kamu borcu en düşük ülkelerden biri olduğu yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Bakırlıoğlu, borcun büyüklüğünden çok finansman maliyetine bakılması gerektiğini söyledi.

“Türkiye'nin kamu borcunun millî gelire oranı yüzde 22,3. Fransa'da yüzde 116, İtalya'da yüzde 137. Ama Fransa'nın faiz ödemelerinin millî gelire oranı yüzde 2 civarında. Türkiye'de ise yüzde 3,7. Yani borcumuz az ama faiz yükümüz çok daha ağır. Problem borcun büyüklüğünden ziyade maliyetidir.”

“DÜNYA YAVAŞLARKEN TÜRKİYE NASIL YÜZDE 5 BÜYÜYECEK?”

Orta Vadeli Program'daki büyüme hedeflerini de sorgulayan Bakırlıoğlu, 2027 için yüzde 4,2, 2028 için yüzde 4,6 ve 2029 için yüzde 5 büyüme öngörüldüğünü hatırlattı.

Dünya ekonomisinin aynı dönemde yüzde 3,4, yüzde 3,3 ve yüzde 3,2 büyümesinin beklendiğini belirten Bakırlıoğlu, geçmiş yıllardaki performansla gelecek hedefleri arasındaki farklılığa dikkat çekti.

“2025 yılında dünya yüzde 3,5 büyümüş, Türkiye yüzde 3,7 büyümüş. 2026'da dünya yüzde 3,1, Türkiye yüzde 3,3 büyümüş. Yani dünya ne kadar büyüdüyse biz de kabaca o kadar büyümüşüz. Şimdi dünya yavaşlarken Türkiye'nin yüzde 5 büyüyeceğini söylüyorsunuz. Bu ayrışmayı hangi ekonomik gelişmeye dayandırıyorsunuz?”

“AB'YE YAKINLAŞTIK DİYORSUNUZ AMA KARŞILAŞTIRDIĞINIZ ÜLKELER DEĞİŞTİ!”

Kişi başına millî gelirin Avrupa Birliği ortalamasına yakınsadığı yönündeki açıklamaları da eleştiren Bakırlıoğlu, 2002 yılında AB'nin yaklaşık 15 üyeden oluştuğunu, daha sonra birliğe daha düşük gelirli ülkelerin katıldığını hatırlattı.

“2002'de AB ortalamasının yüzde 38'indeydik, şimdi yüzde 70'ine çıktığımızı söylüyorsunuz. Ama 2002'deki 15 AB ülkesinin bugünkü kişi başına millî gelirine baktığınızda yaklaşık 65 bin dolar, bizimki 18 bin dolar. Sonradan Bulgaristan, Romanya, Polonya gibi ülkeler birliğe katıldı. Onlar da bizi neredeyse yakalamış durumda. Dolayısıyla bu karşılaştırmanın nasıl yapıldığına bakmak gerekiyor.”

“2027 BÜTÇESİ EMEKLİYE DE ASGARİ ÜCRETLİYE DE REFAH VAAT ETMİYOR!”

Konuşmasının son bölümünde asgari ücretlilerin ve emeklilerin 2027 yılında da gelir kaybıyla karşı karşıya kalabileceğini belirten Bakırlıoğlu, SGK prim tahsilatları ve sigorta ödemelerine ilişkin bütçe öngörülerini değerlendirdi.

2026 yılında SGK prim tahsilatlarının yüzde 40 arttığını, bunda asgari ücrete yapılan yüzde 27'lik artışın ve tahsilat performansının etkili olduğunu belirten Bakırlıoğlu, 2027 için prim tahsilatında yüzde 24 artış öngörülmesine dikkat çekti.

“2026 yılında prim tahsilatı yüzde 40 artmış. 2027 yılında bu artışı yüzde 24 olarak öngörüyorsunuz. Bu da asgari ücretlerde çok fazla bir değişiklik beklenmediği anlamına geliyor.”SGK sigorta ödemelerinde 2026 yılında yüzde 36 artış yaşandığını, 2027'de ise yüzde 38 artış öngörüldüğünü belirten Bakırlıoğlu, bu verilerin emekliler açısından da önemli bir iyileşmeye işaret etmediğini savundu.“Hem asgari ücretlilerin ücretlerinde hem de emeklilerin cephesinde çok fazla bir değişiklik olmayacağını görüyoruz.”

“BU BÜTÇENİN EN BÜYÜK AÇIĞI GÜVEN AÇIĞIDIR!”

2027 bütçesine ilişkin değerlendirmesinde fon krizini, kurumların denetim sorumluluğunu, yüksek faiz giderlerini, çalışanların vergi yükünü, ödenemeyen bireysel ve tarımsal borçları bir arada ele alan Bakırlıoğlu, ekonomik istikrar için yalnızca bütçe hedeflerinin değil, hukuk ve kurumlara duyulan güvenin de belirleyici olduğunu vurguladı.

Bakırlıoğlu'nun konuşmasında öne çıkan mesaj, 2027 bütçesinin yalnızca gelir ve gider rakamları üzerinden değerlendirilemeyeceği, fon krizinin ardından devletin denetim kurumlarına ve finansal sisteme duyulan güvenin de sorgulanması gerektiği oldu.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve newsfindy.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.