,, ,

Dervişoğlu’ndan Borsa Vurgunu Açıklaması: Bürokratlar ve Yakınları Bu İşin Neresinde?

Siyaset 23.09.2026 - 14:54, Güncelleme: 23.09.2026 - 15:45 235 kez okundu.
 

Dervişoğlu’ndan Borsa Vurgunu Açıklaması: Bürokratlar ve Yakınları Bu İşin Neresinde?

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Cumhuriyet tarihinin kamu gözetimindeki en büyük soygunu” dediği borsadaki fon vurgununa ilişkin çağrıda bulunarak “Bu fonlardan kimler beslendi? Bunun ucu nereye gidiyor? Bunun neresinde devlet kurumlarında üst düzey görev yapanlar ve onların yakınları var? Bunları net bir biçimde ortaya koysunlar. Takke düşsün ve kel görünsün istiyorum
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV'de Deniz Bayramoğlu'nun gündeme dair sorularını yanıtladı. Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir okul önünde gerçekleşen saldırıya değinen Dervişoğlu, “Bu konunun çok kapsamlı bir biçimde ele alınması gerekiyor. Okullarımızda bir yıl içinde üçüncü defa gerçekleşen bir saldırı. Yürek yakan bir durum. Çocukların bu hale nasıl geldiğinin düşünülmesi gerekiyor. Konuyla ilgili kapsamlı araştırmalar yapılıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde de konuyla ilgili bir araştırma komisyonu oluşturuldu. Eğitimde bu yıl ektiklerinizi önümüzdeki dönemde biçersiniz. Türkiye’de 25 yıldır iş başında bulunan bir iktidar var. Bu zamana kadar uyguladıkları eğitim politikalarının sonuçları da bunlar” dedi. Türkiye’nin bir cinnet ortamına doğru sürüklendiğini savunan Dervişoğlu, “Okullardaki bu hazin gelişmeleri kendi öğrencilik yıllarıma dönerek değerlendireyim. Çocukların okullara aidiyeti, öğretmenlerinebağlılıkları yok. Dediğim gibi kendi döneminizde ektiklerinizi bir nesil sonra biçmeye başlıyorsunuz. Bu durum yanlış uygulamaların doğal bir sonucu.Son derece ciddi öğretmen açıkları var. Özellikle psikolojik danışmanlıkişlemiyor. Rehber öğretmenliklerboş, sınıf öğretmenlikleri boş.Çocukların okula olan aidiyetleri de bu sebeple temin edilemiyor.Dolayısıyla bu kabul sonuçlarla karşı karşıya kalıyoruz” ifadesini kullandı. “Toplumun her alanındaki çürümüşlük bu kabil olaylarla karşı karşıya kalmamızda vesile olabilecek gelişmeleri de beraberinde getiriyor” diyen Dervişoğlu, “Ciddi tedbir alınması icap eden bir konu. Öğrenciler endişeli, öğretmenler endişeli, velileraileler endişeli.Bu kötü gidişatın ortadan kaldırılması için de alınması gereken acil tedbirler var. Öncelikle öğrencilerin okullarına olan aidiyetlerini arttırabilecek düzenlemelere ihtiyaç var. Boş öğretmenliklerin, özellikle rehberlik alanındaki psikolojik danışmanlık alanındaki boşluklarının zaman kaybetmeden dondurulması gerekiyor” şeklinde konuştu. Fon vurgunu: “Ucunun gittiği yeri bilmemek mümkün değil” Fon vurgununa dair görüşleri sorulan Dervişoğlu, “Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki bütçe görüşmeleri sırasında Hazine ve Maliye Bakanıborsada spekülasyon olduğunu kabul etmişti. Üzerinden 9-10 aylık bir zaman geçti fakat bu zamana kadar hiçbir adım atılmadı. Türkiye'yi yönetenler borsada spekülasyon olduğunu bu skandal ortaya çıkmadan çok önce biliyorlardı ama herhangi bir tedbir geliştirilmedi.Aslında tedbir alınmayışının sebebinin üzerinde durmak gerekir. Şimdi‘Ucu nereye giderse gitsin’ diyorlar. Takip edilmesi de gerekiyormuş. Yani ucunun gittiği yeri bilmemek mümkün değil.” dedi. “Kimler hangi menfaatleri temin etti?” “Kaç milyar dolar kaybettik, kaç kişi mağdur oldu diyerek bize bu işin muhasebesini yaptırıyorlar” diyen Dervişoğlu, “Oysa fonların dışarıya kapalı olduğu dönemde içeride fonu büyüten, o fondan beslenen,hisse senetleri üzerinden haricen spekülasyonu yapan bir sürü insan aleni bir biçimde ortadayken; görünen ve anlaşılan odur ki devlet büyük bir ihmal göstererek meseleye zamanında el koymamıştır.Sizle benim aramdaki birkaç bin liralık para alışverişini takip edendevlet, borsadaki bu soygunu ıskalamıştır. Aslında ıskalanmıştır diye de anlatılmaz. Bunun arkasındaki maksadın, bundan kimlerin hangi menfaatleri temin ettiğinin çok net bir biçimde ortaya koyulması gerekir. Ayrıca bunların hiçbiri sır değil. Hangi kişi, hangi fondan, nasıl yararlandı;hangi hisse senedini ederinin üzerinde değerlendirmek suretiyle manipülasyonlarlabu kabul spekülatif işlerin yaşama geçirilmesine katkı sağladı? Bunların tamamının tespiti mümkün.” ifadelerini kullandı. “Bu işin neresinde devlet kurumlarında üst düzey görev yapanlar var?” Fon vurgunu için“Cumhuriyet tarihinin kamu gözetimindeki en büyük soygunu” diyen Dervişoğlu, “Muhalefete ve medyaya boş yere muhasebecilik yaptırmasınlar. Bu fonlardan kimler beslendi?Bunun ucu nereye gidiyor?Bunun neresinde siyasetçiler var?Bunun neresinde devlet kurumlarında üst düzey görev yapanlar ve onların yakınları var? Bunları net bir biçimde ortaya koysunlar. Takke düşsün ve kel görünsün istiyorum.Saklanacak bir şey de değil. Saklayamazlar da. Mesele son derece somut bir biçimde ortada. ‘Haberimiz yoktu’ diyebilme şansına da sahip değiller. Denetleyici kurumlarda,Sermaye Piyasası Kurulu’nda, Bankacılık Denetleme Düzenleme Kurulu’nda ve başka kurullarda vazifelendirilmiş insanlar tek imzayla atanmış insanlar. Cumhuriyet tarihinin kamu gözetiminde yapılan en büyük soygununu görmezden gelenler kimler, onların da isimlerinin açık bir biçimde ortaya çıkarılması gerekiyor” şeklinde konuştu. “Sebep olanların da hesap vermesi gerekir” Dervişoğlu, “Ucunun dayanacağı yer aslında belli. Bu kurullarda ehil kişiler görevlendirilmiyor.Partizanlık yapılıyor,nepotizm uygulanıyor. Ehil insanlar yerine partizan kişilikler birtakım makamları işgal ediyor.Sonra da onları bu makamlara atayan kişiler ‘ucu nereye varırsa varsın’ diyerek başlattıkları soruşturmadandem vuruyorlar.Ben sebep olanların dahesap vermesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. Dünyanın hiçbir ülkesindebu kadar rahat bir soygun yapılamaz. Düşünebiliyor musunuz;Yüksek Askeri Şura’da cumhurbaşkanı atama yapıyor, yaptığı atamaların sonucunda atadığıkişiler darbeye teşebbüs ediyor. Sermaye Piyasası Kurulu’nda atama yapıyor, onlar yolsuzluğa karışıyor. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nda -geçmişi kapsasın diye o dönemdeki adıyla söylüyorum- darbe teşebbüsünün önüne açabilecek kumpas davaları açıyorlar. Cumhurbaşkanı’nın özellikle bu sistem yaşama geçtiği andan itibaren atmış olduğu adımlar, atmış olduğu imzalar, yapmış olduğu atamalar kendisinin sorgulanmasına vesile olabilecek nitelikte. Türkiye'de sorunların çözülebilmesi içinkişiyi ve kafayı değiştirmek gerekiyor” diye ekledi. “Bu kadar uyurgezerlik olmayacağına göre…” Ellerinde gerekli verilerin olması durumunda detaylı bir değerlendirme yapabileceklerini söyleyen Dervişoğlu, “Devlet verileri önümüze açacak, biz kişilere bakacağız, kişilerin ilişkilerine bakacağız. Bir kişi 1 lira yatırıp 10 bin lira kazanabilmişse kurullar uyuyor demektir, kişiler uyuyor demektir.Bu kadar uyurgezerlik olmayacağına göre bunun arkasındaki niyetin araştırılması gerekir. Bu, Cumhuriyet tarihinin kamu gözetiminde gerçekleştirilen en büyük soygunudur. Dolayısıyla hem faillerinin hem müsebbiplerinin hesap vermesi gerekmektedir” değerlendirmesini yaptı. “Meclis’te komisyon kurulmalı” Parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerin ortak sayıda üye verebileceği bir komisyon kurulması gerektiğini söyleyen Dervişoğlu, “Eğitim alanında olan, kadın cinayetlerinde gözlemlediğimiz şiddet ortamı, yolsuzluk, talan, vurgun, soygun; bütün bunların tamamı her geçen gün tek adamlığa evrilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yaşama geçirildikten sonra kendini hissettirmeye başladı.Dolayısıyla laikiyle denetim yapılamıyor, laikiyle planlama yapılamıyor, laikiyle programlama yapılamıyor.Her şey bir tek kişinin ve onun uzantılarının iki dudağının arasından çıkacak söze ve kaleminden çıkacak imzaya bağlı oluyor. Ama bu iş hesapsız kalmaz. Bazı konularla ilgili söylüyorum ya; ihanetin zaman aşımı yoktur” dedi. Terörsüz Türkiye süreci Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen sürece dair görüşleri sorulan Dervişoğlu, “Bu süreç yaşama geçirilmek istendiği andan itibaren, bunun Cumhuriyete karşı bir kalkışma olduğunu altını çizerek ifade ettim.Hala aynı görüşteyim. Bir ülke bir sorunla karşı karşıysa o sorunun çözülebilmesi yönünde birtakım adımlar atılması elbette ki gereklidir ama bu meselenin son derece ciddiyetle ele alınması icap eder. Bir terör hükümlüsünün böyle bir sürece mihmandarlık yapmış olması hali, işi en başından itibaren hedefleri noktayı nazarından baktığınızda aşağıya çekiyor. Bir problemin çözülmesi için atılması icap eden adımlar varsa şeffaf bir biçimdeortaya konulmalı, doğru alanlardaki doğru referanslarla sürdürülebilmeli. Siz meseleye ‘Abdullah Öcalan gelsin, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde DEM Parti’nin kürsüsünden konuşsun, örgütünün feshettiğini açıklasın ve umut hakkından sonuna kadar yararlansın’ diyerek başlarsanız o zaman muhatabı olduğunuzu örgütün sadece eylemleri değil emelleri ve niyetleri noktasındaki yarattığı tehlikenin farkında değilsiniz demektir. Yıllarca siyasetin içinde, devlet yönetiminde önemli görevler deruhte etmiş olan kişilerin bu gerçeği görmemesi mümkün değildir.Dolayısıyla bu gerçeği bilerek ve görerek böyle bir yola tevessül etmiş olmanın arkasındaki niyetin sorgulanması icap ediyor.Aslında benim yaptığım en başından bu yana niyet sorgulaması” ifadesini kullandı. “Türkiye’nin tartışılmaz değerleri tartışma masasına gelecek” uyarısı Türkiye’nin tartışılmaz değerlerinin tartışma masasına geleceği yönündeki uyarılarını hatırlatan Dervişoğlu, “Şimdi söylediklerim çıktı.Söylediklerim çıktı diye de çok mutlu olduğumu ifade edemem.Keşke söylediğim gibi çıkmasaydı. Ama şu anda Türkiye'nin üniter devlet yapısı, dil birliği, milli kimliği, vatandaşlık tanımı tartışma masasına yatırıldı.Yeni bir cumhuriyetin inşasına yönelik adımların atılması ve ortamın ona göre hazırlanması adına da birtakım melun adımların yaşamageçirildiğine şahitlik ediyoruz. Söylüyorlar işte. Adı Demokratik Cumhuriyetmiş.Eşit yurttaşlıktan bahsediliyor. Oysa bizim Cumhuriyetimiz, yurttaşların eşitliği ilkesini önemseyerek ve kimlik tanımlamasını da bir etnik işaretlemeye bağlamaksızın hayata geçirmiş. 1923'ten bu yana da bununla alakalı herhangi bir sıkıntı yaşanmamış ama birtakım çevreler cumhuriyete eş koşmak adına adımlar atmaktan hiçbir zaman geri durmamış. Türk vatanından parça kopararak federasyonlar ve konfederasyonlar oluşturmaya çalışanlar; eşit vatandaşlık diyerek sanki yurttaşların eşitliği ilkesinin doğru uygulanmadığından bahisle; kimlik tanımının, vatandaşlık tanımının, Türklük tanımının yeniden ele alınmasını arzulayanlar; etlik ve mezhepsel farklılıklardan yeni bir Lübnan yaratmaya çalışanlar bahsettiğim Cumhuriyetinaltyapısını tanımlıyorlar” şeklinde konuştu. “Yeni Osmanlıcılık hayaliyle atılmış adımlara çok dikkat edilmesi gerekiyor” Süreç kapsamında Türkiye’nin bölge coğrafyasındaki etkisinin büyüyeceği yönündeki değerlendirmeler sorulan Dervişoğlu, “Üniter devletler büyüme istidadı sergilemeye başladıkları andan itibaren küçülmeye mahkûm olduklarını görürler. Dolayısıyla yeni Osmanlıcılık hayaliyle atılmışadımlara çok dikkat edilmesi gerekiyor.Sömürge valisi olarak tanımlanan kişi de zaten Türkiye'ye bir imparatorluk bakiyesi olması münasebetiyle demokrasiyi çok gören, monarşiye daha yakın hatta müşfik monarşiyle yönetilmesi gereken, üniter devlet anlayışının terk edilmesini gerekli gören bir bakış açısıyla değerlendiriyor” dedi. “Anayasa göre gitmesi gereken Sayın Erdoğan'dır” Recep Tayyip Erdoğan’ın olası yeniden cumhurbaşkanlığı adaylığı sorulan Dervişoğlu, “Anayasa, ‘Cumhurbaşkanı iki defadan fazla seçilemez’ diyor.Kısmi değişiklik yaptılar ve buna yeni anayasa muamelesiyapmak suretiyle Sayın Erdoğan'ı iki defa seçilebilirken üç defa seçilir hale getirdiler. Şimdi de dördüncü defa seçilmesini mümkün kılabilecek siyasi manevra arayışlarının içerisindeler. Ayrıca muhalefet de bu duruma zaman zaman çanak tutmuştur. ‘Erdoğan'ı yenerek göndereceğiz’ demek suretiyle siyaseti bir arenaya, siyasetçiyi de bir gladyatöre dönüştürmeye hizmet edilmiştir. Bazı alanlarda böyle bir iştah oluşmuştur.Aslına bakarsanız bu anayasa göre gitmesi gereken Sayın Erdoğan'dır. Ben bunu birsiyasi muhalif olarak söylemiyorum.Çünkü anayasaların asıl vasfı, vatandaşı devlete karşı korumaktır. Vatandaşı devlete karşı korumak için de iktidarlara sınırlı bir dönemde görev verilir. Görev müddetinin sona ermesi halinde de seçim yapılmak suretiyle milli iradenin gerçekleşmesinin önü açılır. Şimdi Türkiye'de yapılan uygulamalar, Anayasa üzerinde gerçekleştirilmeye çalışılan manevraların tamamı; milli iradenin hâkim kılınmasından ziyade Sayın Erdoğan'ın bir kere daha cumhurbaşkanlığına seçilmesinin önünü açmaya yöneliktir. Bu son derece yanıştır” ifadesini kullandı. “Olağan seçime üç hafta kala yapılacak erken seçim meşruiyeti yok eden bir anlayış olarak karşımıza çıkar” Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un seçim takvimine dair açıklamasına değinen Dervişoğlu, “16 Nisan 2028 diye bir takvim vermiş. Muhtemel seçim takvimi 7 Mayıs 2028.Bundan 3 hafta önceye alınmış seçimi, yenilenmiş seçim olarak tanımlıyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi de 360 milletvekiliyle bu kararı alırsa Recep Tayyip Erdoğan'ın bir kere daha aday olabileceğinden bahsediyorlar. Bir haftanın dahi yeterli olacağını söyleyenler var. Ama bu Anayasa’ya, o maddenin neden koyulduğunu doğru düşünmek gerekir. Bu maddecumhurbaşkanının haklarını korumak için koyulmuştur. Biz seçimlerimizi eş zamanlı yapıyoruz. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri aynı anda oluyor. Bir cumhurbaşkanı 50+1'i alarak cumhurbaşkanı olabilir ama Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kanun çıkarma yetkisini elde edemeyebilir. Böyle bir durumda, cumhurbaşkanının görev müddetinin başında bir siyasi tıkanıklık olursa cumhurbaşkanı yeniden aday olabilir diyerek onun hakları korunmuştur. Şimdi arkadaşlar ‘Erken seçim yapmak suretiyle Cumhurbaşkanı’nın yeniden adaylığını mümkün kılacağız’ diyor,görev müddetinin başında yapılması gereken şeyi görev müddetitamamlandıktan sonra bir hak olarak kendisine sunuyorlar. Görev müddeti tamamlanmış bir kişiye, olağan seçimin yapılmasına üç hafta kala erken seçim diyebiliyorlarsa; bu kanuniliği ön plana çıkaran ama meşruiyeti yok eden bir anlayış olarak karşımıza çıkar.” şeklinde konuştu. “Millet sırtınıza bir sorumluluk yüklerse, o sorumluluktan kaçmayız” Cumhurbaşkanlığı için ortak bir aday belirlenebileceği gibi partilerin kendi adaylarıyla da seçime girebileceğini söyleyen Dervişoğlu, “Türkiye'de üzerinde hem fikir olunabilecek aday portreleri vardır.O adayların da elbette ki bir stratejileri vardır.O adayların ismi üzerinden yaşama geçirilen spekülasyonların, o kişiliklere zarar vereceği endişesinden hareket etmek üzere kelimelerimi tartarak kullanmak mecburiyetindeyim. Bir adayın kendisi, adaylığını açıklamadıktan sonra birilerini aday diye sunmanın hangi sonuçları beraberinde getirdiğini Ekrem İmamoğlu meselesinde yaşadık. Şimdi de bana gittiğim her programda ‘Aday olur musunuz’ diye soruyorlar. Millet sırtınıza bir sorumluluk yüklerse, o sorumluluktan kaçmayız. Ben bunu defalarca söyledim ama şu anda yapılması gereken şey, bu sistemden ve bu uygulama biçiminden kurtulmaktır” dedi. “Aday, parlamenter demokratik sisteme dönüşün öncülüğünü yapabilmeli” Aday profilinin nasıl biri olması gerektiği sorulan Dervişoğlu, “Bir kere o kişinin toplumsal kabulü olmalı. Bu kabul bütün siyasi partiler tarafından da desteklenmelidir. Ayrıca bu kişi, parlamenter demokratik sisteme dönüşün öncülüğünü yapabilecek demokratik geleneklere sahip olmalıdır. Ülkeyi yönetebilecek yeterlilikte olduğunun toplum tarafından kabul edilmesi de gerekir. Devlet ciddiyetini geri getirebilecek yeterlilikte olduğunun gözlemlenmesi lazım. Ayağa düşürülmüş devlet ayağa kaldırılacak, sürünmeye mahkûm edilmiş bir milleti de yeniden diriltebilecek karakterim timsali olması gerekir. Yola çıktığı zaman da kazanacak kişi olması gerekir” diye ekledi. Selahattin Demirtaş’ın durumu sorulan Dervişoğlu, “Demirtaş'la ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeve Anayasa Mahkemesi’nde verilmiş kararlar var. Dolayısıyla hukuk devletlerinde, size sorumluluk yükleyen kararların uygulanmasında geri adım atmamak gibi bir durumla karşı karşıyasınız. Can Atalay meselesinde de böyle. Türkiye her karara saygı duyan ama her karara kendini uymak zorunda hissetmeyen bir ülke olarak anılmamalı. Ama bu da ‘Suçlar cezasız kalsın’ demek değildir. Cezaevi şartları tabii son derece ağır ve zaman tıpkı dışarıda olduğu gibi orada da hızlı akıyor.Bu bahsettiğimiz kişiler 10 senedir içeride.Bunların tutukluluk hallerinin tartışıldı bir Türkiye'de; binlerce evladımızınkatiliağırlaştırılmış müebbet hükümlüsününstatü arayışlarıyla anılması, ceza ve infaz kuralları çiğnenerek ona farklı yerleşkeler yaratılmaya çalışılması, daha da ileriye giderek kamu haklarından men edilmiş birisine devlet katında görevler aranması karşı karşıya bulunduğumuz garabetin önemli örneklerinden biridir” ifadesini kullandı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Cumhuriyet tarihinin kamu gözetimindeki en büyük soygunu” dediği borsadaki fon vurgununa ilişkin çağrıda bulunarak “Bu fonlardan kimler beslendi? Bunun ucu nereye gidiyor? Bunun neresinde devlet kurumlarında üst düzey görev yapanlar ve onların yakınları var? Bunları net bir biçimde ortaya koysunlar. Takke düşsün ve kel görünsün istiyorum

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV'de Deniz Bayramoğlu'nun gündeme dair sorularını yanıtladı.

Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir okul önünde gerçekleşen saldırıya değinen Dervişoğlu, “Bu konunun çok kapsamlı bir biçimde ele alınması gerekiyor. Okullarımızda bir yıl içinde üçüncü defa gerçekleşen bir saldırı. Yürek yakan bir durum. Çocukların bu hale nasıl geldiğinin düşünülmesi gerekiyor. Konuyla ilgili kapsamlı araştırmalar yapılıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde de konuyla ilgili bir araştırma komisyonu oluşturuldu. Eğitimde bu yıl ektiklerinizi önümüzdeki dönemde biçersiniz. Türkiye’de 25 yıldır iş başında bulunan bir iktidar var. Bu zamana kadar uyguladıkları eğitim politikalarının sonuçları da bunlar” dedi.

Türkiye’nin bir cinnet ortamına doğru sürüklendiğini savunan Dervişoğlu, “Okullardaki bu hazin gelişmeleri kendi öğrencilik yıllarıma dönerek değerlendireyim. Çocukların okullara aidiyeti, öğretmenlerinebağlılıkları yok. Dediğim gibi kendi döneminizde ektiklerinizi bir nesil sonra biçmeye başlıyorsunuz. Bu durum yanlış uygulamaların doğal bir sonucu.Son derece ciddi öğretmen açıkları var. Özellikle psikolojik danışmanlıkişlemiyor. Rehber öğretmenliklerboş, sınıf öğretmenlikleri boş.Çocukların okula olan aidiyetleri de bu sebeple temin edilemiyor.Dolayısıyla bu kabul sonuçlarla karşı karşıya kalıyoruz” ifadesini kullandı.

“Toplumun her alanındaki çürümüşlük bu kabil olaylarla karşı karşıya kalmamızda vesile olabilecek gelişmeleri de beraberinde getiriyor” diyen Dervişoğlu, “Ciddi tedbir alınması icap eden bir konu. Öğrenciler endişeli, öğretmenler endişeli, velileraileler endişeli.Bu kötü gidişatın ortadan kaldırılması için de alınması gereken acil tedbirler var. Öncelikle öğrencilerin okullarına olan aidiyetlerini arttırabilecek düzenlemelere ihtiyaç var. Boş öğretmenliklerin, özellikle rehberlik alanındaki psikolojik danışmanlık alanındaki boşluklarının zaman kaybetmeden dondurulması gerekiyor” şeklinde konuştu.

Fon vurgunu: “Ucunun gittiği yeri bilmemek mümkün değil”

Fon vurgununa dair görüşleri sorulan Dervişoğlu, “Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki bütçe görüşmeleri sırasında Hazine ve Maliye Bakanıborsada spekülasyon olduğunu kabul etmişti. Üzerinden 9-10 aylık bir zaman geçti fakat bu zamana kadar hiçbir adım atılmadı. Türkiye'yi yönetenler borsada spekülasyon olduğunu bu skandal ortaya çıkmadan çok önce biliyorlardı ama herhangi bir tedbir geliştirilmedi.Aslında tedbir alınmayışının sebebinin üzerinde durmak gerekir. Şimdi‘Ucu nereye giderse gitsin’ diyorlar. Takip edilmesi de gerekiyormuş. Yani ucunun gittiği yeri bilmemek mümkün değil.” dedi.

“Kimler hangi menfaatleri temin etti?”

“Kaç milyar dolar kaybettik, kaç kişi mağdur oldu diyerek bize bu işin muhasebesini yaptırıyorlar” diyen Dervişoğlu, “Oysa fonların dışarıya kapalı olduğu dönemde içeride fonu büyüten, o fondan beslenen,hisse senetleri üzerinden haricen spekülasyonu yapan bir sürü insan aleni bir biçimde ortadayken; görünen ve anlaşılan odur ki devlet büyük bir ihmal göstererek meseleye zamanında el koymamıştır.Sizle benim aramdaki birkaç bin liralık para alışverişini takip edendevlet, borsadaki bu soygunu ıskalamıştır. Aslında ıskalanmıştır diye de anlatılmaz.

Bunun arkasındaki maksadın, bundan kimlerin hangi menfaatleri temin ettiğinin çok net bir biçimde ortaya koyulması gerekir. Ayrıca bunların hiçbiri sır değil. Hangi kişi, hangi fondan, nasıl yararlandı;hangi hisse senedini ederinin üzerinde değerlendirmek suretiyle manipülasyonlarlabu kabul spekülatif işlerin yaşama geçirilmesine katkı sağladı? Bunların tamamının tespiti mümkün.” ifadelerini kullandı.

“Bu işin neresinde devlet kurumlarında üst düzey görev yapanlar var?”

Fon vurgunu için“Cumhuriyet tarihinin kamu gözetimindeki en büyük soygunu” diyen Dervişoğlu, “Muhalefete ve medyaya boş yere muhasebecilik yaptırmasınlar. Bu fonlardan kimler beslendi?Bunun ucu nereye gidiyor?Bunun neresinde siyasetçiler var?Bunun neresinde devlet kurumlarında üst düzey görev yapanlar ve onların yakınları var? Bunları net bir biçimde ortaya koysunlar. Takke düşsün ve kel görünsün istiyorum.Saklanacak bir şey de değil. Saklayamazlar da. Mesele son derece somut bir biçimde ortada. ‘Haberimiz yoktu’ diyebilme şansına da sahip değiller. Denetleyici kurumlarda,Sermaye Piyasası Kurulu’nda, Bankacılık Denetleme Düzenleme Kurulu’nda ve başka kurullarda vazifelendirilmiş insanlar tek imzayla atanmış insanlar. Cumhuriyet tarihinin kamu gözetiminde yapılan en büyük soygununu görmezden gelenler kimler, onların da isimlerinin açık bir biçimde ortaya çıkarılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

“Sebep olanların da hesap vermesi gerekir”

Dervişoğlu, “Ucunun dayanacağı yer aslında belli. Bu kurullarda ehil kişiler görevlendirilmiyor.Partizanlık yapılıyor,nepotizm uygulanıyor. Ehil insanlar yerine partizan kişilikler birtakım makamları işgal ediyor.Sonra da onları bu makamlara atayan kişiler ‘ucu nereye varırsa varsın’ diyerek başlattıkları soruşturmadandem vuruyorlar.Ben sebep olanların dahesap vermesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. Dünyanın hiçbir ülkesindebu kadar rahat bir soygun yapılamaz. Düşünebiliyor musunuz;Yüksek Askeri Şura’da cumhurbaşkanı atama yapıyor, yaptığı atamaların sonucunda atadığıkişiler darbeye teşebbüs ediyor. Sermaye Piyasası Kurulu’nda atama yapıyor, onlar yolsuzluğa karışıyor. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nda

-geçmişi kapsasın diye o dönemdeki adıyla söylüyorum- darbe teşebbüsünün önüne açabilecek kumpas davaları açıyorlar. Cumhurbaşkanı’nın özellikle bu sistem yaşama geçtiği andan itibaren atmış olduğu adımlar, atmış olduğu imzalar, yapmış olduğu atamalar kendisinin sorgulanmasına vesile olabilecek nitelikte. Türkiye'de sorunların çözülebilmesi içinkişiyi ve kafayı değiştirmek gerekiyor” diye ekledi.

“Bu kadar uyurgezerlik olmayacağına göre…”

Ellerinde gerekli verilerin olması durumunda detaylı bir değerlendirme yapabileceklerini söyleyen Dervişoğlu, “Devlet verileri önümüze açacak, biz kişilere bakacağız, kişilerin ilişkilerine bakacağız. Bir kişi 1 lira yatırıp 10 bin lira kazanabilmişse kurullar uyuyor demektir, kişiler uyuyor demektir.Bu kadar uyurgezerlik olmayacağına göre bunun arkasındaki niyetin araştırılması gerekir. Bu, Cumhuriyet tarihinin kamu gözetiminde gerçekleştirilen en büyük soygunudur. Dolayısıyla hem faillerinin hem müsebbiplerinin hesap vermesi gerekmektedir” değerlendirmesini yaptı.

“Meclis’te komisyon kurulmalı”

Parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerin ortak sayıda üye verebileceği bir komisyon kurulması gerektiğini söyleyen Dervişoğlu, “Eğitim alanında olan, kadın cinayetlerinde gözlemlediğimiz şiddet ortamı, yolsuzluk, talan, vurgun, soygun; bütün bunların tamamı her geçen gün tek adamlığa evrilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yaşama geçirildikten sonra kendini hissettirmeye başladı.Dolayısıyla laikiyle denetim yapılamıyor, laikiyle planlama yapılamıyor, laikiyle programlama yapılamıyor.Her şey bir tek kişinin ve onun uzantılarının iki dudağının arasından çıkacak söze ve kaleminden çıkacak imzaya bağlı oluyor. Ama bu iş hesapsız kalmaz. Bazı konularla ilgili söylüyorum ya; ihanetin zaman aşımı yoktur” dedi.

Terörsüz Türkiye süreci

Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen sürece dair görüşleri sorulan Dervişoğlu, “Bu süreç yaşama geçirilmek istendiği andan itibaren, bunun Cumhuriyete karşı bir kalkışma olduğunu altını çizerek ifade ettim.Hala aynı görüşteyim. Bir ülke bir sorunla karşı karşıysa o sorunun çözülebilmesi yönünde birtakım adımlar atılması elbette ki gereklidir ama bu meselenin son derece ciddiyetle ele alınması icap eder. Bir terör hükümlüsünün böyle bir sürece mihmandarlık yapmış olması hali, işi en başından itibaren hedefleri noktayı nazarından baktığınızda aşağıya çekiyor. Bir problemin çözülmesi için atılması icap eden adımlar varsa şeffaf bir biçimdeortaya konulmalı, doğru alanlardaki doğru referanslarla sürdürülebilmeli. Siz meseleye ‘Abdullah Öcalan gelsin, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde DEM Parti’nin kürsüsünden konuşsun, örgütünün feshettiğini açıklasın ve umut hakkından sonuna kadar yararlansın’ diyerek başlarsanız o zaman muhatabı olduğunuzu örgütün sadece eylemleri değil emelleri ve niyetleri noktasındaki yarattığı tehlikenin farkında değilsiniz demektir. Yıllarca siyasetin içinde, devlet yönetiminde önemli görevler deruhte etmiş olan kişilerin bu gerçeği görmemesi mümkün değildir.Dolayısıyla bu gerçeği bilerek ve görerek böyle bir yola tevessül etmiş olmanın arkasındaki niyetin sorgulanması icap ediyor.Aslında benim yaptığım en başından bu yana niyet sorgulaması” ifadesini kullandı.

“Türkiye’nin tartışılmaz değerleri tartışma masasına gelecek” uyarısı

Türkiye’nin tartışılmaz değerlerinin tartışma masasına geleceği yönündeki uyarılarını hatırlatan Dervişoğlu, “Şimdi söylediklerim çıktı.Söylediklerim çıktı diye de çok mutlu olduğumu ifade edemem.Keşke söylediğim gibi çıkmasaydı. Ama şu anda Türkiye'nin üniter devlet yapısı, dil birliği, milli kimliği, vatandaşlık tanımı tartışma masasına yatırıldı.Yeni bir cumhuriyetin inşasına yönelik adımların atılması ve ortamın ona göre hazırlanması adına da birtakım melun adımların yaşamageçirildiğine şahitlik ediyoruz. Söylüyorlar işte. Adı Demokratik Cumhuriyetmiş.Eşit yurttaşlıktan bahsediliyor. Oysa bizim Cumhuriyetimiz, yurttaşların eşitliği ilkesini önemseyerek ve kimlik tanımlamasını da bir etnik işaretlemeye bağlamaksızın hayata geçirmiş. 1923'ten bu yana da bununla alakalı herhangi bir sıkıntı yaşanmamış ama birtakım çevreler cumhuriyete eş koşmak adına adımlar atmaktan hiçbir zaman geri durmamış.

Türk vatanından parça kopararak federasyonlar ve konfederasyonlar oluşturmaya çalışanlar; eşit vatandaşlık diyerek sanki yurttaşların eşitliği ilkesinin doğru uygulanmadığından bahisle; kimlik tanımının, vatandaşlık tanımının, Türklük tanımının yeniden ele alınmasını arzulayanlar; etlik ve mezhepsel farklılıklardan yeni bir Lübnan yaratmaya çalışanlar bahsettiğim Cumhuriyetinaltyapısını tanımlıyorlar” şeklinde konuştu.

“Yeni Osmanlıcılık hayaliyle atılmış adımlara çok dikkat edilmesi gerekiyor”

Süreç kapsamında Türkiye’nin bölge coğrafyasındaki etkisinin büyüyeceği yönündeki değerlendirmeler sorulan Dervişoğlu, “Üniter devletler büyüme istidadı sergilemeye başladıkları andan itibaren küçülmeye mahkûm olduklarını görürler. Dolayısıyla yeni Osmanlıcılık hayaliyle atılmışadımlara çok dikkat edilmesi gerekiyor.Sömürge valisi olarak tanımlanan kişi de zaten Türkiye'ye bir imparatorluk bakiyesi olması münasebetiyle demokrasiyi çok gören, monarşiye daha yakın hatta müşfik monarşiyle yönetilmesi gereken, üniter devlet anlayışının terk edilmesini gerekli gören bir bakış açısıyla değerlendiriyor” dedi.

“Anayasa göre gitmesi gereken Sayın Erdoğan'dır”

Recep Tayyip Erdoğan’ın olası yeniden cumhurbaşkanlığı adaylığı sorulan Dervişoğlu, “Anayasa, ‘Cumhurbaşkanı iki defadan fazla seçilemez’ diyor.Kısmi değişiklik yaptılar ve buna yeni anayasa muamelesiyapmak suretiyle Sayın Erdoğan'ı iki defa seçilebilirken üç defa seçilir hale getirdiler. Şimdi de dördüncü defa seçilmesini mümkün kılabilecek siyasi manevra arayışlarının içerisindeler. Ayrıca muhalefet de bu duruma zaman zaman çanak tutmuştur. ‘Erdoğan'ı yenerek göndereceğiz’ demek suretiyle siyaseti bir arenaya, siyasetçiyi de bir gladyatöre dönüştürmeye hizmet edilmiştir. Bazı alanlarda böyle bir iştah oluşmuştur.Aslına bakarsanız bu anayasa göre gitmesi gereken Sayın Erdoğan'dır. Ben bunu birsiyasi muhalif olarak söylemiyorum.Çünkü anayasaların asıl vasfı, vatandaşı devlete karşı korumaktır.

Vatandaşı devlete karşı korumak için de iktidarlara sınırlı bir dönemde görev verilir. Görev müddetinin sona ermesi halinde de seçim yapılmak suretiyle milli iradenin gerçekleşmesinin önü açılır. Şimdi Türkiye'de yapılan uygulamalar, Anayasa üzerinde gerçekleştirilmeye çalışılan manevraların tamamı; milli iradenin hâkim kılınmasından ziyade Sayın Erdoğan'ın bir kere daha cumhurbaşkanlığına seçilmesinin önünü açmaya yöneliktir. Bu son derece yanıştır” ifadesini kullandı.

“Olağan seçime üç hafta kala yapılacak erken seçim meşruiyeti yok eden bir anlayış olarak karşımıza çıkar”

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un seçim takvimine dair açıklamasına değinen Dervişoğlu, “16 Nisan 2028 diye bir takvim vermiş. Muhtemel seçim takvimi 7 Mayıs 2028.Bundan 3 hafta önceye alınmış seçimi, yenilenmiş seçim olarak tanımlıyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi de 360 milletvekiliyle bu kararı alırsa Recep Tayyip Erdoğan'ın bir kere daha aday olabileceğinden bahsediyorlar. Bir haftanın dahi yeterli olacağını söyleyenler var. Ama bu Anayasa’ya, o maddenin neden koyulduğunu doğru düşünmek gerekir. Bu maddecumhurbaşkanının haklarını korumak için koyulmuştur. Biz seçimlerimizi eş zamanlı yapıyoruz.

Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri aynı anda oluyor. Bir cumhurbaşkanı 50+1'i alarak cumhurbaşkanı olabilir ama Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kanun çıkarma yetkisini elde edemeyebilir. Böyle bir durumda, cumhurbaşkanının görev müddetinin başında bir siyasi tıkanıklık olursa cumhurbaşkanı yeniden aday olabilir diyerek onun hakları korunmuştur. Şimdi arkadaşlar ‘Erken seçim yapmak suretiyle Cumhurbaşkanı’nın yeniden adaylığını mümkün kılacağız’ diyor,görev müddetinin başında yapılması gereken şeyi görev müddetitamamlandıktan sonra bir hak olarak kendisine sunuyorlar. Görev müddeti tamamlanmış bir kişiye, olağan seçimin yapılmasına üç hafta kala erken seçim diyebiliyorlarsa; bu kanuniliği ön plana çıkaran ama meşruiyeti yok eden bir anlayış olarak karşımıza çıkar.” şeklinde konuştu.

“Millet sırtınıza bir sorumluluk yüklerse, o sorumluluktan kaçmayız”

Cumhurbaşkanlığı için ortak bir aday belirlenebileceği gibi partilerin kendi adaylarıyla da seçime girebileceğini söyleyen Dervişoğlu, “Türkiye'de üzerinde hem fikir olunabilecek aday portreleri vardır.O adayların da elbette ki bir stratejileri vardır.O adayların ismi üzerinden yaşama geçirilen spekülasyonların, o kişiliklere zarar vereceği endişesinden hareket etmek üzere kelimelerimi tartarak kullanmak mecburiyetindeyim. Bir adayın kendisi, adaylığını açıklamadıktan sonra birilerini aday diye sunmanın hangi sonuçları beraberinde getirdiğini Ekrem İmamoğlu meselesinde yaşadık. Şimdi de bana gittiğim her programda ‘Aday olur musunuz’ diye soruyorlar. Millet sırtınıza bir sorumluluk yüklerse, o sorumluluktan kaçmayız. Ben bunu defalarca söyledim ama şu anda yapılması gereken şey, bu sistemden ve bu uygulama biçiminden kurtulmaktır” dedi.

“Aday, parlamenter demokratik sisteme dönüşün öncülüğünü yapabilmeli”

Aday profilinin nasıl biri olması gerektiği sorulan Dervişoğlu, “Bir kere o kişinin toplumsal kabulü olmalı. Bu kabul bütün siyasi partiler tarafından da desteklenmelidir. Ayrıca bu kişi, parlamenter demokratik sisteme dönüşün öncülüğünü yapabilecek demokratik geleneklere sahip olmalıdır. Ülkeyi yönetebilecek yeterlilikte olduğunun toplum tarafından kabul edilmesi de gerekir. Devlet ciddiyetini geri getirebilecek yeterlilikte olduğunun gözlemlenmesi lazım. Ayağa düşürülmüş devlet ayağa kaldırılacak, sürünmeye mahkûm edilmiş bir milleti de yeniden diriltebilecek karakterim timsali olması gerekir. Yola çıktığı zaman da kazanacak kişi olması gerekir” diye ekledi.

Selahattin Demirtaş’ın durumu sorulan Dervişoğlu, “Demirtaş'la ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeve Anayasa Mahkemesi’nde verilmiş kararlar var. Dolayısıyla hukuk devletlerinde, size sorumluluk yükleyen kararların uygulanmasında geri adım atmamak gibi bir durumla karşı karşıyasınız. Can Atalay meselesinde de böyle. Türkiye her karara saygı duyan ama her karara kendini uymak zorunda hissetmeyen bir ülke olarak anılmamalı. Ama bu da ‘Suçlar cezasız kalsın’ demek değildir. Cezaevi şartları tabii son derece ağır ve zaman tıpkı dışarıda olduğu gibi orada da hızlı akıyor.Bu bahsettiğimiz kişiler 10 senedir içeride.Bunların tutukluluk hallerinin tartışıldı bir Türkiye'de; binlerce evladımızınkatiliağırlaştırılmış müebbet hükümlüsününstatü arayışlarıyla anılması, ceza ve infaz kuralları çiğnenerek ona farklı yerleşkeler yaratılmaya çalışılması, daha da ileriye giderek kamu haklarından men edilmiş birisine devlet katında görevler aranması karşı karşıya bulunduğumuz garabetin önemli örneklerinden biridir” ifadesini kullandı.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve newsfindy.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.