14 Yıllık Aradan Sonra Tony Gilroy İmzası: Behemoth! New York Film Festivali’nde Sahne Aldı
14 Yıllık Aradan Sonra Tony Gilroy İmzası: Behemoth! New York Film Festivali’nde Sahne Aldı
Tony Gilroy'un 14 yıl aradan sonra yönettiği ve Pedro Pascal'ın başrolünde bir çellisti canlandırdığı "Behemoth!" filmi, New York Film Festivali'ndeki prömiyerinin ardından güçlü müziklerine ve görsel atmosferine rağmen senaryodaki tempo eleştirileriyle 4 Aralık vizyonuna hazırlanıyor.
Tony Gilroy, 14 yıllık aranın ardından yönetmen koltuğuna oturduğu Behemoth! filmiyle New York Film Festivali'nde izleyiciyle buluştu. Pedro Pascal'ın Alex Serian karakterine hayat verdiği yapım, bir virtüöz çellistin kariyerine ve özel hayatına odaklanıyor. Film, Hollywood'un kayıt stüdyolarındaki orkestra süreçlerini başarıyla yansıtan sahneleriyle öne çıkarken, zaman akışındaki geçişler ve ana karakterin pasif yapısı anlatı hızını düşüren unsurlar olarak değerlendiriliyor. Senaryoda Alex Serian karakterinin geçmişi, aile ilişkileri ve yaşadığı hayal kırıklıkları işlense de, eleştirmenler bu derinliğin izleyiciyi karakterle bağ kurmaya ikna etmekte yetersiz kaldığını belirtiyor. Olivia Wilde'ın canlandırdığı Carol Spedding karakteri ve Alex'in geçmişteki ilişkileri, filmin dramatik çatısını oluşturuyor. Yapımın müzikleri, Michael Abels ve Michael Giacchino gibi isimlerin de aralarında bulunduğu dokuz besteciden oluşan "The Behemoth! Collective" tarafından hazırlandı. Damián García'nın görüntü yönetmenliğini üstlendiği film, görsel ve işitsel bir deneyim sunsa da dramatik tutarlılık konusunda eleştirilerle karşılaştı. 4 Aralık'ta gösterime girecek olan yapım, Pascal'ın performansına rağmen bazı bölümlerde temposunu korumakta zorlanıyor.

Filmin anlatısında, Alex'in babasının ve annesinin müzikal başarılarının gölgesinde geçen çocukluğu ile kardeşinin rock müzik dünyasına yönelmesi gibi ailevi dinamiklere değiniliyor. Ancak bu arka plan bilgileri, karakterin yaşadığı karmaşık çocukluk dönemini tam anlamıyla yansıtmakta eksik kalıyor. Öte yandan, Alex'in geçmişte yaşadığı romantik ilişkilerin yüzeysel kalması, hikayenin duygusal ağırlığını zayıflatan bir unsur olarak öne çıkıyor. Filmin ilerleyen bölümlerinde, Alex'in babalık içgüdülerinin ortaya çıkması ve genç bir müzisyenle yollarının kesişmesi, yapımın dramatik yapısına ihtiyaç duyduğu ivmeyi kazandırıyor. Bu anlar, karakterin iç dünyasındaki değişimi gözler önüne sererken, filmin müzikal atmosferiyle birleşerek izleyiciye farklı bir deneyim sunuyor. Yine de bu duygusal derinlik, filmin genelindeki anlatım kopukluklarını gidermekte zorlanıyor.
Filmin teknik başarısı, özellikle Dolby Atmos ses teknolojisinin kullanımıyla müziklerin fiziksel bir forma bürünmesini sağlıyor. Hollywood stüdyolarındaki kayıt süreçlerini gözler önüne seren bu sahneler, izleyiciye film müziklerinin yaratımına dair etkileyici bir bakış açısı sunuyor. Ancak yapım, müziklerin ekrandaki görüntülerle doğrudan eşleştirilmesine dair detaylı bir anlatım tercih etmeyerek bu potansiyeli tam anlamıyla değerlendiremiyor. Alex karakterinin, geçmişteki ailevi kayıplar ve profesyonel müzik dünyasındaki arayışları arasında gidip gelen hikayesi, görsel açıdan özenli bir işçilikle sunulsa da dramatik bir bütünlük oluşturmakta zorlanıyor. Sonuç olarak film, müzikal bir kutlama olma iddiasını tam olarak karşılayamasa da, sunduğu işitsel ve görsel atmosferle izleyici üzerinde farklı bir etki bırakmayı başarıyor.
Kaynak: The Hollywood Reporter
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

