Emekli Her Sabah Aynı Maaşla, Her Akşam Daha Az Güçle
Emekli Her Sabah Aynı Maaşla, Her Akşam Daha Az Güçle
TÜİK’in açıkladığı Şubat ayı verileriyle birlikte iki aylık enflasyon oranı yüzde 7,94’e ulaştı. Resmî tabloda rakamlar teknik bir veri olarak sunuluyor olabilir. Ancak hayatın gerçek muhasebesi istatistik bültenlerinde değil; pazarda, faturada, mutfakta tutuluyor.
Ekonomi yönetiminin söylemlerine bakıldığında her şey kontrol altında görünmektedir. Oysa
sahadaki tablo bunun tam tersini göstermektedir.
2026’nın ilk altı ayı için memura verilen yüzde 11’lik toplu sözleşme zammının yaklaşık yüzde
8’i iki ayda erimiştir. Memur emeklisine yapılan yüzde 18,60 oranındaki artışın neredeyse
yarısı daha yılın başında enflasyon karşısında aşınmıştır. SSK ve Bağ-Kur emeklilerine verilen
yüzde 12,11’lik artışın ise üçte ikisi şimdiden buharlaşmıştır.
Bugün temel sorun yalnızca zam oranlarının yetersizliği değildir. Asıl sorun, yapılan artışların
kalıcı bir refah sağlamaması; kısa süreli bir pansumana dönüşmesidir. Maaş artışları birkaç
ay içinde etkisini kaybetmekte, gelir artışı ile fiyat artışı arasındaki makas her geçen gün
daha da açılmaktadır. Sabit gelirli yurttaşlarımız her sabah aynı maaşla uyanmakta; ancak
her akşam daha düşük alım gücüyle günü tamamlamaktadır. Çünkü maaşlar nominal olarak
artarken, hayatın maliyeti reel olarak çok daha hızlı yükselmektedir.
Çarşı ve pazar TÜİK verilerine göre fiyat belirlememektedir. Elektrik, doğalgaz ve kira
faturaları istatistik hesaplamalarına göre düşmemektedir. “ Enflasyon farkı” adı verilen
uygulama ise, fiyat artışları gerçekleştikten sonra yapılan gecikmeli bir telafi mekanizmasıdır.
Bu yaklaşım, yangın çıktıktan sonra hortum aramaya benzemektedir.
Sosyal devlet anlayışı, vatandaşının gelirini enflasyon karşısında koruyabilme kapasitesiyle
ölçülür. Eğer maaş artışları iki ay içinde eriyorsa, ortada yapısal bir sorun vardır. Bugün
bütçeden faize saniyede 176 bin lira kaynak ayırabilen bir yönetim anlayışının, konu emekli
ve memur olduğunda “imkânlar sınırlı” söylemine sığınması tercih meselesidir. Bu bir
kaynak yokluğu değil, öncelik meselesidir.
Fedakârlık sürekli aynı kesimlerden beklenemez. Enflasyonun maliyeti sürekli sabit gelirli
kesimlere yüklenemez. Bu düzen ekonomik açıdan da sosyal açıdan da sürdürülebilir değildir.
Ekonomide güven, adaletle başlar. Gelir dağılımında adalet sağlanmadan, fiyat istikrarı kalıcı
hale gelmeden ve bütçe öncelikleri toplumsal ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenmeden
gerçek bir istikrar mümkün değildir.
Milletle birlikte, milletin emrinde; gelir adaletini önceleyen, emeği koruyan ve vatandaşını
enflasyona ezdirmeyen bir ekonomik düzeni hep birlikte kuracağız.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

