Türkiye Kur ve Faiz Arasına Sıkıştı: Dervişoğlu Acil Program Çağrısı Yaptı
Türkiye Kur ve Faiz Arasına Sıkıştı: Dervişoğlu Acil Program Çağrısı Yaptı
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu,“Tabka, Rakka, Haseki ve Sincar’a kadar olan hattın, Türkiye açısından güvenli bir koridora dönüştürülmesi gerektiğini ifade etmiştim. Hatta Irak PKK’sı ile Suriye PKK’sının yani YPG’nin birbiriyle buluşmasının engellenmesinin temin edilmesi gerekir diye eklemiştim. Bugün benim söylediklerimi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da söylüyor. Dolayısıyla sınırımızda 10 binlerce teröristinoluşturduğu ve ordulaşmış bir yapı söz konusuysa, o zaman siyaseten elde edilmiş bir başarıdan bahsedebilmek mümkün değil” dedi. TRT’nin İmralı’dan canlı yayın yapmasını da isteyen Dervişoğlu, “Milletimiz devlet olarak kimden medet umduğumuzu bir görsün” ifadelerini kullandı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Sözcü TV ekranlarında Genel Müdür Güney Öztürk, Genel Yayın Yönetmeni İpek Özbey ve Ankara Temsilcisi Aslı Kurtuluş Mutlu’nun gündeme dair sorularını yanıtladı.
“CHP ile bazı alanlarda ortaklaşıyoruz ama…”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’le yaptığı görüşme hatırlatılarak “Özellikle çözüm süreci konusunda fikir ayrılıklarımız olduğunu biliyoruz. Görüşmeniz nasıl geçti?” sorusu üzerine Dervişoğlu, “Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu sorunlarla alakalı Cumhuriyet Halk Partisi'nin değerli genel başkanıyla genelliklebazı alanlarda ortaklaşıyoruz ama süreçle alakalı olarak İYİ Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kurulan komisyona katılmaması münasebetiyle diğer partilerden ayrışıyor. Bu dışarıdan bakıldığında belki siyaseten bir fikir ayrılığı varmış gibi bir izlenim oluşmasına vesile oluyor. (Yok mu)Gayet tabii ki var. Cumhuriyet Halk Partisi'yle her şeyi aynı pencereden bakarak değerlendirmiyoruz. Her fırsatta da söylüyorum, hassasiyetlerimizin önemsenmesi gerektiğini ifade ediyorum. Bu hassasiyetleri de kamuoyuna açık bir biçimde dile getiriyorum. Bu süreç nasıl başlatıldı,bu sürecin komisyon aşamasına gelinceye kadarki takvim içerisinde neler yaşandı,komisyon kurulduktan sonra neler oldu, Türkiye'de bir terör örgütünün liderinin devletle eşitlenmesini katkı sağlayabilecek hangi yanlış adımlar atıldı;bunları kamuoyuna açık bir biçimde ifade ediyorum. ‘Şu parti bunun sorumlusudur,bu parti bunun sorumlusu değildir’penceresinden de bakmıyorum ama bir duruş sergilenmesi gerekiyordu. Ayrıca bu süreçte, siyaseten bazı konulardan istifade etmeye yönelik bir gayretin de sahibi olmadığımı biliyorsunuz.” dedi.
“Keşke haksız çıksaydım”
“Ben, Türkiye için konuşuyorum” diyen Dervişoğlu, “Komisyona katılmamızın gerekçesini de defalarca kamuoyuyla paylaştım. Bütün siyasi partileri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kurulmuş bir komisyonla eşitlemek ve terör örgütünün emellerine hizmet edebilmek amacıyla bazı siyasi manevraların döndüğünü biliyorum.Komisyona katılmış olsak bile hayır oylarımızla kendi kararlarını meşrulaştıracak bir zemin arayışı içerisinde olduklarını da gözlemlemiştim
Bunu da kamuoyuyla paylaştım. Komisyon kuruldu,onun öncesinde bir süreç başlatıldı. ‘Peki hangi mesafeyi aldık?’sorusuna toplum olarak cevap aramamız lazım. Ben en başında söyledim. Bu atılan adımlar Türkiye'nin tartışılmazlarını tartışma masasına yatıracak ve bu tartışmalarda uzun vadede Türkiye'nin başına bela olacak. Milli varlığımız tartışılacak, milli kimliğimiz tartışılacak, üniter yapı tartışılacak, bir eşkıya başıyla devletin eşitlenmesine bağlı olarak bir eşkıya başının toplumun bir kesiminin temsilcisi gibi anılmasına vesile olacak türünden kaygıları
da hep paylaşmıştım.Bugün haklı çıktığımızı görüyorum. Ancak haklı çıktık diye bir memnuniyet duyduğumu ifade edemem. Keşke bunlar hiç yaşanmasa, tartışılmazlar tartışma masasına yatmasa, vatandaşlık tanımıüzerinde bu kabil milli kimliğimizi zaafa uğratabilecek adımlar atılmamış olsaydı da; haksız çıksaydım.” ifadelerini kullandı.
“Terör örgütü liderinin yol göstericiliğinde inşa edilmiş bir süreç faydalı sonuçlar doğurmaz”
“Kürt meselesi ile terörle mücadele, aynı başlık altında konuşulmadan bir çözüm dili kurulabilir mi?” sorusu üzerine Dervişoğlu, “Bunu meseleye baktığınız yerle ilişkilendirmek lazım. Kimliğimizden kaynaklanan bir sorunla karşı karşıya isek sizin dediğiniz gibi onları birbirinden ayrıştırarak bir çözüm yolu bulmak mümkün değil. Ama ben Türkiye'de kimlik sorunundan kaynaklı bir problem yaşandı kanaatinde değilim. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz hangi sorun acaba kimliğimizden kaynaklı olarak tartışılıyor? Ben en başından beri meseleye doğrudan bir reddiye oluşturmak peşinde değilim. Bu ülkenin problemleri varsa elbette ki konuşulmalı ama doğru bir zeminde konuşulmalı. Bir terör örgütü liderinin yol göstericiliğinde tanzim ve inşa edilmiş bir sürecin faydalı sonuçlar doğurabileceğini söyleyebilmek mümkün değil. Doğru bir başlangıç yapmak lazım” şeklinde konuştu.
“Süreci havanda su dövmek olarak tanımlıyorum”
“Çözüm sürecinde bir ilerleme sağlanmadı mı ya da süreç tıkandı mı?” sorusu üzerine Dervişoğlu, “Bu süreci çözüm süreci diye tanımlarsanız, çözüme taalluk eden birtakım sonuçlarının ortaya çıkması lazım. Ben bunu havanda su dövmek olarak tanımlıyorum. Dolayısıyla elde ettiğimiz bir mesafe olduğu kanaatini taşımıyorum” yanıtını verdi.
“Örgütün siyasal varlığına can suyu verildi”
Suriye’de bir başarı kazanıldığı yönündeki değerlendirmeler hatırlatılan Dervişoğlu, “Bu tür olayları yaşandığı yerde değerlendirmek lazım. Türkiye'de zaten terör örgütünün,terör yapabilecek kabiliyetini silahlı kuvvetlerimiz ve güvenlik güçlerimiz sınırlamıştı. Dolayısıyla bu süreç, o örgütün siyasal varlığına can suyu vermekten başka bir anlam ifade etmedi. Bu ülkenin yetkili kişileri, ‘Türkiye'de 80 civarında terörist aldı ve onlarıayakkabı numaralarına kadar biliyoruz’ demiyor muydu? Ayrıca Türkiye bunu ilk defa tecrübe etmiyor. Birinci açılım sürecinde de bütün bunları yaşadık ve sonunda da hendek terörü faciasıyla karşı karşıya kaldık. Dolayısıyla Suriye'deki gelişmelere bakarak sanki elde edilmiş büyük bir zaferin sahibiyiz gibi davranmayı yerinde ve anlamlı bulmuyorum” dedi.
“Suriye tezlerimizde de haklı çıktık”
“Yanı başımızdaki coğrafyada,İsrail’in hedefi beklentileri ayrı. Amerika Birleşik Devletleri'nin ise İsrail'den farklı düşündüğü ve farklılaştığı alanlar var” diyen Dervişoğlu,“İsrail kontrol edebilmek amacıyla bölünmüş bir Suriye arzusu taşıyor. Amerika Birleşik Devletleri ise kontrol edilebilir tekçi devlet anlayışından yana tavır sergiliyor. Türkiye buna kendi menfaatleri çerçevesinde neresinden bakacak? Kendi güvenliği penceresinden bakacak. Bugün siz Fırat'ın doğusuna doğru, onlara ait olduğu varsayılan coğrafyaya, SDG unsurlarına göndermişsiniz. Onlar Türkiye açısından uzun vadede tehdit unsuru oluşturabilecek bir şekilde şayet konuşlanırsa; o zaman güvenliğinizi tehdit eden bir durumla karşı karşıya bulunmanızmünasebetiyle bir zaferden bahsedemezsiniz. Biz Suriye tezlerimizde de en başından beri haklı çıktık.” diye ekledi.
“Benim söylediklerimi Hakan Fidan da söylüyor”
Dervişoğlu, “Türkiye'de hiç kimse söylemeden ben ifade etmiştim. Tabka - Rakka – Haseki ve Sincar’a kadar o hattın, Türkiye açısından güvenli bir koridora dönüştürülmesi gerektiğini ifade etmiştim. Hatta Irak PKK’sı ile Suriye PKK’sının yani YPG’nin birbiriyle buluşmasının engellenmesinin temin edilmesi gerekir diye ifade etmiştim. Bugün benim söylediklerimi Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan da söylüyor. Dolayısıyla sınırımızda 10 binlerce teröristin
oluşturduğu ve ordulaşmış bir yapı söz konusuysa, o zaman siyaseten elde edilmiş bir başarıdan bahsedebilmek mümkün değil. Gerçekleri görmek mecburiyetindeyiz.” şeklinde konuştu.
“ABD’nin silahlandırdığı bir yapının, İmralı’nın sözüyle silah bırakacağını düşünmek için akıldan vareste olmak gerekir”
Terör örgütünün Türkiye, İran ve Irak’taki farklı yapılanmalarına işaret eden Dervişoğlu,
“Bunların tamamının silah bırakmaması hali, bizim güvenlik problemimizin ortadan kalkmadığına delalet eder. Siz mangalda 30 tane konvansiyonel silahı yok edip, PKK’yı silahsızlandırdığınızı iddia edersiniz;bunun elim sonuçlarıyla karşı karşıya kalmanız kaçınılmazdır. Oldukça net ifade etmeye çalışıyorum. Bu terör örgütü Türkiye'de PKK’dan ibaret değil. Bir çatı örgütü.Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varsayıp öngördüğü gibi bunların tamamı üzerinde de Abdullah Öcalan denen caninin kesin hakimiyeti söz konusu değil.
Dolayısıyla Türkiye neyle karşı karşıya bulunduğunu doğru anlamalı ve kendi geleceğiyle ilgili tedbirleri almaktan geri durmamalı. Amerika Birleşik Devletleri'nin silahlandırdığı, eğittiği, donattığı, ordulaştırdığı bir yapının;İmralı’daki bir katilin sözüyle silah bırakacağını düşünmek için akıldan vareste olmak lazım. Bunu bana daha önceden sorduklarında ‘Siz geri zekalı mısınız? Böyle bir şeyi nasıl bekliyorsunuz?’ diye sitem etmiştim.
“Bahçeli süreçlere, kilimlere, isim vermekte mahirdir”
İmralı tutakları ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye hediye edilen kilim hatırlatılan Dervişoğlu, “Sayın Bahçeli süreçlere, kilimlere, hatıralara isim vermekte mahirdir.Dolayısıyla kilimi gönderenin ne amaçla gönderdiğinin doğru anlaşılması lazım. O değerlendirmeyi yapabilmem mümkün değil. Çünkü kilime öyle önemler affedildi ki, kilim getirilmiş neredeyse bir ay sonra o kilimin geldiğine dair fotoğraflar paylaşıldı. Demek ki bir zamanlama gerekiyordu ve o zamanlama da oyunun kurgulayıcıları tarafından uygulandı. Ben meseleye öyle bakıyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bu komisyon kurulurken, komisyonun kuruluş maksadından daha çok kuruluş biçimi hakkında eleştirilerimi ifade etmiştim. Bir komisyon kurulacak, önce 100’le başladı. Salt çoğunlukla karar alacağı söylendi. Komisyon, komisyonu kuranlar tarafından yapılandırıldı. Karar yeter sayısına uygun bir biçimde partilere üye dağıtıldı. İktidar ve DEM bloğunun dışındaki siyasi partilerde,aslında komisyonun kuruluş aşamasında komisyona figüran eğlendiler. Dolayısıyla muhalefet açısından bir şeyi değiştirebilecek sayısal çoğunluk yoktu. (Öyle olsaydı gider miydiniz?) Bu konuşulur. Bütün siyasi partiler, daha önce kurulmuş uzlaşma komisyonları gibi eşit sayıda üyeyle temsil ediliyor olsalar, o zaman elbette ki fikirlerimizi farklı bir biçimde ifade edebilmek imkanına sahip olurduk. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, hangi partiye kaç komisyon üyesi düşüyor sanki hesaplanmış bir biçimde nitelikli çoğunluğun iktidar grubuyla DEM ortaklığına verildiği bir komisyon yapısı oluşturuldu. Dolayısıyla siz orada söylediklerinizle figüran olma vasfının dışına çıkamayacaktınız ve süreci de etkileyemeyecektiniz; bugün olduğu gibi” değerlendirmesini yaptı.
“Tutanaklar ne oldu da 16 sayfaya çıktı?”
“Önce 4 sayfa olarak açıklanan İmralı raporu bugün ne oldu da 16 sayfaya çıktı?” diye soran Dervişoğlu,“Ayrıca bunun 60 sayfanın üzerinde olduğu söyleniyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında bir takım birimlerce o komisyon tutanaklarını redakte edildiği ifade edilir. Bütçe konuşmasında da Sayın Meclis Başkanı’na bunu söyledim.Bir komisyon gönderiyorsunuz, o komisyonun tutanaklarını tutmaya bile muktedir olamıyorsunuz. Dedim ya; alt komisyon niteliklidir,komisyona dair partilerden seçilmiş üyeler.İmralı'ya gittiler tutanağı başkanı tuttu, başkası redakte etti. Önce 4 sayfa yayımlandı, sonra 12 sayfa daha yayımlandı. Türk siyasetinin ya da TBMM’nin ‘Ne işliyor?’sorusuna cevap bulması lazım. Komisyonun yapmış olduğu ziyaret bağlı olarak yayımlanan tutanağa DEM Parti’nin itiraz ettiğini de görüyorsunuz.” şeklinde konuştu.
“TRT’yi göndersinler, Abdullah Öcalan'la mülakat yapsınlar”
İmralı’dan canlı yayın yapılması yönünde bir arzu taşıdığını dile getiren Dervişoğlu, “Canlı yayın yapma imkanı olsa da yapsanız. Herkes onun ne olduğunu bir görse diye de arzularım ben. Mesela TRT’yi göndersinler. Abdullah Öcalan'la orada 3 saat mülakat yapsınlar. Abdullah Öcalan'ın kim olduğunu bu milletbir görsün. Bizim devlet olarak kimden medet umduğumuzu bir görsün. Türkiye'de sosyolog kalmadı, Türkiye'de jeopolitik uzmanı kalmadı, Türkiye'de stratejist kalmadı, Türkiye'de tarihçi kalmadı da biz nasıl bir adamı acaba muhtaç olduk diye bu millet bir görsün. Akli melekeleri yerinde mi bir anlasın. Psikolojik özürlerini analiz etsinler. Kilimin desenlerini analiz etmekten kolay bir şey bu. Dolayısıyla bazı açıklar ortaya çıktığında birtakım şeylerin yayınlanmasına tepki gösteriyorlar. O zaman bir kişinin gerçek kimliğinin sansürlenmesi yolunda, kim kiminle işbirliği yapıyor acaba sorusu gelmeyecek mi aklımıza? Ve bu sorunun cevabızihinlerimizi tırmalamayacak mı? (Kim kimle işbirliği yapıyor?) Ben onun takdirini kamuoyuna bırakıyorum. Ama eğer bir şeyler saklanırsa o redaksiyon esnasında, başka bir plan vardır demektir. Bu planın müelliflerinin kim olduğuna bakmak lazım, tuzağın ne olduğunu tespit edebilmek için” dedi.
Öcalan’ın “Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım” ifadeleri
Tutanaklarda Öcalan’ın siyasete Ülkü Ocakları’nda başladığına yönelik bir ifadesinin olduğu hatırlatılan Dervişoğlu, “Bu çok magazinel bir şey. Kızılay Ülkü Ocakları’ndan başlamış falan.. Şimdi bu o kadar ilginç bir durum ki? Yani bir haine bir kimlik belirleyebilmek için bile Ülkü Ocakları kullanılıyorsa, buna Ülkü Ocakları’nın cevap vermesi lazım. Ben o gelenekten gelen biriyim. Orada kimlerin olabileceği, kimlerin barınabileceği de yakın zamana kadar iyi bilirdim ama şimdi aynı iddiada bulunamam. Ankara'ya yatılı okulda gelen biri,Ülkü Ocaklarına da devrimci birtakım kuruluşlara da gitmiş olabilir. Bu ona siyasi bir ilişki ağı ya da bir etiket kazandırmaz. Ama bu işi onun da alet edilmesi ve ondan medet umulması mı düşünülüyor diye baktığımızda içimiz sızladığını söyleyebilirim.” şeklinde konuştu.
“AK Parti içinde de birtakım tartışmalar var”
“AKParti ile MHP arasında bir görüş ayrılığı mı var?” sorusu üzerine Dervişoğlu,“Bunun hükümetinkendi içindeki tartışmalarla da ilişkilendirilmek mümkün. Adalete Kalkınma Partisi içerisinde de birtakım tartışmalar yaşanıyor. Sayın Bahçeli'nin ifadesine göre MHP, Cumhur İttifakı'na ortak. Hükümete, idareye, icraya ortak olmadığını ifade ediyor. Şimdi bu dalgalanmanın içinden nasıl bir değerlendirme çıkarayım onu kestiremiyorum ama şöyle de bakabilirsiniz. Şimdi hükümetin içinde Hakan Bey'e yönelik de bir tepki var. Hakan Bey, benim söylediklerimin hemen hemen aynısını söylüyor. ‘Acaba hükümet içinde ona duyulan tepki bizimle fikirde birleşmiş olması hali midir’diye de bir değerlendirme yapmak mümkün olabilir. Dolayısıyla son derece girift ilişkiler. Ben bunun Türkiye'nin kendi kurumları içinde sınırlı kalmasını temenni ediyorum. Yani bu sürece diler ve umarım ki başkalarının manipülasyonları
dahil olmamıştır” yanıtını verdi.
“Kürtleri bir oy deposu olarak görmüyorum”
“Türkiye’de Kürt seçmeni tek bir partiyle özelleştirmek sizce doğru mu? İYİ Parti olarak, Kürt vatandaşlarına yönelik nasıl bir siyasi zemin öneriyorsunuz?” sorusu üzerine Dervişoğlu, “Ben, Kürtleri bir oy deposu olarak görmüyorum. Kürtleri bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşları olarak sayıyorum. Dolayısıyla siyasi dengeler içinde hangi siyasi partilerle ittifak kurulması gerekiyor sorusunun cevabını etnik kökende aramıyorum. Bütün bunları söylerken de yaptığım şeyin aslında Kürtler içinde bir savunma hattı oluşturmak anlamına geldiğini ifade ediyorum. Bunu her yerde söylüyorum. Şimdi anlaşılamayan bir şey var. Neyin tartışmasını yapıyoruz dikkatlice değerlendirmemiz lazım. Şimdi Suriye'de Kürtler vardı, belli bir bölgede enterne edilmişlerdir ve Suriye onları vatandaş yapmıyordu. Irak'ta Kürtler vardı. Yine belli bir bölgede enterne edilmiş haldelerdi. Irak onları seçmen yapmıyordu. İran'da Kürtler vardı. Yine bir bölgeye sıkıştırılmış vaziyette. İranda onları memur yapmıyordu. Türkiye'deki. Kürtlerin yüzde 60’dan fazlası
Ankara'nın batısında yaşıyor. Dolayısıyla siz bütün Kürtleri eğer PKK eşittir Öcalan, o da eşittir Kürtlerdir denkleminin içine sokarsanız; bu Kürtlere yapılmış en büyük ihanet olur. Bizim kardeşlerimizle aramıza set kurmanıza vesile olur” ifadelerini kullandı.
“Samimiyetimden herhangi birinin tereddüt ettiğine dair bir emare gözlemlemedim”
“Ben gerçekler üzerinden konuşuyorum ve samimiyetime milletimin inandığını da görmek istiyorum” diyen Dervişoğlu,“Benim samimiyetimden herhangi birinin tereddüt ettiğine dair bir emare gözlemlemedim. İddia ediyorum ki ortaklık kurduklarından daha fazla bana güvendiklerini inanıyorum. Bunu açık ve net olarak söylüyorum. Bugün DEM, ortaklık kurduğu çevrelerden daha fazla benim samimiyetime inanır. Çünkü ben aklımdan geçenleri bir siyasi süzgeçten geçirmeden telaffuz ederim. Bunu kim söyleyebilir? Yani benim konumumda biri,siyaseten süreci ajite edip, bundan beslenmesi mümkünken; ben onlar içinde bir savunma hattı kuruyorum kim diyebilir Türkiye'de? Bunu ben söylüyorum ve iftiharla da söylüyorum. Bin yıllık kardeşliği yaşatabilmek için yapmamız icap eden doğru şeyler var.” şeklinde konuştu.
Genel Yayın Yönetmeni İpek Özbey’in, “Tuncer Bakırhan konuğumuz olduğunda kendisine ‘Eşit değil miyiz?’diye sordum. O da bana Kürtçe cevap verdi ve ‘Beni anladınız mı?’ diye sordu. Hayır dedim.‘Bakın anlaşamıyoruz’ dedi.” sözleri üzerine Dervişoğlu,“Bu eşit vatandaşlığa halel geldiğine mi delalet ediyor? Çerkezce cevap verseydiniz ne diyecekti? Ya da Arapça cevap vermiş olsaydınız ne diyecekler? Aslında bir itiraftır onun yaptı. Bizim müşterek bir kimliğe ihtiyacımız olduğunu ve bölünmez bütünlüğünü muhafaza edebilmesi için Türk milli kimliğine ne denli ihtiyaç duyduğumuzun da delili olarak değerlendirilmesi lazım” karşılığını verdi.
Dervişoğlu şöyle devam etti:
“Şimdi eşit vatandaşlık, eşit ve onurlu vatandaşlarız diyoruz. Eşit vatandaşlık 90’lardan sonraki literatürde, o liberal dalganın çok sert estiği ve dünyayı hakimiyet alanını aldığı dönemde ne için konuşuluyordu ve Yugoslavya'da neye sebep oldu? Bireysel anlamda mı bir eşit vatandaşlık arıyoruz, yoksa kurucu unsur tanımında bir eşitlik arayıp, ‘Farklı 2 milletiz ve farklı 2 millet olarak eşit olmalıyız’ demek istiyorlarsa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin felsefesinin bunu kabullenilmesi mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti egemenlik haklarına tecavüzü masum göremez”
“Süreç Cumhuriyet’e yapılmış bir kalkışma”
Süreci “Cumhuriyet’e yapılmış bir kalkışma” olarak tanımladığını vurgulayan Dervişoğlu, “Bunu Sayın Erdoğan’a ömür boyu Cumhurbaşkanlığını açma olarak da görür müsünüz?” sorusuna ise şu cevabı verdi:
“Buna dair beyanlarım da var benim. Çünkü Sayın Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığının devam etmesi öncelikle erken seçimi mümkün kılabilecek bir nitelikli çoğunluğa sahip olmasından geçiyor. Eğer Anayasa’yı değiştirebilecek 400 sayısına ulaşması mümkün ise o zaman bu rejimi katmerli hale getirme imkanını da beraberinde getirir. Ama ben şuradan bakıyorum. Ben Türkiye'yi yönetenler açısından bile bu sistemle sürdürülebilir bir düzen inşasını mümkün görmedikleri kanaatini taşıyorum. Elbette ki Sayın Cumhurbaşkanı hem kendi dönemini katmerlemek -ki zaten Anayasamıza göre en fazla 2 defa seçiliyorsunuz, Sayın Cumhurbaşkanı üçüncü defa seçildi. Şimdi Meclis erken seçim kararı alabilecek nitelikli bir çoğunluğu yakalarsa yeniden seçilebilme imkanı doğacak.Rejimi daha da tek adamlığa evirebilecek adımların atılması planlanıyorsa da bir Anayasa değişikliği parlamentoda 400 milletvekili sayısına ulaştıktan sonra mümkün hale gelebilir. Bu senaryoların hepsi konuşulabilir amaaslolan bu ittifakların arkasında Sayın Cumhurbaşkanı’nın siyasi hesaplarının yattığı gerçeğidir”
“Türkiye bu rejimden kurtulmalı”
“Bu sistem Türkiye’ye ağır geliyor” diyerek Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne dair eleştirilerde bulunan Dervişoğlu, “Türkiye bu rejimden kurtulmalı. Bundan sonra kimin iktidar olacağı önemli değil. Bu rejimle Müsavat Dervişoğlu da iktidar olsa ve Cumhurbaşkanı seçilse, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın türevi olmaktan öteye gidemez. Ama herkes iyi bilsin kibu yetkiler Recep Tayyip Erdoğan'a göre tanzim edilmiş yetkilidir. Bu anayasa onun için yapılmış, bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi elbisesi de onun için dikilmiştir. Bu yetkiler doğrudan doğruya millet egemenliğini bypass eden yetkilerdir. Dışarıdan bakıldığında Türkiye'nin tek adamlığa evrildiğine dair kanaati hakim kılabilecek boyutta etkilerdir. Her şey bir kişinin 2 dudağının arasından çıkacak kelama ve attığı imzaya terk edilmiştir. Türkiye'nin aşması gereken budur. O sebeple sistem değişikliği iddiasından vazgeçmeyeceğiz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diye adlandırılmış ama tek adamlık rejimi gibi algılanan bu rejimden kurtulup hiç zaman kaybetmeden parlamenter demokratik sisteme geçişin önünü açmamız lazım. Muhalefetin üzerinde hem fikir olması gereken ilk konu budur. ‘Yanlışları yüzünden iktidar kapısı bize açılabilir. Dolayısıyla aynı yetkileri biz de kullanırız’ diye düşünülmesini çok doğru bulmuyorum” dedi.
Dervişoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı bu sistemin Türkiye'ye ağır geldiğini ifade ederek, parlamenter demokratik sisteme geçme yolunda bir anayasal değişikliği yaşama geçirmek isterse, muhalefetin bütün unsurları da kendisiyle beraber masaya oturup değerlendirme yapabilme imkanını getirmemelidir. Parlamenter demokrasiye geçiş bir ön şart ise bu şartı ülke için gerekli görüyorum. Bunu kabullenen siyasi yapılarla bir araya gelip karşılıklı görüş alışverişinde bulunmak mümkündür” diye ekledi.
“Oy oranımız yüzde 10’un altında değil”
İYİ Parti’nin oy oranı sorulan Dervişoğlu, “Kamuoyundan edindiğim intibaya dayanarak söylüyorum; benim için yeterli olmayan bir oran ama yüzde 10’un altında değil. Yüzde10 da 15 de bir şeyi değiştirmiyor. Anlatılacak bir hikayeye sahip olmak istiyorsanız, zihinlerde bir muhteva inkılâbı yaratmak durumundasınız. Bunu yapabilecek yeterlilikte olduğumuza inanıyorum. Belli bir oranı geçtikten sonra nereye kadar yükseliriz onu kestirebilmek de mümkün değil” yanıtını verdi.
“Türkiye'nin israf ekonomisini terk etmesi gerekiyor”
Türkiye’nin kurla ve faiz arasında sıkıştığını ifade ederek ekonomiye dair değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, “Her alanda ciddi sıkıntılarla karşı karşıya bulunduğumuzu müşahade ediyorum. Sanayi zor durumda, teşvikler doğru bir biçimde yaşama geçirilmiyor. Kobiler zor durumda. Türkiye'nin her yerini gezip dolaşıyorum. Üreticiler çok zor durumda. Özellikle tarım alanında çiftçilikten vazgeçen nüfus her geçen gün artıyor. Türkiye'yi bulunduğu yerden kaldırıp çıkarabilecek ciddi bir programa ihtiyaç var. Bu programın da yaşama geçirilebilmesi için Türkiye'nin israf ekonomisini terk etme zorunluluğuyla karşı karşıya bulunduğunu görüyorum.” şeklinde konuştu.
“Servet kontrolüne doğru hızla gidiyoruz”
"Örgütlü bir yolsuzluk üzerine bina edilmiş, yoksulluk ve yoksunluk rejimi" çıkışı hatırlatılan Dervişoğlu, “Bu doğrudan doğruya bir yoksunluk rejimi ve servet transferi rejimine dönüştü.
Endişem odur ki servet kontrolüne doğru da hızla gidiyoruz” değerlendirmesini yaptı.
Erdoğan sonrası dönem
Recep Tayyip Erdoğan sonrası için Bilal Erdoğan isminin konuşulduğu hatırlatılan Dervişoğlu,
“Türkiye böyle bir şeyi kaldırır mı kaldırmaz mı onun üzerinde düşünmek lazım. Cumhurbaşkanı’nın kendinden sonraki dönemi kendi ailesinin içinden biriyle sürdürmeye çalışması ya da buna kalkışması toplumdan nasıl bir tepki görür bunun değerlendirilmesi lazım. Sadece Bilal Bey'in üzerinde de bakmıyorum meseleye. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin içinde bunu düşünen, bunu hedefleyen, bunun için stratejiler oluşturulan kişilerin varlıklarını biliyoruz.Onlarda zaman zaman gündem oluyorlar. Ama asıl önemli olan değişikliğin halk tarafından değil,yine Cumhurbaşkanı tarafından planlanmış olması hâli bile; egemenliğin milletten çıkarılıp başka bir yere bırakılması anlamına geliyor. Türkiye bunu kaldıramaz. Tayyip Bey kendinden sonraki dönem için oğlunu mu hazırlıyor? Demokrasi olan yerlerde bunlar akıldan bile geçirilebilecek şeyler değildir.” şeklinde konuştu.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

